• 28 Şubat 2020, Cuma 8:56
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Çeşmeler Sebiller ve Su Vakıfları (8)

Kanuni döneminde 1563 tarihinde şiddetli sel baskınları neticesi İstanbul sularının bütün alt yapısı harap olur, büyük bir su krizi yaşanır ve halk isyan derecesine gelince büyük padişah gerekenin yapılması için emir verir ve Süleymaniye Camiinin maliyeti kadar bir para harcanarak Mimar Sinan şehrin muhtelif yerlerine 40 çeşme getirir ve mesele hallolur.  Böylece o dönemde dünyanın en büyük su teşkilatı kurul­muş olur. (1) 

Kanuni, hasta olduğu halde, Zigetvar Seferine çıkarken, sanki şehit olacağını bilmiş gibi, oğlu ll.  Selim’e, hacıların su sıkıntısı çekmemeleri için, hacıların uğrak yeri olan liman şehri Cidde’ye su getirtmesini isteyen vasiyetinde şöyle de­miştir: “Benim candan sevgili iki gözüm nuru Selim Han’ım. Bu iki pazıbendi ve bir cevheri al sanduğu vakfeylemişimdir. Bunları satup Cidde-i mamureye su getiresin, oğulluk edip bu vasiyeti yerine getiresiz.  Cümle ağalar kim saraydadır ve cümle oda oğlanları şahiddir, sen benim yazımı bilirsin, bu esbâb fahr-i âlemindir, benim değildir.  Göreyim nice yerine korsız.  Dünya kimseye payidar değildir.  Ümiddir ki, baha­sıyla satasız.  Hak Teâlâ bu seferi mübarek idüp gönül hoşlu­ğuyla gelmek müyesser ede.  Habibi hürmetine aleyhisselam. ”(2)

Sultan ll.  Selim bu vasiyeti yerine getirdiği gibi, ayrıca bozulmuş olan Mekke’nin suyollarını tamir ettirmiş ve daha birçok hayrî eserleri o kutsal beldelere yaptırmıştır. (3)

İsmail Hâmi Dânişmend’in rivayetine göre, 19. Yüzyılda memleketimizi yıllarca tetkik eden ve La Türquie Actuelle isimli kitabını yazan A. D. Ubicini, Osmanlının çeşmelerden nasıl su içtiğini şöyle anlatır: “Susayan yolcu hürmetkârane bir eda ile çeşmeye yaklaşır, tası alır, suyunu içir ve ondan sonra da öpüp başına koyarak şükran vazifesini ifa ettikten başka iyice yıkayıp yerine bırakır.”(4)

Konya çeşmelerinin yapımı ve yaşaması için ilk devlet yardımı Sultan ll. Abdülhamid döneminde Ferit Paşa’nın Konya valiliği esnasında 1899 yılında alınmıştır. Toplanan vergilerden 18.000 altın liranın şehir suyu için harcanma mü­saadesini Padişahtan almış ve Konya’ya 20 km. mesafedeki Çayırbağı suyunu Alâeddin Tepesi doğusunda yapılan 500 tonluk depoya aktartmış ve şehre dağıttırmıştır.(5) 

Vakıflar elinde çok güzel bir şekilde idare edilen ve hiz­mete sunulan bu eserler, 1926 yılında vakıfların ilga edilmesi ile, devlet tekeline geçmiş, hizmetler aksamış, birçok olum­suzluklar ortaya çıkmış, su kıtlıkları çekilmiştir.

1929 yılında Tek parti döneminde, İsviçre’den Hukuk Pro­fesörü Hans Leemann’ın başkanlığında 4 kişilik bir heyet getirilmiş, vakıflar inceletilmiş bu komisyon şöyle rapor ver­miştir: “Vakıf müessesesi, henüz Avrupalıların ilk basama­ğına adım atmaya muvaffak olamadıkları ve insanlığın çok zor ulaşabileceği bir medeniyet binasıdır. Osmanlı Devleti bu binanın damına kadar çıkmıştır. Size tavsiyemiz, bu müesse­seyi terk etmek yerine, beğenmediğiniz tarafları varsa düzel­tin ve bu müesseseler medeniyetin hizmetinde devam etsin” bunu beğenmeyen Parti, T. C. Vatandaşı kişilerden müteşek­kil yeni bir heyete inceletmiş ve bu heyette: “Sebilin­den çeş­mesine, yolundan imaretine, üzerinde geçmişin dam­gası olan ve geçmişi hatırlatan vakıf müesseselerini toptan ortadan kaldırmalıyız” diye rapor vermişlerdir.(6) Neticede yukarıda bir bölümü zikredilen vakıf katliamları icra edilmiş­tir.

Akarsu yönünden çok kısır olan Konya’da bile Selçuklular döneminde şehrin nüfusu da az olmasına rağmen 300 çeşme­nin bulunduğunu tarihçiler ve seyyahlar dile getirmektedirler. (7)

Ama bunlar karşılıksız kalmamış, bu insanlar bu milletin gözünde ve gönlünde ebedi olarak mahkûm ve mahrum ol­muş bugün isimleri hiçte hoş zikredilmiyor.  İranlı şair ne güzel söylemiş: 

Kubi-i Huda sadâ nedâred

Angeh ki zened devâ nedâred

Yani: Hak sillesinin sedası yoktur ama, bir vurdu mu hiç devası da yoktur.

Dipnotlar:

1-İskender Pala, “Kırk Ambar”, Kapı Yay. 2. Bas. 2008 İst. s. 54.

2-Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi Na: E, 5888. Nigâr Anafarta, “Kanuni

Saltan Süleyman’ın son seferi ve bir vasiyetnamesi”, Türk Yurdu, cilt, 5,

Ağustos 1996, sayı 8, s. 38.

3-Mustafa Armağan,“Osmanlı’nın Mahrem Tarihi” Timaş Yay.İst.2011,s.86.

4-İsmail Hâmi Dânişmend, a. g. e. c. 2, s. 257.

5-Nazif Öztürk, a. g. e. s.  370. 

6-Çetin Özcan, “Camiler Haraç Mezat satılmış” Türkiye Gazetesi, 2 temmuz 1993; İbrahim Refik, Tarih Şuuruna Doğru-2,Albatros Yay.7.Bas.İst.2001,s.31.

7-Nazif Öztürk, Mevlüt Çam, a. g. e. s. 358.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık