• 29 Ocak 2017, Pazar 10:33
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ
Selçuk Bey Hazar imparatorluğuna bağlı ve onlara haraç veren bir subaşı (komutan) idi. Türkler Müslüman olduktan ve belli bir güç haline geldikten sonra, “Müslümanlar kâfirlere haraç vermez” diyerek baş kaldırdı, ama başa­rılı olamayarak 10’uncu yüzyılın ikinci yarısında, kendine bağlı olan boyları yanına alıp Horasan bölgesine, yani İran bölgesine göç ettiler.  

 

Buralarda hü­kümran olan Müslüman Karahanlılar’a ve Samaniler’e haraç ve asker vererek hayatlarını idame ettirdiler. Bir taraftan da düşmanları ile ters orantılı, yani onlar zayıflarken, bunlar güçlendiler ve bir devlet olacak güce geldiler. Selçuk Bey’in 1009 da ölümünden sonra daha da güneye indiler ve torunları tarafın­dan 1157 yılına kadar; Çin'den, Batı Anadolu dâhil bütün Ortadoğu ülkeleri, Akdeniz sahilleri, Kuzeybatı Afrika, Hicaz ve Yemen'den Rusya içlerine ka­dar yayılan hâkimiyetin, muazzam bir kültür ve medeniyetin temsilcisi oldu­lar.

  ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ:  

1071 deki Malazgirt Meydan Muhârebesinden kesin bir zaferle çıkan Türkler, Anadolu içlerine doğru hızla akmaya, birçok bölgelerde genelde başlarındaki beylerin isimleri ile anılan beylikler kurmaya başladılar.

Ta İz­nik’e kadar varan, orayı başşehir yapan, İkinci Haçlı Seferinde ise İznik’i boşaltıp, Konya’yı başkent yapan Anadolu Selçukluları da bunlardan biridir. Bir buçuk asra yakın Anadolu’ya hükümran olan Anadolu Selçuklu devleti, Doğudan gelen ve “sarı belâ” tâbir edilen Moğol baskıları ile zayıflamış ve 1243 yılında yapılan Kösedağ Savaşında, Moğol Ordusuna yenilince artık otoritesi kalmamış ve onların emri altına girmiştir.(1)

Bir yıldızın zayıflamaya, batmaya yüz tuttuğu o dönemde başka bir yıldız parlamaya başlamış, yine bu Moğol âfetinden çekinip Batıya doğru gelip Anadolu Selçuklu Devletinin müsâadesi ile Söğüt civarına yerleşen Osmanlı­nın yıldızı parlamaya başlamıştır.

 

OSMANLI ADÂLETİ:  

İslâm’ın zuhurundan i’tibâren, Asr-ı Saâdet Müslümanlarını hariç tutar­sak, gelmiş-geçmiş milletler içinde İslâm’ı en iyi anlayan, hazmeden, hayata tatbik eden, cihat ruhunu canlı tutan, dolayısıyla Allah ve Resûlünün müjdele­rine nail olan millet Osmanlılardır. Bu benim değerlendirmem değil, birçok ilim adamı ve târihçilerin kanaatidir.(2)

 Osmanlılarla ilgili en çok öne çıkan hususiyet ise adâletleridir. Hz. Ömer; “Adâlet mülkün temelidir” buyurur. Yani bir devlet ne kadar âdil olursa ömrü o kadar uzun, millet de o kadar mutlu ve müreffeh olur. Târih bunun örnekleriyle doludur. Bizde sözü uzatmadan, şanlı dedelerimizden misaller vermeye başlayalım:

17 sene Arşivler Genel Müdürlüğü yapan ve Yukarıda da zikri geçen Turgut Cansever (1921-2009), emekli olacağı günlerde, 17 senedir Osmanlı arşivleri üzerine çalışan ve çalışmaya devam eden bir Japon araştırmacının yanına varır ve sorar: “Allah aşkına siz bu kadar senedir sabahın karanlığın­dan akşamın karanlığına kadar başınızı kaldırmadan bir şeyler arıyorsunuz. Ne buldunuz?” diye sorar, Japon’dan aldığı cevap şu olur: “Adâlet bul­dum”(3) 

Peygamber Efendimizin; “Hak ulvidir, ondan daha yüksek hiçbir şey yoktur”(4) hadisinin tezahürü olsa gerek, Topkapı Sarayının en yüksek ye­rinde “Adâlet Kulesi” vardır.

Yine Topkapı Sarayına girip çıkan insanların görebileceği bir yerde “Seng-i İbret Taşı” vardır. Yani suçu sabit olmuş devlet adamlarının başları­nın kesilip, ibret-i âlem için üstüne konup sergilendiği taş.(5)

Yine Topkapı Sarayında “Arzhane” diye bir bölüm vardır. Alt birimlerde derdine çare arayıp bulamayan kimselerin, haftanın belli günlerinde Pâdişaha sıkıntısını anlatıp çare bulacağı yerin adıdır.

Buranın kapısının üstünde “bu­raya her türlü korkudan emin olarak giriniz” mealindeki; “üdhulûha biselâmin âminin”(7) âyeti yazılıdır.(8)

 

Dipnotlar:

1-Anadolu Selçuklu Devleti 117 yıl, Osmanlı 624 yıl (324 yılı süper devlet) hükümran oldu. Yavuz Bülent Bâkiler, “Sözün Doğrusu-                                                                                                                                                     2-Türk Edebiyatı Vakfı Yay. 7. Baskı, İst. 2006, s. 169.

3-Erhan Afyoncu, “Osmanlı’nın Hayaleti”, Yeditepe Yay. Ekim 2005, s. 67.

4-Zafer Dergisi, Ekim 2013, s. 13.

5-Zevâid,  753 (24257).

6-John Freely, “Osmanlı Sarayı”, Çev. Ayşegül Çetin, Remzi Kitâbevi, İst. 2000, s. 56.

7-Al-i İmran Sûresi, 97.

8-İlber Ortaylı, “Osmanlı Sarayında Hayat” Yitik Hazine Yay. İst. 2008, s. 109.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık