• 29 Kasım 2015, Pazar 11:21
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

Âlim
 

İslâm ilim ve irfan dinidir. Cehli takbih eden ve ilk ayeti “Oku”([1]) ile ceha­lete savaş açan bir dindir. “Bilenlerle bilme­yen­ler bir olur mu? Elbette bir olmaz”([2]) buyuran bir din­dir. Âlimi: Diriye, görene, ışığa, sıcağa benzeten, fakat cahili: Ölüye, a’maya (köre), soğuğa, karanlığa benzeten([3]) ve “sa­kın cahillerden olma­yın”([4]) diye emreden bir dindir.

 

İslâm ilim sahibi olanlardan da irfan sahibi olanları ter­cih eder. Yani bi­len ve bildiğini yaşayan, hayatına tat­bik eden kişi­leri makbul tutar. Aksi halde olanları, İmam Ga­zâlî’nin dediği gibi; başkalarını giydirdiği halde, ken­disi çıp­lak olan iğneye benzetir. Gerçek İslâm’ı da irfan sahiplerinin  anlayabilece­ğini Niyâzî Mısrî şöyle dile geti­rir:

 

Zât-ı Hak’da mahrem-i irfan olan anlar bizi

İlm-i sırda bahr-ı bî-pâyân olan anlar bizi

 

 “Sadece ilim öğrenmek, cehaleti kaldırır ama, eşeklik baki kalır” diye de bir söz vardır. Âlim olmak başka, arif ol­mak daha da başka bir şeydir. Şeytan âlimdi ama arif değildi, yani irfan sahibi, işin inceliklerini, esrarı ilâhiyyeyi bilen bi­risi değildi.

Şeyhül âlimîn (âlimlerin hocası) olabilir ama şeyhül arifin olamamış ve Âdemin sadece toprak tarafını görmüş ve isyan etmiştir. Gördü­ğünü bil­mek başka şey, bil­diğinin neticesini takdir ve tahmin edebilmek irfan sahipleri­nin işidir. Onun için şâir şöyle der:

 

Sorma aslın her kişinin izzetinden bellidir

Sohbet-i irfan görenler, hizmetinden bellidir

 

Hizmet deyince tarihte şöyle bir olay vuku bulmuştur: En­dülüs İslâm Devletinin zayıfladığı dönemlerde, meşhur Müslü­man tabib ve âlim er-Rakûtî, Hıristiyan kral Alfonso’nun hiz­metindedir. Kral Rakûtî’yi çok seviyor ve takdir ediyor ve illâki Hıristiyan olması için baskı yapı­yor, ama âlim Müslü­man kal­makta ısrar ediyor. Sebebini sordu­ğunda şöyle manidar bir ce­vap alı­yor: “Tek Allah’a olan gö­rev ve yükümlülüklerimi bile hakkıyla yapamıyo­rum, üç ilâh’a nasıl hizmet veririm?”([5])

 

Mevlânâ Hazretleri de şöyle bir âlim hikâyesi anlatır: Övüncek âlimler­den birisi deniz yolculuğunda kaptanın ya­nına oturmuş, kaptana soruyor: “Sarf bilir misin?” Ce­vap; “hayır”, “Nahiv bilir misin?”, hayır. “Cami, Izhar okudun mu?” Hayır… hep hayır cevabı alınca: “Evladım senin   öm­rünün ya­rısı boşa gitmiş” demiş.

 Kısa bir müddet sonra müt­hiş bir fırtına çıkmış, gemi sağa-sola secde etmeye başlayınca bu sefer kaptan sormuş: “Hocam yüzme bilir misin?” Cevap “hayır” olunca; “İşte şimdi senin ömrünün         ta­mamı boşa gi­decek.” Demiş.

Eski zamanlarda Tekke ve Türbelerde ikamet eden ve ge­lenlere bilgi ve­ren, tasavvuf terbiyesi almış, belki cahil ama menkul ilimlerle mücehhez in­sanlar olurmuş. Mevlana üzerine eser yazan Murice Barres Mevlana’yı ziya­rete gelir. Dergâhta ihtiyar bir piri fani ona o kadar güzel bilgiler verir ki, adam hayret eder ve “senin görevin nedir?” diye sorar. O; “ben bura­nın sü­pürgecisiyim” de­yince adam: Buranın sü­pürgecisi böyle âlim ve fazıl olursa diğerleri ne olsa gerek diye düşünür ve hay­ret eder.([6])

 

 

 Gelelim fıkramıza:

Konya ya vali tayin edilen inançlı birisi gelir gelmez Mevlanayı ziyaret etmek ister ve karşılayanlarla beraber gidip Hz. Pir’e arz-ı hürmet eder. Bu esnada boşboğazlardan biri; “vali hazretleri biz buralıyız, senelerdir burada yaşarız ama ilk defa sayende buraya gelip girdim” deyince Türbenin hade­melerinden birisi hafif bir sesle “burası ahır değilki” demiş.([7]) 

Osmanlının son dönemlerinin meşhur simalarından İbnülemin Mahmut Kemal bey, yanında başkalarının övülme­sine tahammül edemezmiş. Bir gün yanına bir müs­teşrik (Avrupalı) gelir ve: “Ben Almanya’dan Türkiye’ye ge­lece­ğimde bilgin ve âlim kişi olarak iki kişinin adını verdi­ler” deyince hemen: “Kimmiş o pezevenkler?” der. Alman da: “Biri Fuat Köprülü biri de siz de­miş.”([8])

 

Dipnotlar:

1- Alak Sûresi,1.

2- Zümer Sûresi, 9.

3- Fâtır Sûresi, 21.

4- En’âm Sûresi, 35; A’raf Sûresi, 199.

5- Mehmet Özdemir, “Endülüs Müslümanları-İlim-Kültür ve Sanat” TDV Yay.Ank.1997,s.71.

6- Refi Cevad Ulunay, “Mevlânâ, İhtifaller ve Konya Yazıları”, Hazırlayan Mustafa Özcan,

      Konya 2003, s. 38.

7- Abdülaziz Mecdi Tolun Beyden Seçme Hatıralar, Haz. Erdem Memişoğlu, Kalkan Mat.

      Ank. 2004, s.80.

8 - Hilmi Yücebaş, “Hiciv ve Mizah Edeb. Antolo.”, L & M Yay. İst. 2004, s. 405.

 

 

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık