• 30 Mayıs 2018, Çarşamba 7:48
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

FÂTİH ve KUTLU FETİH (3)

Fatih’in Doğumu-Çocukluğu-Tahsili:

Fatih; beşer tarihine ismi altın harflerle yazılan, Müslüman Türk’ün ye­tiştirdiği dünya çapındaki şahsiyetlerden en büyüğü, çağ açıp cağ kapa­yan mümtaz bir şahsiyettir. 30 Mart 1432’de Pazar günü sabah güneşin doğduğu sıralarda Edirne Sarayında doğmuştur. Annesi, Bursa’daki mah­keme sicille­rine ve türbe kitabelerine göre, Hüma Hatun isimli bir Türkmen kızıdır.

II. Murad Hacı Bayram-ı Veli’den daha önce zikredilen manevi müj­deyi de alınca, oğlunun üzerinde daha bir hassasiyetle durmuş. Devrin en âlim ve fâzıl kişilerini O’nun tahsili ile görevlendirmiştir. Padişah oğluyum diye şı­marmasın düşüncesiyle, küçük Mehmed’in gözü önünde Hocalarına kendini azarlatmıştır.(1) 

Fatih çok zeki, çok haylaz, afacan, hareketli ve hırslı bir çocuktur. Bir gün bu hareketlerine kızan babası: “Haylaz herif sen adam olmazsın” diye bağırınca, yanlarındaki Akşemsettin: “Ey Allah’ım. Peder ne der, kader ne der” diye mırıldanarak, velayet kudreti ile istikbali temaşa edivermiştir.(2) 

Fatih’in zekâ ve deha derecesini anlamak için, gençlik çağına gelme­den her şehzadeye öğretilen Çağatay lehçesi de dâhil, Arapça, Farsça, Yu­nanca, Latince, Sırpça, İtalyanca, İbrani’ce olmak üzere yedi dili hem ko­nuşup hem yazması, her halde yeterlidir.(3) 

Belli-başlı hocaları şunlardır:

1-Akşemsettin.

2-Molla Gürâni.

3-Molla Hüsrev.

4-Molla Hayrettin.

5-Molla Zeyrek.

6-İbni Temcid.

7-Molla Ayas

8-Hoca Zâde

9-Hızır Bey Çelebi

10-Ali Tûsî

Ayrıca Ciraiaca, Giovanni, Maria Angiocilo gibi ecnebi hocalardan da ders almıştır. Maddi ve manevi ilimlerde otorite denebilecek bir seviyeye gelmiştir. Merhum Nihat Sami Banarlı bu hususta şöyle der: “Öyle hocalar elinde, öyle bir ortamda yetişen her hangi bir Osmanlı şehzadesinin bir Fâtih olmaması kolay değildi.”(4)

Kendisinin de ilme karşı o kadar aşkı ve iştiyakı vardır ki; yolda at üze­rinde giderken bile, ilim erbabını etrafına çağırır hem giderler, hem de ilmi münazaralarda bulunurlarmış.(5)

Fatih hocalarını çok sever, onlara hürmette kusur etmez. Padişah ol­duk­tan sonra bile onların elini öper, adet olmamakla beraber camide bile onların ayağına kalkar, maddi bakımdan ilim erbabının kimseye muhtaç olmamasını istermiş. Bu sebeple o dönemdeki bir müderris (Profesör) ay­lığı, bugünkü para ile 25 bin dolar civarındadır.(6)

 Bu hoca sevgisine şu olay da güzel bir delildir: İstanbul’a Topkapı’dan girerken Akşemsettin’i yanıbaşında yürüt­müştür. O büyük âlim, kendine verilen çiçekleri almayıp:  “Fatih şu delikanlı, O’na verin” deyince, Fatih; “Al Hocam al. Bu şehrin ben maddi, sen de ma­nevi fatihisin, sen benim hocamsın” dediği rivayet edilir.(7) Yine Akşemsettin için; “Asrımızda şöyle bir ilim erbabının bulun­masına mı, yoksa şu şehrin alınmasına mı daha çok sevineyim bilemiyorum” demiştir(8)

 Yine O’na olan büyük hayranlığından dolayı O’na mürid olmak, O’nunla halvete girmek is­temiş, ama O büyük insan bunu kabul etmeyerek; “Sen halvete değil, devlete lâzımsın” diyerek, her­kesin sahasında temayüz etmesini ve faydalı olmasını dile getirmiştir.(9)   

II. Mehmed'in Tahta Çıkışı ve Fetih Hazırlıkları:

II. Murad vefat edince, istikbalin fatihi. II. Mehmet haberi alır almaz, hemen Manisa'dan hareketle 10 Şubat l451 de ikinci defa tahta geçmiştir.

Daha önce 12 yaşında iken babası tarafından tahta geçirilmiş, fakat Os­manlı tahtına bir çocuğun geçtiğini gören Avrupalılar, Kosova ve Varna sava­şının galibi II. Muratla yaptıkları anlaşmaları, papaların da teşvikiyle bozup, Osmanlı üzerine yürümüşlerdir.

Durumun vahametini gören küçük Sultan, savaş meydanlarının tecrübeli komutanı babasını ordunun başına çağırmış, babasının ağırdan alması üzerine; "Haçlı ayaklandı geliyor. Eğer padişah isen orduyun başına geç, yok ben padişah isem emrediyorum ku­mandan olarak ordunun başına geç" demek suretiyle deha ve iradesini sergilemiş, tahttan çekilmiştir.

Dipnotlar:

1- Yılmaz Öztuna, “Büyük Türkiye Tarihi”, c. 2, s. 472.

2- Zafer Dergisi, sayı 197, s. 31.

3- Yılmaz Öztuna, a. g. e. c. 2, s. 472.

4- Nihat Sami Banarlı, “Fâtih’in Zafer Sırları”, İstanbul 1959. s. 26.

5- Faik Reşad, “Eslaf”, Tercüman 1001 Temel Eser. 64.

6- Tarih ve Medeniyet Dergisi, İhlas yayınları, sayı 18, s. 48.

7- Nihat Sami Banarlı, a. g. e. s. 27.

8- Mustafa Runyun-Osman Keskioğlu, “Fatih Devrinde İlim ve O devirde Yetişen İlim 

Adamları”, DİB yay. Ankara 1953.

9- Mustafa Runyun-Osman Keskioğlu . a. g. e. s. 225.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık