• 02 Şubat 2018, Cuma 7:40
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Bizde Târih Düşmanlığı (5)

“Roma çeşme şehridir. Bunu bütün dünya böyle biliyor. Roma’ya sâ­dece çeşmelerini görmek için gidenler vardır. Turizmi iyi anlayan İtal­yan­larca kumbara haline getirilmiş Fondana di Trevi diye meş­hur Trevi çeşme­sine para atmak için gidenler sayılamayacak kadar çoktur. Roma’ya gidip de Trevi çeşmesini görmemiş ol­mak bağışlanmaz. Ama bizde 3. Ahmed Çeşmesi­nin durumu da maalesef yukarıda zikredildiği gibidir.”(1)        

Bu ihânetler karşısında ah-vah edip acılarını satırlara döken ilim adamımız Prof. Dr. Beynun Akyavaş’ın, asker kökenli olan ve birçok eseri bulunan değerli babası da ıstıraplarını şöyle dile getirir: “Bu gidişle İstanbul’u ziyarete gelen dosta düşmana, gelecek nesillere göğsümüzü gere gere gösterecek bir şeyimiz kalmaya­cak galiba... Birinci Mahmud’un Tophanedeki çeşmesinin ya­laklarında öğle uykusu çeken hırpaniler yatıyor. Sanki hayrat sahipleri bu çeşmeleri serserilere yatakhane olarak yapmışlar­dır... Hani bu şaheserlerin mermer yalakları? Tunçtan dökülmüş lüleleri? Hepsi çalınmış satılmış. Çeşmelerin musluk yerinde kara bir damga (mühür) gibi birer kara delikten başka bir şey kalmamış. Çeşmelerimiz ağlıyor. Bir gün bu ahlar, bu göz yaş­ları sizi tutar.”(2)         

“Türk milleti kendisine bırakılan aziz emânetleri, Mukaddes mi­rasları unutacak bir millet olmadığına göre mes’ûller kimlerdir. İçinde bir târih yatan ve bir sanat müzesi gibi olan mezarlıklara bakıyorum, içler acısı!..  O koskoca Sadrâzamlar, kaptan-ı deryalar, vüzera, vü­kelâ, ekrân-ı devlet, târihimize şeref veren şahsiyetler, ulemâ, ümerâ, üdeba yerlere devrilmiş koca kavuklarıyla, sarıklarıyla başlarını kaldı­rıp da: “Onca sene din ü devlete hizmet itmişüz, onca sene serhatlarda kan dökmüşüz, can virmişüz, devleti Osmaniyye’nin şanı içün gayre­timizi esirgememişüz. Bre nâbekâr, bre Allah’dan korkmaz, kuldan utanmaz, tiz var git çâresin tedârik eyle”  deyü kükreseler ne cevap vereceğiz,  ne diyeceğiz?  Ayıptır, yazıktır, günahtır, ihânettir.”(3)

 

İstanbul’un en iyi sularından Hamidiye kaynak suyu, Sultan 2.  Abdülhamid’in emriyle, 1902 yılında İstanbul’a getirilmiş, 126 çeşmeden akıtılmış, sebil olarak bütün insanlar faydalanmış, 2002 yılı i’tibâriyle bunlardan sâdece 12 tanesi faal durumda, geri kalanlar imha ve izale edilmiştir.(4) Harf inkılabından sonra yalnız Süleymaniye semtine 2000 çeşme kitâbesi kırılıp silinmiş ve bu durumu gören bir Alman Sosyolog hayret ve dehşetler içinde kalmıştır.(5)

Lozan Konferansında İngiliz Başvekili Loyd George; “Türklerin Ana­dolu da nesi var birkaç kerpiç ve balçıktan evi var. Orada medeniyet vesikası olarak ne varsa hepsi Yunan ve Roma’ya aittir.” diye beyanat vermesi üze­rine Eugene Pitard isimli bir ilim adamı şöyle demiştir: “Efendiler, Konya’daki İnce Minârenin kapısı ile İstanbul’daki Muhteşem Süleyma­niye’nin kubbelerini yapan millete karşı böyle söylenemez. Haddinizi bili­niz”  (6)

Fanatik olmayan ilim sahipleri böyle derken biz bu eserlerin kadrini, kıymetini bilmeyip kıyımını yapmışız. Yukarıda zikri geçen Selçuklu Eseri İnce minârenin arkasında oturan bir ordu müfettişi, Cumhuriyet döneminde “Alâeddin tepesini görmesine mâni oluyor” diye, eseri askerlere yıktırmaya başlamış ve bu yıkımı o esnada tesadüfen Konya’da olan ABD’li prof. Rudolf Meyer Riefstahl, başbakana, cumhurbaşkanına kadar ulaşarak durdurtmuş, fakat o netice alıncaya kadar yan taraftaki talebe hücreleri maalesef yıkılıp imha edilmiştir.(7)

16-20 Eylül 2002 târihinde 112 ülkenin kültür bakanları İstanbul’da ÜNESCO toplantısında buluşmuş, bu bakanlara rehber tayin edilen kişilerimiz bol bol Bizans kiliseleri ve eserlerini gezdirince, İslâm ülkeleri bakanları “si­zin gösterecek hiç kendi eseriniz, Osmanlı mirasınız yok mu?” diye tepki göstermişlerdir.(8) 

Konuyu Mevlânâ Hazretlerinin bir beytinin meali ile bitirelim: “Nice düşmanlıklar vardır ki, dostluğa çıkar, nice yıkılmazlar vardır ki, yapılmaya döner. Bulut ağlamadıkça yeşillik gülmez.”(9) Gerçekten bu düşmanlıklar dostluğa çıkmış, bugün özellikle gençlik arasında müthiş bir Osmanlı hayran­lığı başlamıştır.

Dipnotlar:

1- Beynun Akyavaş, “Seni Seven Neylesün?”, TDV. Yay. Ankara 1995, s. 102.

2- Ragıp Akyavaş, “Târih Meşheri-1”, T. D. V yayını Ankara 2002. cilt 1, s. 26.

3- Beynun Akyavaş, “Sultanîyegâh İstanbul”, T. D. V. Yayını Ankara 2001 s. 82.

4- Melih Aşık, Milliyet Gazetesi, 24. 05. 2002.

5- Sur Dergisi, sayı 225, s. 29.

6- İbrahim Refik, “Târih Şuuruna Doğru-2”, Albatros Yay. İst. 2001, s. 61. 

7- Ahmed Efe, Konya Vâliliği İl Kültür müdürlüğü yayını no 42, Konya 2003, s. 42. 

8 - Milliyet Gazetesi, 16. 09. 2002. 

9 - Tahirül Mevlevî, “Mesnevi Şerhi”, Selâm Yay.Konya 1966. c. 5, s. 106, 134.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

BİYOGRAFİLER

tümü
yukarı çık