• 20 Eylül 2019, Cuma 8:50
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Bid’at ve Hurafeler (2)

İnsanlar yapa­cakları her işe, her harekete, her fiile bir kılıf bulur, hura­felere dayandırır, falan gün yola çıkılmaz, iki bayram arasında nikâh kıyılmaz, falan gün temiz­lik yapılmaz, yeni doğan çocuğa melekler onu sular diye su verilmez, tırnak­ları hırsız olur diye kesilmez…kara kedilerin geç­mesinden, baykuşların ötme­sinden, köpek­lerin havlamasından (ürmesinden)  manalar çıkarılır, olmadık senaryolar uy­durulur, çocuklar hastalanmasın, nazar değmesin diye gümüş saplı kurt dişi, kaplumbağa yavrusu kabuğu, Hind karın­cası boynuzu, yedi delikli mavi boncuk, altın veya gümüş­ten Ma­şallah, üzerlik tohumu, çörekotu, yedi dükkân süprüntüsü, çitlenbik dalı, hurma çekirdeği… takılır,  ümmüsıbyan duası okunur,  ve şöyle dua edilirdi:

“Üzer­lik, yüz binerlik, yüz bin ihlâs, sen yetiş ya Hızır İlyas, Altmış yetmiş, dağlara taşlara çıkmış gitmiş, Nazara na­zara, nazar edenlerin gözü bozara, Hayırlar fethola, şerler defola, nazar edenler çatım çatım çatlaya”

Tabi bunlar bir çırpıda aklıma gelenler, yapılanların yüzde biri bile de­ğil.(1)

Peygamber Efendimizin oğlu İbrahim süt çağında ve­fat ediyor. O gün de güneş tutuluyor. “İbrahim’in matemi için güneş tutuldu” diyenleri Efendimiz ikaz ediyor ve böyle                hu­rafelerden uzak durmalarını emrediyor.(2)

Rıd­van Ağacı al­tında bazı kişiler Peygamberimize biat et­mişler. Hz. Ömer döneminde bu ağaç fazlaca ziyaret edilmeye başlanınca Hz. Ömer buradan bir hurafe yayıla­cak endişesiyle o ağacı kesti­rip atmıştır.(3)

Bid’at ve hura­feler husu­sunda bu kadar hassas olan İslâm Dininin bile içine o kadar enteresan hurafe­ler gir­miş, hadislere sira­yet etmiş, tefsirlerde yer bulmuş ki, hayret etmemek mümkün değil. Yahudilikten intikal eden Harut ve Marut kıssası bu İsrailî hurafelerden biridir:

Cenâb-ı Allah; kullarını yeryüzünde yarattıktan sonra, kullar azmışlar, kudurmuşlar, günah deryalarına dalmışlar, olmadık işler yapmışlar…

Melek­ler; “ya Rabbi, sen bunları yarattın, bunların bu kadar günah işlemele­rine, azıp tuğyan etmelerine nasıl tahammül edersin, niye onları cezalandır­maz­sın?” diye sormuşlar, Allah     ce­vaben; “siz bilmezsiniz, ben onlara nefis ver­dim, nefis sahibi oldukları için bu kadar aşırı gidebiliyorlar, sizde nefis olsa siz neler yapardınız” bu­yurmuş. Melekler, “hâşâ, bizde nefis olsa da biz yine de se­nin emrinden dı­şarı çıkmazdık” demişler.

Allah; “o zaman aranızdan iki temsilci melek seçin, ben onlara nefis vereyim, neticeyi görün” buyurmuş. Onlarda Harut ile Marut’u seç­mişler. Allah onlara nefis yani bir insanda bulu­nan bütün özel­likleri vermiş ve insan suretinde yeryüzüne göndermiş. Zaman İdris Peygamber dönemidir. Bunlar görevleri ge­reği; gündüz salih insanlar gibi yeryüzünde emri bil ma’ruf, nehyi anil münker yapmak, gece de gökyü­züne çıkıp meleklerle be­raber Allah’ı tespih ve tenzih işine devam etmek.

Bir müddet sonra Zühre isimli fettan bir kadın bun­lara gelip, kocasından boşanmak istediğini, bu hususta kendisinin lehinde bir karar vermelerini iste­miş. Kadın çok işveli ve    ca­zibeli olduğu için onlar; “bunu yapabiliriz, insan­lar bizim hükmümüzü dinlerler ama, bunun netice­sinde seninle vuslat isteriz” demişler. Kadın nazlanmış, onlar ısrar etmişler, uzun müddet bu hâl devam edince kadın; “üç şartım var, bunlar­dan birini kabul ederseniz, bende sizin isteğinize râm olu­rum” demiş ve isteklerini sıralamış:  

“Benimle beraber içki içeceksiniz veya kocamı öldüre­ceksiniz veya fa­lanca kilisede puta tapacaksınız.” demiş. Bu tekliflerin içinde içki içmeyi biraz daha hafif görüp, ilerde tövbe ederiz düşüncesiyle o fiili irtikâp etmişler. Onların kafa biraz dumanlanınca kadının “siz gece ne yaparsınız” soru­suna; “gece gök yüzüne çıktıklarını, orada diğer meleklerle zikir yaptıklarını, oraya çıkabilmek içinde İsm-i Azam dua­sını okuduklarını” söylemişler ve o duanın metnini kadına vermişler.

Bundan sonra onlar çıkamamış, ama kadın onlardan öğ­rendiği dua ile üçüncü kat gökyüzüne kadar çıkmış, ama orada melekler yakalayıp, Allah’ın emri ile kadını dondur­muşlar, “Zühre” yıldızı oradan kalmış, yani bu­günkü ismiyle Venüs. Harut’la Marut’da şiddetli şekilde cezalandırılmışlar.  

Kur’an’da da isimleri geçen(4) meleklerle ilgili bu kıssa; her ne kadar bir­çok tefsire, uydurma hadislere, meşhur ki­taplara girmiş ise de, Yahudilikten intikal eden bir bid’at ve hurafeden başka bir şey değildir.

Çünkü: Meleklerin Allah’la hâşâ pazarlık yapmaları, laubali ol­maları, “biz azmayız” gibi iddiada bulunmaları, aşüfte bir kadının üçüncü semaya kadar yükselmesi vb. bunlar hem dine, hem de mantığa uymayan, hele hele bid’at ve hura­felere karşı en büyük savaşı açan İs­lâm’a ters düşen fi­kirlerdir, ama maalesef zihinlerimize gir­miştir.(5)

Dipnotlar:

1-Geniş bilgi için bkz: Ahmet Kemal Üçok, “Görüp İşittiklerim” Okuyan Adam Yay. Ank.

        2002, s. 335; “Osmanlıyı İmpatorluk Yapan  Şehir”, Mustafa Armağan, Timaş Yay. İst.

        2007,  s. 250; İskender Pala, “Şairlerin Dilinden”, Kayı Yay. 2004, İst. s.261; Münevver

        Ayaşlı, “Geniş Ufuklara ve Yabanci İklimlere Doğru”, Timaş Yay. İst. 2003, s.12; Reşat

        Ekrem Koçu, “Yeniçeriler”,  Doğan Kitap Yay. İst. 2004, s.305.

2-Tahirül Mevlevî, “Mesnevi Şerhi”, Selâm Yay. Konya 1966, c. 1, s. 123.

3-İbni Sad Tabakat, 2/100.

4-Bakara Sûresi, 102.

5-İskender Pala, “Perî-şan Güzeller”, Kapı Yay. İst. 2004, s. 58.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık