• 27 Şubat 2015, Cuma 0:00
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

CEMRELER

Cemre: Lügatte,  ateş halindeki kor,  kömür manasına gelir. Şubat sonu, Mart başında devreye girdiğine inanılan ısıtıcı kuvvet, güç anlamın­dadır. Sıra­sıyla havaya,  suya ve toprağa düşer. Baharın kokusunu teneffüs ettiren,  he­yecanlı ve duygusal yönlerini terennüm ettiren,  heyecanlı his­lerle,  başka âlemlere götüren… günlerin müjdecisi,  habercisidir.

Ömer Hayyam: “Yaşadığın her an ve demin tadına var,  ot değilsin ki,  yeniden bitesin” der. Yaşamasını bilenler için kışın da güzel yönleri,  zevkli tarafları vardır. Soğuğuyla,  tipisiyle,  karıyla,  sepeniyle,  “benim kıymetimi bilin” dercesine bir kendini gösteren,  akabinde hemen kaçıve­ren güneşiyle,  uzun geceleriyle…

“Mangal kenarı,  kış günlerinin lâlezârıdır – Mangal kenarı kış gün­le­ri­nin lâle bahçesidir” demiş atalarımız. Gerçekten eskiden ocak başla­rında,  mangal kenarlarında ne güzel saatler geçerdi. Bir çul,  kilim veya deri par­çasının üzerine oturup,  mangala elleri uzatıp,  emsallerle oturmak,  hele biraz bilge bir büyüğü yakalayıp onun anlatacağı masalları,  soracağı bil­meceleri,  söyleyeceği manileri,  içi buram buram hurafe koksa da döktüre­ceği Şia men­kıbelerini,  Siretinnebi kıssalarını can kulağıyla  din­lemek,  bilmeceleri ce­vaplayabilmek için müthiş bir beyin jimnastiğine girmek,  kahramanlık     kıs­salarını büyük bir zevk ve heyecanlı dinlemek,  hayal âlemlerinde gezmek,  devler ülkelerinde dolaşmak,  ara sıra kırılan yerleri kâğıt ve gazete parçaları ile yapıştırılan camlardan dış dünyayı seyretmek,  kar durdu ise,  her türlü soğuk,  tipi ve boraya aldırmadan oyun mahallerine koşmak,  çok nadir de olsa ceplerde leblebi kuru üzüm gibi bir şeyler varsa onları arkadaşlarla bö­lüşmek,  akşama doğru oyunun en tatlı yerinde “öküzlerin,  eşeklerin sulana­cağını”, “davarların geldiğini” hatırlatan ve yüzleri buruşturan ebeveynlerin bağırmaları… Bunlar hayali cihan değen ne güzel duygular ve hatıralardı.

Mark Tawin: “Medeniyet lüzumsuz ihtiyaçların sonsuz sayıda ço­ğal­ma­sıdır.” Demiş, yine başka bir bilge kişi: “Çocuklarına istikballerini kazandı­ralım der­ken, ebediyetlerini kaybettiriyorlar.” demiş. Gerçekten doğru. Daha ilköğretimin ilk günlerinden itibaren,  hatta oraya bile bes­mele çekmeden kreş adı altında,  adı bile bize bir huşunet veren ve bebe­nin ana­sının o en özel ko­kusuna,  başka hiçbir yer ve kişide bulamayacağı sıcacık aguşuna hasret bıra­kan yerlere gönderilmesi, ilerde evlâtlarının kendini,  rahatlıkla ve tereddüt etmeden huzur evlerine göndermesi için haklılık ve­sikası uygulamalar.

Oyun yok,  oynamaya yer ve fırsat yok. Arkadaş nadir,  bütün dün­yası ekran veya klavye başında, en samimi dostları tuşlar. Şiddet içe­rikli veya ruh­sal ve duygusal hislerden soyutlanmış filmler...     Be­yin hücrelerinin ve çiplerinin gelişmeye en müsait olduğu dönemlerde ona bu fırsatı vermeyen,  yani ona hiç antrenman yaptırmayan,  sadece başkala­rının hazırlayıp verdi­ğini hazmetmekle yetinen ve psikolojik so­runlarla yüklü bir gençlik

 Eskiden genç nesillerin ecdadından tevarüs ettiği bir millî kültürü vardı. Belki ümmi idi      (okur-yazar değildi),  ama babasının dedesinin kül­türüne % 90 aşina idi,  şimdi ise kuşak çatışmaları had safhada. Çünkü baba ile oğul,  hele dede ile torun tamamen birbirinden kopuk ve habersiz.          Ak­şamları buluşsalar bile birkaç kelâm etme imkânları yoktur.

Onun için bir muhterem zat öyle demiş: “Televizyon dünyayı ayağı­mıza,  belayı da başımıza getirdi” ne kadar haklı ve yerinde bir söz. Bu sözün haklı­lığını teyit eden çarpıcı misaller:

Psikolog Jung Bay Ra’nın yaptığı aştırmaya göre: ABD’de Çocuklara “Babanızı mı daha çok seviyorsunuz,  televizyonu mu?” diye sorulmuş % 44 televizyonu seçmiş. “Annenizi mi? Televizyonu mu?” Sorusuna da % 20 tele­vizyonu” diye cevap vermiş. ([1])

ABD de bir çocuk ilkokulu bitirmeden 8 binden fazla cinayet sahnesi iz­lemektedir.([2]) Bizde ve gelişmiş ülkelerde de durum pek farklı değil. Rah­metli Ferit Kam ne güzel söylemiş:

Medeniyette çok terakki var

Galiba müntehasını bulacak

Bu terakki devam ederse eğer

Beşeriyet belâsını bulacak

Dipnotlar:

1- Şener Erman,  Televizyon ve Video. İst. 1984,  s. 57.

2 - Omay Elvan,“Şiddete Karşı Kampanya Yayılıyor”,Aktüel Dergisi,sayı 136,10.02.1994.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık