• 30 Kasım -1, Pazartesi 0:00
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

CÖMERT-2

Edersen bir iyilik intîzâr eyle mükâfâta

Yaparsan bir fenâlık hâzır ol ‘ayn-ı mücâzâta Lihâzâ müstâkîm ol inhimâk etme huzûzâta Eğer kîsende pâren var ise sarf eyle hayrâta Şu nushi dinlemezsen dûş olursun çok beliyyâta Sakın bir dîdeyi ağlatma handân olmak istersen Dokunma hâtır-ı mûra Süleymân olmak istersen

 

Edersen bir iyilik mükâfatını mutlaka görürsün. Kö­tülük yaparsan da ce­zasını çekeceğini sakın unutma.

Netice itibariyle dosdoğru ol, dünyevî ve nefsanî is­tek­lere kendini kaptı­rıp ahmaklık etme.

Kesende, kasanda paran varsa hayrata sarf et, se­ninle gi­decek olan odur. Bu söylediklerime kulak vermez­sen çok belâlara duçar olursun.

Mesut ve bahtiyar olmak istersen, bir gözü, yani hiç kimseyi ağlatma, üzme.

Hz. Süleyman gibi hem dünya, hem ahiret saltanatı is­tersen onun yaptığı gibi, karıncanın bile hatırını in­citme.

Allah cömerttir, cömert olanları sever. Her türlü gü­na­hımıza, isyanımıza, inkârımıza rağmen hadde hesaba gelme­yecek kadar nimet veriyor. Çeşidiyle, rengiyle, ta­dıyla, koku­suyla, ismiyle, cismiyle… sayılamayacak ka­dar çok nimet. Allah cimri olanları sevmez. Şâir Vehbî şu beytinde buna işa­ret ediyor:

Buhl ile olduğu çün pek merdût

Girmedi mushafa nâm-ı Nemrût

Gerçekten Şeytanın, Firavunun, Hamanın isimleri Kur’anda vardır. Ama Nemrut’un bahil (cimri) olduğu için yoktur. Nizamiye Medreselerinin kuru­cusu ve Büyük Sel­çuklu Devletinin, Alpaslan’ın, Melikşah’ın en popüler ve­ziri, devlet adamı Nizamül Mülk, “Siyâsetnâme” isimli eserinde şöyle der: Melekler Allah’a: “Ya Rabbi! Hâşâ sana rekabet etmeye kalkıp, ilahlık iddia­sında bulunan Firavun’a neye bu kadar uzun ve huzurlu ömür verdin, sebeb-i hikmeti nedir?” diye sordular, Cenâb-ı Allah: “onun o kötü huy ve hasletleri var ama, o Cömert birisi ve binlerce insan onun sebebiyle rızık buluyor” diye cevap verdi.([1])

 Eh cömert olan Firavuna bile Allah böyle in’am ve ikramda bulunursa, Cömert Müs­lümanlara neler ver­mez bir düşünelim. Cimri zengin­lere bir şâir şöyle hitap ediyor:

 

Susuz değirmenlerin ne ile döner çarkı

Kerem etmeyen beyin fakirden nedir farkı

 

Hadis: “Şu adamların kâfir olarak ölmesine çok üzül­düm: İyi bir şâir olması açısından İmrül Kays, Adil ol­duğu için Nuşirvan, Cömert olduğu için Hatem-i Tai, amcam olması ve bana çok iyilik etmesi açısında Ebu Talib.”([2])

 

Rasulullah şöyle buyurdu: “Cömert Allahu Teâlâ’ya yakındır. , halka yakındır, cennete yakındır, cehennem­den uzaktır. Cimri Allahu Teâlâ’ya uzaktır, halktan uzaktır, cennetten uzaktır, cehenneme yakındır. Cahil fakat cömert olan kimse Allah katında abid fakat cimri kimseden daha sevimli­dir.”([3])

 

Timur Semerkant ve Buhara’yı fethettiği günlerde ünlü İranlı Şair Hafız yeni bir gazel yazmış, Gazelin bir beytinde:

 

Ân Türkî-i Şîrâzî be-dest âred dil-i mârâ

Be-hâl-i hindâyeş bahşem Semerkad ü Buhârâ

 

“O Şirazlı Türk güzeli gönlümü elimden aldı. Onun bir tek kara benine Semerkant ve Buhara’yı bağışladım.”

Timur beyti okuyunca Hafız’ın yüksekten atışına öf­ke­lenmiş ve hemen huzuruna getirtip sormuş:

“Hafız! Biz Semerkant ve Buhara’yı fethetmek için bunca Müslüman kanı feda ettik. Sen ise onu bir güzelin kara benine bağışlıyorsun. Bu ne cömert­lik?”

Hafız ellerini yana açıp fakir ve perişan halini göste­re­rek:

“İşte, o yüzden bu haldeyiz ya Sultanım” demiş. Bu ce­vap karşısında Ti­mur’un öfkesi yatışmış ve: “Şu eli açık şa­ire iki kese altın verin” demiş.([4])

Çok zengin birinden Bektaşi yardım ister. Az bir para verip, suratını ek­şitip, “bununla hemen meyhaneye gide­cek­sin değil mi?” diye sorunca; “evet çünkü verdiğin para ile Hacca gidilmez ki” demiş.

Eskinin makam arabaları ma’lum Fayton denen at ara­baları idi. Vezirlik makamına yeni bir paşa atanmış ama cim­rimi cimri. Arabacı sık sık paşadan para ister, paşa ne yapa­cağını sorar, atlara arpa, saman, kepek yem… alacağım de­dikçe cimri paşa hem vermez, hem de bir alay lâf saydıktan sonra bir de “lâhavle” çekermiş. Bir gün yokuş bir yere gel­mişler, araba durmuş, atlar çekmi­yor, paşa arkadan “ne olu­yor?” diye bağırmış. Arabacı “atlar çekmi­yor” demiş. Paşa sebebini sorunca da: “Paşam atlar lahavle yiye yiye, velâ guvvete oldular” diye cevap vermiş.

 

 

Dipnotlar:

1- Nizamül Mülk, “Siyasetnâme”,Kült. Ve Tur. Bak. Yay. Ank. 1982, s.164.

2- Ö. Tuğrul İnançer, “Muhabbet Peygamberi Hz. Muhammed”, Sufi Yay. İst. 2010, s.48

3- Tirmizi, Birr; 40.

4- İskender Pala, “Güldeste”, Kapı Yay. İst. 2006, s. 4; Ö. Faruk Yılmaz. Osmanlı Fıkraları,Osmanlı yay. ist. 2000  s. 22.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık