• 25 Ekim 2016, Salı 8:46
AbdullahUÇAR

Abdullah UÇAR

AHİRET (2)
“Hiçbir şey yoktan var edilemez, var olan bir şey de yok edilemez” diyen Avrupalı ilim adamına kayıtsız şart­sız ina­nıp da, kendini var eden bir Allah’a inanmayan veya ölümü yok olma telâkki eden eblehlere Hz. Mevlânâ şöyle sorar:

"Toprağa düşen hangi tane toprakta kalmış ve kay­bol­muş ki, ben kalaca­ğım ve kaybolacağım?"

Cenâb-ı Hak insanların tekrar diriltilmesi hususunda şöyle buyu­rur: “Kıyâmet gününe yemin ederim ki, ken­dini kınayan (haddini bilen, nedâmet çeken) nefse yemin ede­rim ki, İnsan kendisinin ke­miklerini bir araya topla­maya gü­cümüzün yetmeyeceğini sanır öyle mi? Evet bi­zim, onun parmak uçlarını bile aynen eski hâline getir­meye gücü­müz yeter.”([1])

Burada parmak uçlarına bir işaret, bir gönderme ya­pılı­yor. Onların bir özelliğine dikkat çekiliyor ve sanki Hz. Allah şöyle buyurur: “Biz insanoğlu­nun kanını, ca­nını, kemiğini velhasıl her şeyini yeniden yaratmaya kudretimiz yettiği gibi, o çok özel durumu olan parmak uçlarını bile,   eski hâliyle aynen yarat­maya yine gücü­müz yeter.”

 

Acaba bu dikkat çekilen husus nedir? Parmak uçları­nın hassasiyeti nedir de, Allah özellikle orayı işaret edi­yor? 50 yıl öncesine kadar tabi ki bu ayetten bir şey anla­şılmıyordu. Ama Batılı, bu ve benzeri işaretleri göz önüne alarak çalıştı, araştırdı, belki senelerce tetkik ve dene­meler yaptı ve neti­ceye vardı. Allah'ın işaret ettiği özelliği buldu.

 

Yeryüzünde 7 milyar insan varsa bunların hiçbirinin par­mak izi bir birine benzemiyor. Allah kulun DNA’larına bu özel­liği öyle kotlamış ki, kişinin par­mağının derisini yüzsen, etini sıyırsan, yerine gelen yine aynı ka­rakteri ve özelliği ta­şıyor. Bugün bu hususiyet adli mer­cilerde, emniyet birimle­rinde ve daha birçok sahada son derece faydalı ve kesin bil­giler elde edilmesine yar­dımcı oluyor. Ayrıca her insan bir köpeğin kok­layıp bulabileceği tabiî, fakat tamamen ayrı ayrı kokuya sahip­tir ([2])

 

Dolayısıyla Hak Dinlerin hepsinde küçük nüans farkla­rıyla mevcut olan diriliş, aklen muhal yani tama­men mantığa ters bir olay değildir, mümkündür. O halde akıllı adamlara düşen “kış hazırlıklarını unutmadıkları gibi, ahiret hazırlıkla­rını da unut­mamaktır.” Hemşerimiz Veysel Öksüz’ün tavsi­yesi ne kadar veciz:

 

Hayır nedir şer nedir bilmekle mükellefiz

Dünyanın lezzetleri başını döndürmesin

Kaç yıl yaşayacaksın şu hayal âleminde

Ebedî yurda şeytan eli boş göndermesin

 

Sultan 4. Murat döneminin çok muzip ve nüktedan bir Bekri Mustafa’sı vardır. Bunu mahalleye muhtar seç­mişler. O gün­lerde de bir adam ölmüş, Bekri tabutun üstüne eğilmiş bir şeyler söylüyor, kulak vermişler şöyle diyor­muş: “Hem­şerim! Şimdi biz seni kabre koyunca bir taraftan Münker Nekir, bir taraftan daha önce gidenler, dünyanın hal ve ah­vali ile ilgili birçok soru sora­caklar. Fazla yorulmak istemi­yorsan, canından bezmek istemi­yorsan, kısaca de ki; Bekri mahalleye muhtar oldu, geri­sini onlar anlarlar.”

 

Zalimin birisi iyi ve suçsuz bir zatı idam ettireceğinde; “bi­razdan terk-i dünya edeceksin, babama selam söyle” de­yince mazlum; “cehenneme uğra­mayacağım” demiş.

 

Dipnot:

1- Kıyâmet Sûresi, 1-4.

2- Hekimoğlu İsmail, H.Hüseyin Korkmaz, İlimler ve Yorumları, Türdav Yay.İst.1980, s.209.

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık