• 12 Kasım 2015, Perşembe 0:00
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

ARİF ETİK HOCAMIZ

 

Rahmetli  Arif  Etik Hocamız,  nev’i şahsına münhasır çok de­ğerli bir in­sandı. 1973-77 yıllarında Konya Yüksek İslâm Enstitü­sünde okurken bizlerin Farsça dersine geldi. O’nun derslerini bü­yük bir aşk ve şevkle bekler,  sınıfa şevkle-istekle girerdik. Çünkü dersler çok hareketli ve hara­retli geçerdi.

Rah­metli hocamızın branşı olan dersin haricinde de bilgi,  beceri, şiir, taklit,  mü­zik,  genel kültür,  yeri gelince fıkra anlatma… gibi her konuda maharet sahibi idi. Söylenen her kelimeye ait bir fıkra anlata­cak kadar bilgi hazi­nesi genişti. Fars Edebiyatına o kadar aşinaydı ki; her ko­nuda Hâ­fız’dan,  Firdevsî’den,  Şirazî’den,  Mevlânâ’dan beyitler okuya­bi­lirdi.

 Onun bu engin şiir bilgisi ve hazinesine hayran kalan ve onunla sa­mimi olan bazı hocalarımız,  O’nun has­sas noktalarını da bil­dikleri için zaman zaman: “Bu fanilerin beyitlerini ez­berleyece­ğine,  Al­lah’ın kelâ­mını ezberlesen, hafız olsan da işe yarasa olmaz mıydı?” gibi sözlerle onu kızdı­rır­lardı.

Kendi azmi ve gayreti sayesinde öğ­rendiği Arap Edebiyatı husu­sunda da kitap yazacak seviyede bilgisi vardı ve sık sık bu sahada da kılıç çeker, at koşturur ve Arap Edebiyatının en güzel        örnekle­rinden bizlere mi­saller verir,  şiirler okurdu.

Bütün bu maharetlerini sergileyerek anlattığı zevkli ve heye­canlı der­sin herkes tarafından dikkatle dinlenmesini ister,  bu ta­raklarda bezi olma­yan ve derse bîgane kalan arkadaşlara bazen şiirlerle,  fıkralarla misaller verip ken­dini takip ettirir,  daha da ol­mazsa kızardı.

Yürümeyi,  bisiklete binmeyi,  spor yapmayı çok seven hoca­mız zarif ve nahif bir vücut yapısına sahipti. Çok güçlü bir kas kuvveti vardı. Bazen bu hususta da maharetler sergiler,  onun yap­tığı hareketleri gençlik yılla­rımız olmasına rağmen çok az arkada­şımız yapabilirdi.

Rahmetli hocamızdan biz her hususta gerçekten çok istifade ettik. Hâlâ onu her meclisimizde rahmetle yad ederiz. Hocamızla bizim ilgimiz sadece talebelik yıllarıyla sınırlı kalmadı. Emekliliğinden sonra,  bir yerde ken­dini boşlukta hisseden ve zor günler geçiren hocamızla,  Şükrü Özbuğday Bey,  Yusuf Eseroğlu Bey,  Mustafa Kaçar Bey,  Ali Karapınar Bey gibi bir ar­kadaş gurubu devamlı ilgilendik,  sohbet meclisleri düzen­ledik,  düğünlere,  piknik­lere,  mesire yerlerine… götürdük.

 Hem onun engin bilgisinden Rahmet-i Rahmana kavuşuncaya kadar istifade ettik,  hem de Emeklilik Sendromu de­nen zor döneminde O’na yardımcı olmaya çalıştık. Vefatında da yine        üzeri­mize düşen görevi icra etmeye,  salına ya­pışmaya,  duasını almaya çalıştık. Allah rahmet eylesin. Hocamla ilgili iki hatıramı arz ediyo­rum:

1976 yılında sömestre tatilinde bir otobüs talebe ve altı hoca­mızla be­ra­ber umreye gidiyoruz. Şam’da Sitti Zeynep (Seyyideti Zeynep) denilen ve Hz. Ali’nin kızı ve torunlarının medfun olduğu bir türbeyi ziyaret edi­yoruz. Biz­den başka türbenin çoğunluğu ehli şia olmak üzere birçok ziya­retçisi var.

Rahmetli hocamız Kerbela olayı ve o türbede yatanlarla ilgili birkaç beyit okudu. Biraz da duygulu okudu. Etrafına anında büyük bir kalabalık toplandı. Şiir­lerin devamını istediler o da okudu. Büyük bir sevgi ve muhabbet halakası oluştu ve hoca Türk olduğuna oradaki insan­ları inan­dıra­madı. Bir Türk nasıl olurda yabancı olduğu dillerle ilgili bu kadar güzel şiirler okuyabilir diye her­kes hayret etti.

Yine aynı umre seyahatinde Mekke’ye vardık ve bir eve yer­leştik. Ho­calar dedi ki;

-“Gençler biz ne de olsa size nazaran ihtiyarız,  zemin kattaki şu oda­lara yerleşelim. Siz yukarılara çıkın. ”

Sıcaktan ve yol yorgunluğundan uyuyamadığımız için bazı ar­kadaşlar koridorda sohbet ediyoruz. Baktık Arif Hocamız, gece yarısı eşyala­rını almış yukarı çıkıyor ve boş oda arıyor.

-“Hayrola Hocam” dediğimizde,  birazda mübalağa kabiliye­tini ser­gile­yerek şöyle cevap verdi:

-“Aziz yavrular emin olun benim hocaların yanında uyumam müm­kün değil. Arkadaşlardan bazıları o kadar yüksek desibelden horluyorlar ki,  ma­hallenin köpekleri de dışarıdan pencereye yükle­niyorlar,  camları kıra­caklar uyumak mümkün değil. ”

Allah rahmet eylesin,  mekânı cennet olsun.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık