• 29 Ocak 2018, Pazartesi 7:45
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Bizde Târih Düşmanlığı (1)

Süheyl Ünver merhumun rivâyetine göre meşhur târihçi Albert Sorel şöyle dermiş: “Dünyada iki meçhul var. Birisi kutuplar, diğeri Türkler”(1) Çünkü biz târihimizle çok öğünürüz ama çok okumayız. Târihi yaparız ama yazmayız. Onun için kendi târihimizi başkalarının yazdıklarından öğreniriz. Başkaları da tabi ne kadar doğru yazarsa onunla yetiniriz ve gerçek târihimizi öğrenemeyiz meselâ:

2. Viyana Kuşatması ile ilgili binden fazla eser yazılmıştır, bizde yazı­lanlar bir elin parmaklarını geçmez.(2) 1874-1985 târihleri arasında dünyada Ermeni meselesi diye aleyhimize 3.582 eser yayınlandığı halde, buna karşılık bizde yalnız 12 eser yayınlanmıştır.(3) Fransa Kralı 16. Lüi’nin idamı üze­rine yazılmış 45 bin eser vardır, ama bizim târihimiz üzerinde böyle bir araş­tırma ve eserler yoktur. Napolyon’un hayatı üzerine yazılan eserlerin sayısı 95 bin civârındadır.(4) Bu sitemlere; “Biz Osmanlılar târihi yazmayız, yaparız” diye nükteli ve zımnen sitemli cevap verenlerde olmuştur.

İnsan sevdiği şeyleri çok yapar. Bizim neslimize son bir asırdır târihimiz sevdirilmedi ki, sövdürüldü ve savaştırıldı.

Osmanlıdan kalan eserlerin köküne kezzap suyu döken kanunun TBMM’den çıkmasını sağlayan Ekrem Rize isimli bir vekildir. Bu konun çıkarken yapılan konuşmalarda târihimize ve Osmanlıya yapılmadık küfür ve hakaret kalmamıştır.(5)

Osmanlının yıkıldığı târihte Rus Çarlığı’da ortadan kaldırılmış ama ne onların yaptıkları eserlere, ne saraylarına, ne portrelerine ne de bırakıp gittik­leri emânetlere hiçbir şey yapılmamış, ama bizde de yapılmadık bir şey kal­mamıştır. Dünyanın başka yerlerinde de isyan ve ihtilallar sonrası hiçbir yerde bizdeki kadar bir kıyım yapılan yer gösterilemez.

Bu kanun çıktıktan sonra, tâbir câizse bir sürek avı başlatılmış, Osmanlı­dan kalma göze görünen ne varsa kazınmış, katledilmiş, kaldırılmış, silinmiş, yok edilmiştir. Devlete âit binalardan, okullardan, kışlalardan, kabir taşla­rından, göze görünen her yerden Arapça ve Osmanlıca ne ka­dar kitâbe, tuğra, şiir, tablo varsa ya kırılmış, ya kazınmış bu mümkün değilse üstü kapatılmış­tır. Meselâ İstanbul Üniversitesi ve Vâliliğinin kapısı üstündeki tuğralar ka­zınmıştır.(6)

Ta Osmanlının ilk yıllarından kalan Çanakkale Tabyalarındaki tuğralar bile kazınmış, Ayasofya Câmiinin Hulefâ-i Râşidin isimleri yazılı levhaları sökülüp atılmak istenmiş ama kapılardan çıkarılamayacak kadar büyük olunca başarılı olamamışlar.(7) Çünkü bu levhaları Hattat Kazasker Mustafa İzzet Efendi yazmış ve yazanlar Allahü Âlem başına gelecek olanları bilmişler ki, levhaları içerde yazıp asmışlar ve 8 m. Çapında olunca kapılardan çıkarama­mışlardır.(8)

En meşhur târihî câmiler bile, meselâ Fâtihin Sadrâzamı Mahmud Paşa Câmii bile tuvalet olarak kullanılmış tuvalet yapılmış, Nusratiye Câmii odun-kömür deposu yapılmış,(9) Üsküdar da Şemsi Ahmed Paşa Câmii ve külliyesi 1938’li yıllarda ilgisizlik ve bakımsızlık yüzünden tuvalet olarak kulla­nılmış­tır.(10)

1580 yılında Mimar Sinan, Şemsi paşa Câmiini yapmış. Yaptıran Şemsi Paşa Kanûnî, İkinci Selim ve üçüncü Murad devirlerinde önemli görevlerde bulunan bir zattır. Paşa bu hükümdarların musahipliğini yapmıştır. Zigetvar seferinde büyük rol oynamış yararlıklar göstermiştir. İkinci Selim Tahta çı­kınca tebrike gelen İran Elçisi Osmanlı merâsim kıtası hakkında “düğün alayı gibi” deyince; “evet Çaldırandaki düğünü yapan alay işte bu askerler” diye hak ettiği cevabı veren Paşadır. Ne yazık ki bu zatın câmisi bile cumhuriyetin ilk yıllarında ilgisizlik ve bakımsızlıktan abdesthane ve tuvalet olarak kulla­nıldı ve bir ara da arsası satışa çıkarıldı.(11)

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Câmii, meyhane ve fuhuş salonu yapıl­mış, Karaköy Câmii gibi birçok câmi kasıtlı olarak yıkılmış, târihî ve antika halılar çürütülmüş, tekke ve türbeler tahrip edilmiş, bunların içindeki birçok paha biçilmez kitaplar imha edilmiş veya çürümeye terk edilmiştir. Birçok câmi askerî depo ve tavla yani ahır yapılmıştır. Münevver Ayaşlı Erzurum Ulu Câminin askerî depo olarak kullanıldığını görmüş, Türk târihinin kahra­manlık tablolarının en parlaklarından birini yansıtan Aziziye Tabyaları bile bir gecede buldozerlerle tahrip edilmiştir.(12)

Dipnotlar:

1- Ahmed Güner Sayar, “A. Süheyl Ünver”, Ötüken Yay. İst. 2011, s. 558.

2- Altan Araslı, “Avrupada Türk İzleri”, Kültür Bak.Yay. Ankara, 2001, c. 1, s. 127.

3- İlhan Bardakçı, Ermeni Şirretliğine Karşı Hala Gaflet Uykusundayız,  Târih ve Medeniyet Dergisi, Temmuz 1994, sayı 5, s. 17.

4- İlhan Bardakçı, “Târihten Bugüne”, Türk Edebiyatı Vakfı Yay. İst. 2004, s. 33.

5- 19. 09. 2012 Star Gazetesi Aziz Üstel.

6- Târih ve Düşünce Dergisi, Eylül 2002, s. 68.

7- Dursun Gürlek, “Karınca Huzura Varınca”, Timaş Yay. İst. 2011, s. 264.

8- 1953 yılında Fetih Cemiyeti tarafından “Fâtih Sultan Mehmed 1453 de fethi müteakip Ayasofya’yı câmiye tahvil ettirmiştir” ibaresi yazılı bir levha yaptırmış ama bu levha 2010 yılına kadar astırılmamış 2010 yılında Prof. Dr. Haluk Dursun Ayasofya müdürü olunca onun girişimi ile astırılabilmiştir. Ekrem Hakkı Ayverdi, 30. Yıl Hatıra Kitabı, İstanbul Fetih Cemiyeti Yay. İst. 2014, s. 304. 

9- M. Şevket Eygi, “Yakın Târihimizde Câmi Kıyımı”, Târih ve İbretYay. İst. 2003, s.329, 352.       

10- Târih ve Düşünce Dergisi, Nisan 2002, sayı 27.

11- Dursun Gürlek, “Kültür Dünyamızdan Manzaralar”, Kubbealtı Yay. İst. 2010, s. 128.

12- Münevver Ayaşlı, “Geniş Ufuklara ve Yabancı İklimlere Doğru”, Timaş Yay. İst. 2003, s.249.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık