• 05 Mayıs 2018, Cumartesi 7:37
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

CEMAAT

Cemaat: Birleşen, bir araya gelen, toplanan insanlar ma­nasına gelir. Ama gerçek maksat, Nurettin Topçu’nun da de­diği gibi: “vücutların değil, ruhların, fikirlerin, gö­nüllerin birlik içinde toplanmasıdır.” Allah bunu emredi­yor, Pey­gamber bunu tavsiye ediyor ve cemaatle kılınan namazın münferit kılınandan 27 kat fazla sevabı olduğu bildiriliyor.

Mehmet Akif Ersoy cemaatte gönül ve fikir birliğinin olmadığını göz­lemliyor ve şöyle diyor:

Neden uhuvvetimiz sadece münhasır namaza

Çıkınca avluya herkes niçin boğaz boğaza

 

Memleketimizde ve İslâm Âleminin birçok yerinde bin­lerce cami yapılı­yor. Buna sevinmek ve şükretmek gerekir ama, esas gaye, onların içini gönül birliği ile dol­duracak ce­maat yetiştirmek olmalı. Peygamberimiz, Efendimiz şöyle buyurmuş: “Ahir zamanda camiler mü­zeyyen ve mutantan olacaklar ama, cemaat yönünden fakir kalacaklar. ([1])

 Bu fakirlik kemiyet yönünden midir? Keyfiyet yönünden midir? Ulema ihtilaf etmişlerdir. Âli isimli bir şâir, taş ve tuğlaya yatırımdan ziyade insana yanı caminin içine, cemaatine yatı­rım yapılmasını tavsiye etmiş ve asırlar önce şöyle demiş:

 

Mesacid-ü meâbîd ko âdem yap

Kâbe yapmaktır âdem yapmak

Taş ağaç kaydı ne lazım şahım

Yaraşır şahlara âdem yapmak

Adürrahim Karakoç rahmetli daha bir sitemkâr söylü­yor:

Silahsız kuvvetler vakt oldu tamam

Zamanınız mı yok ölümüsünüz

Cami cemaati, müezzin, imam

İmanınız mı yok, ölümüsünüz

Dervişler, hacılar, asa kulları

Tüccarlar, patronlar kasa kulları

Amirler, memurlar masa kulları

Vicdanınız mı yok, ölümüsünüz

Düşünenler, okuyanlar, yazanlar

Issız yerde haksızlığa kızanlar

Dadaloğlu miraççısı ozanlar

Lisanınız mı yok ölümüsünüz

Bana ne dedikçe bozuldu çarkın

İşgale uğradı evinle barkın

Yeter yattığınız ayağa kalkın

Dermanınız mı yok ölümüsünüz

Sahte mücahitler size diyorum

Hani cihat, nerde gaza diyorum

At sürün erkekçe düze diyorum

Meydanınız mı yok, ölümüsünüz

 

Nasrettin Hoca’nın küçük çocuğu vardır ama hiç durmaz ağlar, ne yap­salar fayda etmiyor; “Hanım şu be­nim kara kaplı kitabı ver bakalım” demiş. Karısı: “ne ya­pacaksın?” deyince: “Yahu camide ne zaman bu kitabı açıp vaz etmeye başlasam, cemaatin hepisi uykuya dalı­yor, birazda şu kör­peye okuya­yım bakayım, her lahde bu da uyuyacaktır!” de­miş.

Bir beldeye yeni bir imam tayin edilmiş. İlk gün ce­maat: “Bak hocam! Bizim burası dağ köyü, tarlalarımız uzak, seher vakti sabah namazından önce işe çıkarız, öğle, ikindi namazı tarlalarda oluruz. Akşam namazı da yolda geçer” deyince imam efendi de: “Zaten benim gö­zümde de tavuk karası var”([2]) deyip toplu çözümü bulmuş­lar.

 

Dipnotlar:

1- Ez-Zevâid, 741 (6215)

Beyt-i âti: Gelecek beyit, aşağıdaki beyit, Dâr-ı bekâ: Ahiret yurdu, Eyyâm-ı ha­yat: Hayat boyu, Habis: Kötü, yaramaz. Âlem-i ukba: Ahiret âlemi, Âlem-i nâsut: İnsanlık alemi, Nâmert: Mert olmayan kötüler, Tabut: Ölü taşınan sanduka.

2- Halk içindeki yaygın tabiriyle “tavuk karası” hastalığına yakalanan  Kişinin gözü akşamdan sonra karanlıkta hiç görmez. Yani imam; “yatsıya da ben gelemem” demiş.

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık