• 04 Ekim 2019, Cuma 8:51
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Elbise ve Dış Görünüm Temizliği (1)

Resûlullahın yanına pejmürde kıyafetli birisi gelir. Pey­gamberimiz “sen fakir misin?, malın mülkün yok mu?” diye sorar, o “hayır fakir değilim” diye cevap verince, Efendimiz; “o halde güzel elbiseler al, giy, Cenâb-ı Hak kuluna verdiği nimetleri, kulunun üzerinde görmek ister.”(1) buyurur.  Na­maza kalktığında ve mescide gittiğinde ter­temiz elbiseleri ile gitmesini: “Ey Âdemoğulları! Her mes­cide gidişinizde ziynetli elbiseleri giyin; yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.”(2) buyu­rarak emretmiştir. Sev­gili Peygamberine de “Elbiseni temizle” (3) diye emrederek, konunun ehemmiyetine dikkat çekmiştir. Bundan dolayı elbi­sedeki pislik fıkıh ve ilmihal kitaplarında detayları belir­tilen oranları geçerse, abdestli yapılması gere­ken namaz, ta­vaf, secde gibi ibadetler kabul olmaz.

Beden ve elbise temizliğine ümmetinin hakkıyla riayet edebilmesi için yüce Peygamberimiz; büyük ve küçük tuvaletlerin ayakta değil, oturarak yapılmasını emretmiştir. Büyük tuvaletin ayakta yapılması pek mümkün değilse de, küçük tuvaletin oturarak yapılmasını emreden başka bir din, mezhep veya felsefi akım yoktur. Resûl-i Ekrem Efendimiz ayakta yapılan yani yüksekten bırakılan idrarın daha fazla çırpıntı yapacağını, daha fazla etrafa dağılıp insan üzerine bulaşacağını bildiği için bu icraatın oturarak (çömelerek) yapılmasını emretmiş ve kendisi bizzat uygulamıştır.

Buhârî ve Müslim, Abdullah b. Abbas (ra)’ın şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir: Resûlullah (as) iki kabrin yanından geçti ve şöyle buyurdu: “Bu kabirlerde yatanlar azap görmektedirler. Ama büyük bir şeyden dolayı azap görmüyorlar.” Resûlullah (as) daha sonra sözüne şöyle devam etti: “Evet bunlardan birisi, insanlar arasında söz taşırdı. Diğeri ise bevlinden (idrarını üzerine sıçratmaktan) sakınmazdı."(4)

Hz. Aişe validemizden rivayet edilen bir hadiste de Efendimiz şöyle buyurur: ''Kendisine Kur’ân nâzil olmaya başlandığından beri, Resûlullah (as) ayakta bevl etmemiştir''(5)

Abdullah İbn-i Mesud hazretlerinden rivayet edilen hadiste ise Peygamberimiz şöyle buyurur: "Şüphesiz ki ayakta abdest bozman da cefadandır'' (6) Peygamberimizin pek nadir de olsa ayakta bevl ettiğine dair rivayetler de vardır.(7)  Çömelerek akıtıldığında, mesanede idrar, taş, kum, tortu vb. kalıntıların olmayacağını, tam boşalmanın sağlanacağını, dolayısıyla sıhhat yönünden daha sağlıklı olacağını konunun uzmanı olan doktorlarda söylemektedirler.

Ulemanın çoğunluğu bu ve benzeri hadislerden, herhangi bir özrü yoksa ayakta abdest bozmanın mekruh olduğu hükmünü çıkarmışlardır.

Peygamberimiz saçı başı dağınık, pejmürde olanları bazen kendi eliyle düzeltir, diliyle ikaz ederdi.(8) Fakat çoğu zaman bu ikazları yaparken, kişileri teşhir etmez, hedef göstermez, insanları rencide etmez; “Görüyorum ki bazılarınız, dişleri sararmış, saçı sakalı birbirine karışmış bakımsız olarak do­laşmakta, böyle pejmürde olmak Müslüman’a yakışmaz, ol­gun Mümine yaraşmaz” gibi sözlerle umuma hitap ederek yapardı. Kendisi her renk elbiseyi giymiş, ama ekseriyetle “beyazı tercih etmiş ve beyaz giyinmeyi tavsiye etmiştir.”(9) Beyaz giyinmek büyük marifet ve maharet ister, çünkü en ufak bir lekeyi belli eder.  Dışarı çıkacağında kapı kena­rına koyduğu bir kap suyu ayna olarak kullanır, saçını saka­lını düzelterek, kılık-kıyafetine çeki-düzen vererek çıkardı.

Bir defasında Abdurrahman b. Avf’ı bir seriyyenin (küçük çaplı birlik) başına kumandan tayin etmiş, birliği uğurlamak üzere geldiğinde komutanın dış görünüşünün biraz dağınık olduğunu görünce yanına çağırıp bizzat eliyle düzeltmiştir.

Saç ve sakal bakımına önem verilmesini, temiz ve sade giyinilmesini emretmiş,(10) ama her hususta olduğu gibi bu hususlarda da ifrata (aşırılığa) kaçılmasını hoş görmemiştir. Sakal kesip bıyık uzatmayı, sakalı aşırı şekilde uzatmayı, ipekli ve haddinden fazla süslü elbiseler giymeyi, altın yüzük takmayı, vücut azaları üstünde aşırı oynamalar yaptırıp (dövme, botoks gibi) dikkat çekmeyi de hoş görmemiştir.

Efendimiz sık sık; “İşlerin en hayırlısı orta (normal) ola­nıdır.”(11) buyurur; hiçbir hususta, hatta ibadetler hususunda, hayır ve hasenat verme hususunda bile normal davranılma­sını, ölçü dışına çıkılmamasını, haddin aşılmamasını emret­miştir.

Yüce dinimizde ifrat ve tefrit yoktur. İfrat aşırılık, tefrit tam onun zıddı, normalin çok altı demek. Mesela: Hiç kim­seye bir ikramda bulunmayan, yedirmeyen, içirmeyen, hiçbir hayır kurumuna zırnık koklatmayan kişiye cimri derler, bu tefrittir.

Dipnotlar:

1-Nesâî, Ziynet 83.

2-A’raf Sûresi, 31.  

3-Müddessir Sûresi, 4.  

4-Buharî, Vudu, 56; Müslim, Taharet, 34; Nesaî, Cenaiz, 166.

5-Sünen-i Ebu Davud 1/93

6-İbn-i Mace, Hadis No:300.

7-Tirmizi C:1, Sh 19.

8-İbrahim Canan, a. g. e, c. 7, s. 8.

9-Tirmizî, Cenâiz 18, Ebû Dâvûd Tıbb 14.

10-Buhârî, Hayız 9, Müslim, Taharet 100.

11-Buhârî, Edeb 86, Savm 51; Tirmizî, Kıyâmet 21.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık