• 10 Nisan 2018, Salı 7:19
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Enver Paşa (2)

Trakya’daki çete savaşlarında, Trablusgarp ve Balkan Savaşlarındaki ba­şarılarından dolayı Enver Paşa’ya iki rütbe birden atlatılıp(1) Tuğgeneral iken Harbiye Nâzırı (savaş bakanı) ve Pâdişah vekili olarak Osmanlı orduları ko­mutanı olmuştur.(2) Bir Rus hariciyecisinin değerlendirmesi ile “Yavuz Sul­tan Selim’in hayal ve mefkûresini taşıyan”(3) Enver Paşa son derece dindar, samimi ve muttaki bir Müslüman’dır. İçki kumar gibi alışkanlıkları yoktur ve namazını kılıp orucunu tutan biridir.

Filistin’de orduyu teftiş esnasında Ebû Hüreyre Türbesini ziyaret eder­ken(4) Bilahare Medîne’ye varıp Peygamber Efendimizin Merkad-i Şerifini ziyaret ederken gözlerinden samimiyetle döktüğü yaşları görenler hayretler içinde kalmışlardır.(5)

Sarıkamış Harekâtı esnasında yazdığı vasiyetinin son cümlesi; “yaşasın dinim, vatanım ve pâdişahım” diye bitiyor. Sâdece birkaç yıl beraber kalabil­diği eşi Naciye Sultan’a çocuklarını da kastederek “Memleketimi sizden bile fazla seviyorum” dediği târihî rivâyetlerdendir.(6)

Enver Paşaya yapılan en büyük suçlama, Osmanlıyı iflasın eşiğinde olduğu bir dönemde Birinci Dünya Savaşına sokması olarak gösterirler ama bazı târihçiler de “iki kampa bölünen dünya, İngiliz, Fransız, Rus paktının bulunduğu bölüme Osmanlıyı almadı­lar(7) ve Almanlar paktına katılmaya mecbur bıraktılar” değerlendirmesini yapmaktadırlar. Birinci

Dünya Savaşı sona erince, Doğudaki Türk illerinde İngiliz hegemonyası­nın etkilerini azaltıp kendileri işgal edebilmek için (nitekim sonra öyle ol­muştur) Ruslar Enver Paşa’yı Rusya’ya davet ederler. Almanya üzerinden Rusya’ya gitmek isteyen Enver Paşanın birkaç defa uçağı düşer, arıza yapar, Letonya’da hapse düşer ve 5 denemeden sonra Rusya’ya varabilir.

Tür­kiye’den ayrılırken zaten borç bularak ayrıldığı için parası kalmaz ve hapiste mahkûmların kara kalem resimlerini yapıp üç-beş kuruş harçlığını çıkarır.(8) Ama Rusların gayelerine muttali olunca Moskova’dan ayrılıp Azerbaycan’a gelir, burada da Ermeniler tarafından rahat bırakılmayacağını anlayınca, bir­kaç ay terk edilmiş bir tren vagonunda saklandıktan sonra Türkistan’a geçer. Oradaki Türkleri uyandıracak, birleştirecek ve Ruslara karşı ayaklandırıp istiklâllerine kavuşturacak, niyeti budur.

Ama burada çok câhil, bağnaz ve Ce­ditçiler, Kadimciler diye iki kanlı guruba ayrılan bu Türkleri birleştirmek pek kolay olmaz. Nice çileler, zahmet ve sıkıntılar çeker. O gün için Rusların şer­rinden emin olan Afganistan Kralı Emanullah Han defalarca davet edip ordu­sunun başına geçmesini teklif ettiği halde o zahmetlere katlanır ve daveti ka­bul etmez.(9) Bu arada Almanya’ya kaçan karısı, kızı ve hiç yüzünü görme­diği oğlundan haberlerde alamaz. Burada o kadar zor şartlar altında hayat sürer ki,(10) bunlara mektup yazacak kâğıt bulamamaktadır. Ama her şeye rağmen mücâdelesine ve mefkûresine devam eder.

Enver Paşa Türkistan dağlarındaki bir hücum esnasında 4 Ağustos 1922 yılının Kurban bayramının ikinci günü Rusların kuşatmasını kırmak için ya­pılan bir hücum esnasında kalbine ve gövdesine isabet eden 5 veya 7 kurşunla şehit olur. Türkistan’da Çeğen’deki bir kabirde medfundur.(11) Halk arasında evliya muâmelesi görmüş, tabutu kıymıklar halinde parçalanıp dağıtılmış, kabir toprağından herkes alıp kutsal emânet gibi evinde saklamış tır...(12)

Enver Paşa Bağdat Vâlisi Süleyman Nazif’ten 24 saatte 30.000 okka çay hazırlamasını telgrafla isteyince Vâli: “Çin imparatoruna gidecekken yanlış­lıkla bana geldiği için iade ediyorum” diye geriye göndermiş. Yani bu şartlar altında bu kadar çay nerden bulunur demek istemiş.(13)

Paşanın böyle hayalperestlikleri olmuştur. Birinci dünya savaşına her ne kadar Batılılar bizi mecbur etmiş iseler de, Enver paşa da isteyerek(14) ve Mısır’ı İngilizlerden, Kafkasları Ruslardan kurtaracağız, Turan illerine yeni­den sahip olacağız hayaliyle balıklamaya dalmıştır.(15) Üstelik bunu halkın ve devletin iflâs ettiği bir dönemde yapmıştır.(16)

 Sonradan hatalarını kendileri de anlamış ve Filistin bozgunundan sonra bizzat Enver Paşa Mersinli Cemal Paşa’ya; “Turan olalım derken, viran olduk”, “Bizim asıl büyük günahımız Sultan Abdülhamid’i anlamayıp, Siyonizm’e alet olmaktır” demiştir.(17)  

İş başına gelir gelmez birçok tecrübeli ordu mensubunun işine son verip ekmeğine mâni olmuştur. Savaşlarda da biraz katı davranıp küçük hatalar eden bazı genç subayları ve askerleri mahkemesiz kurşuna dizdirmiş, kızınca fevri hareketlerde bulunup tümen komutanlarının bile kurşuna dizilmesini emretmiş, büyük bir fecaat olan Sarıkamış harekâtı gerçeklerini halktan ve pâdişahtan gizlemiştir.(18)

Yıllarca savaştığı balkan çetelerini ve milletlerini tanımayıp, pâdişahı hal edip, Meşrutiyeti getirince her şeyin güllük gülistanlık olacağına inanacak kadar saflık göstermiş ve şöyle demiştir: “Artık ne Bulgar var ne Yunan var, ne Rum var. Ne Yahûdi ne Müslüman, Aynı mavi Gök kubbe altında hepimiz eşitiz.”(19)

Dipnotlar:

1- Enver Paşa 32 yaşında 1913 yılında Albay rütbesine terfi etmiş, iki hafta sonra Mirliva yani Tuğgeneral olmuş ve aynı gün Savaş bakanı yapılmıştır. 5 gün sonra Genelkurmay Başkanı olmuş kısa bir müddet sonrada Başkomutan Vekili olmuştur. Bundan dolayı bazıları ona Paşa rütbeli çocuk demişlerdir. Yavuz Gölbaşı, “Sarıkamış Düştü” Türkiye İş Bankası Yay. İst. 2013, s. 14.

2- Hans Kannengıeser, “Çanakkale’de Türklerle Beraber”, Timaş Yay. İst. 2009, s. 25. Enver’in kısa zamanda aşırı rütbe alıp yükselmesini büyük bir hata olarak değerlendirenler vardır. İttihat ve Terakki mensupları o dönemde o kadar Pâdişahtan bağımsız ve pervasız hareket etmişler ki; Pâdişah Enver Paşanın Harbiye Nâzırı olduğunu gazetelerden öğrenmiştir.  Joseph Pomiankowski, Kayıhan Yay. Çev. Dr. Kemal Turan, 2. baskı, s. 38.

3- Nevzat Kösoğlu, “Şehit Enver Paşa”, Ötüken Yay. İst. 2008, s. 195.

4- Emin Çöl, “Çanakkale-Sina Savaşları- Bir Erin Anıları” Nöbetçi Yay. İst. 2009, s. 90.

5- Ali Fuad Erden, “Suriye Hatıraları”, İş Bankası Yay. İst. 2006, s.184, 284. 

6- Nevzat Kösoğlu, “Şehit Enver Paşa”, Ötüken Yay. İst. 2008, s. 207.

7- Çünkü bu devletler çok önceden Osmanlıyı yok etmeyi kararlaştırmışlar, topraklarını nasıl bölüşeceklerinin haritalarını bile yapmışlardır.

8- Târih ve Medeniyet Dergisi, sayı 9, s. 8: Kadere inanmayanlara ibretli bir misal; Bir zamanlar bir imparatorluğun iki numara hattâ pâdişahı bile diskalifiye edip bir numarası olan bir adamı kader nelerle karşılaştırmış?

9- Zeki Velidi Togan, “Hatıralar”, TDV Yay. Ank. 1999, s. 332, 390.

10- İlhan Bardakçı, “Tuğraların Ağıtı”, Türk Edebiyatı Vakfı Yay. İst. 2004, s. 98.

11- Nevzat Yalçıntaş, “Hatıralar”, İşaret Yay. İst. 2012, s. 582.

12- Nevzat Kösoğlu, “Şehit Enver Paşa”, Ötüken Yay. İst. 2008, s. 592.

13- A. Ragıp Akyavaş, “Derken Efendim-1”, TDV Yay. Ankara 2007, s. 362.

14- Liman von Sanders, “Türkiye’de Beş Sene”, Yeditepe Yay. 2. Baskı İst. 2006, s. 351.

15- Âlim Kahraman, “Yahya Kemal Beyatlı”, Kaynak Yay. İst. 2008, s. 130.

16- Arif Baytın, “Sessiz Ölüm-Sarıkamış Günlüğü”, Yeditepe Yay. İst. 2007, s. 88. 

17- Cevat Rifat Atilhan, a. g. e. s. 54.

18- Arif Baytın, “Sessiz Ölüm-Sarıkamış Günlüğü”, Yeditepe Yay.İst.2007, s.126,137,151,182.

19- İhsan Süreyya Sırma, “Târih Şuuruna Doğru”, Seha Neşriyat, İst. (târihsiz) s.115.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık