• 16 Şubat 2017, Perşembe 7:16
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Dünya Târihinin Yeniden Yazılması Gerekir

Dünya çapındaki târihçimiz ve Osmanlı uzmanımız Prof. Dr. Halil İnal­cık Bey; “Osmanlı arşivleri olmadan 20. Yüzyılın târihi dahi yazılamaz” de­mektedir.(1)

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Hitler’in şerrinden kaçıp Türkiye’de uzun yıllar hocalık yapan Alman Prof. Dr. Fritz Neumark’da şöyle demiş: “Os­manlı arşivleri incelenip su yüzüne çıkarılabilse, dünya târihinin yeniden yazılması gerekir.”(2)

Dedelerimizin arşivlerini bugün en çok, ilerlemiş devletler araştırıyor, didik didik ediyorlar ve birçok hususta onları örnek alıp, kendi memleketle­rinde tatbik ediyorlar. Milliyet gazetesinin şu haberi sözlerimizi teyit eder: “Osmanlı arşivlerinden 2004’te 69 ülkeden 3628 araştırmacı yararlandı. Ülkelere göre dağılımında ilk sırayı 444 araştırmacı ile ABD aldı. Bunları Japonlar, Almanlar, Fransızlar ve Yunanlılar tâkip ediyor.”(3)

Amerikalılar “son dünya düzeni”(4) diye dünyaya lanse ettikleri düzenleri­nin 150 seneye varmadan çatırdamaya başladığını gördüler. Bunun sebeplerini araştırıyorlar. Her türlü teknik ve iletişim imkânları olduğu halde 1,5 asır bile devam etmeyen kendi düzenlerine rağmen, acaba Osmanlı 6 asır­dan fazla bunu nasıl becermiş? 324 senesi süper güç olmak kaydıyla nasıl devam ettirmişlerdir?

 

Bunun yolu, yöntemi, formülü nedir? Bunu araştırıyor­lar ve bizden fazla bizim ecdâdımızı tanımaya çalışıyorlar.

  Târihini Okkayla Satan Millet:

Bizdeki târih ve ecdâd düşmanlığı öyle bir safhaya varmış ki; Harf Dev­riminden sonra kraldan fazla kralcılar tarafından öyle bir terör uygulanmış, öyle bir korku salınmış ki, Arapça veya Osmanlıca bir kitaptan, bir kâğıt par­çasından halk, kobra yılanından korkar gibi korkmuş, kıymetli kıymetsiz ne kadar eski harflerle yazılmış ne bulduysa, yakmış, atmış, toprağa gömmüş,(5) kör kuyulara dökmüş yani bir şekilde onları kaybetmiştir.

1931 yılında Hazine evrakı denen devlet arşivlerini (Eşi bulunmaz birçok târihî vesikaları) SEKA’ya (kâğıt fabrikasına) veya Bulgaristan’a hurda kâğıt fiya­tına okkası 3 kuruş 10 paraya satılmıştır.(6)

İbrahim Hakkı Konyalı, Mual­lim Cevded gibi bazı gayretli kişilerin ta başbakan İsmet İnönü nezdindeki teşebbüsleri neticesi bu satış durdurulmuş, içte ve dışta oluşan infialler ve tenkitler neticesi satılan 200 balya evrak geri istenmiş ama Bulgarlar bunun ancak 51 balyasını geri vermişler, kalanlarını vermeyip bazılarını, araştırma­cıların hizmetine sunmak üzere kendi arşivlerine koymuşlar, tasnifini yapıp araştırmacıların hizmetine sundukları için Sofya Osmanlı Târihçilerinin araş­tırma mermezi durumuna gelmiştir.

 Biz kendi târihimizle ilgili belgelerin tasnifini bugün bile tam olarak yapıp hizmete arz edememişiz. Bu belgelerin bazılarını da yine Bulgarlar bizden aldıklarının binlerce kat fazlasına Avrupa Devletlerine, hattâ Papalık arşivlerine satmışlardır.(7)

Bugün bile Osmanlı arşivlerini Macar, Romen ve Bulgar târihçiler ve araştırmacılar bizden fazla tetkik etmektedirler. Bu târih kıyımına yönelik vahşet ilk ve tek değildir, bin­lerce örnek vardır.

 Cumhuriyetin ilk yıllarında Bursa Şer’iye sicillerinin ya­kılması için emir verilmiş, bir imam bunları çuvallar içinde evine kaçırmış, bilahare müzeye devretmiş, bu çok önemli belgeleri Halil inalcık incelemiş­tir.(8)

Harf devrimi, Tekke, Zaviye ve türbelerin kapatılması (1925) kanunu çı­kınca, tonlarca evrak müze haline getirilen veya kapatılan câmi, mescit, tekke türbe gibi yerlere doldurulmuş bakımı yapılmamış, yıllarca toz toprak, sel, rutubet ve benzeri etkilerle telef olmuştur.(9) O günleri ciğerleri yanarak, içleri kanayarak izleyenlerden biri olan Midhad Cemal Bey bu acısını şöyle satırlara dökmüş:

Bizden iki üç yüz sene evvel uyananlar

hâlâ uyuyanlardaki mahiyeti görsün

Efsanesi kaybolsa kıyâmet koparanlar

Târihini okkayla satan milleti görsün      

 

Molla Rüstem isimli bir zengin ölürken biricik oğlu­nun 100 sene yaşaya­cağını farz ederek, her gün 100 altın hesa­bıyla 3. 650. 000 altın miras bırakır. Ama müsrif ve miras­yedi oğlu bu muazzam serveti yedi senede tüketir ve başkala­rına muhtaç olur.(10) Bizim durumumuz da aynen bu mirasyedilerin durumuna benzer. Ne güzel demişler: Târihine taş atanların, geleceğine gülle atarlar.

 

Dipnotlar:

 

1-Mustafa Armağan, “Osmanlı İnsanlığın Son Adası”, DA yayınları, İst. 2002, s. 231.

2-Yeşilay Dergisi Ekim 2001, sayı 815.

3-Milliyet Gazetesi, 24. 01. 2005.

4-Erhan Afyoncu, “Yavuzun Küpesi” Yeditepe Yay. İst. 2010, s. 64.

5-Başkent Üniversitesi Kültür Yayını Bütün Dünya Dergisi 2014 Şubat sayısı, s. 95.

6-Milliyet Gazetesi 24. 05. l931.

7-Dursun Gürlek, “Ayaklı Kütüphâneler”, Kubbealtı Yay. İst. 2011, s. 168.

8-Halil İnalcık, “Târihçilerin Kutbu Halil İnalcık Kitabı”, İş Bankası Yay. İst. 2013, s. 125 

9-Dursun Gürlek, “Ayaklı Kütüphâneler”, Kubbealtı Yay. İst. 2011, s. 181.

10-İskender Pala, “Tavan Arası”, Kapı Yay. İst. 2008, s. 63.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık