Konya
Açık
16°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
48,6286 %0.20
56,2903 %-0.10
6.764,93 %-0.29

CAM FANUS

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

“Hiçlerin içinde” varlığı yaşadığını sanıyordu. Öyle öğretilmişti ona. Bin yıldır böyle gelmişti ve ne yazık ki böyle de gidecekti onun için. “Tekâmülü” her şeyden kendini soyutlamak olarak biliyor, ona göre yaşıyordu. Her şeyden az alarak ömrünü tamamlıyordu. Az inanç, az ibadet, az yemek, az aşk, az sevgi az az az… Ne gelse başına, “sınavımdır” deyip eksik hayatına kaldığı yerden devam ediyordu. Bilmiyordu ki, bütün seçimler kendisine aitti. Şu an neredeyse, isteyen de gelen de oydu. Lakin onu suçu yoktu. Yüzlerce yıldır kader olgusunu ona ve bize yanlış anlatmışlardı. “Kadere imanı” hiçbir şey yapmadan öylece beklemek sanıyordu. Yaratanın kulları arasında seçim yaptığını sanıyordu. Bir diğerini, bir diğerinden daha fazla sevdiğine inanıyordu. Yaratan, eğer herkesi eşit derecede sevmese, sevemese, ona nasıl yaratan diyeceğiz sorusunu hiç sormadı. İnsanı, yaratandan ayıran şey nedir? Tabi ki sonsuz sevgidir. Böylesi derin ve sorunlu sorular hiç hoş değildi. Sormadı, dolayısıyla anlamadı da… 

Şükürle geçiyordu hayatı. Bütün ulaşamadıklarını cennete bırakmıştı. Zaten insan ömrü ne kadardı ki? Elbet toprak olup kavuşacaktı cennetine. Bütün kıssalar, öyküler, hikâyeler, bunun üzerine kurulmuştu. Sen sus, arama, sorma, anlama, oku geç. Bilme, direnme, kimseye özenme, kimseyi kendine eş tutma, bekleme, beklenti içine girme, köleymişsin, değerin yokmuş aldırma, diyerek susturulmuştu. Farkında bile değildi. “Acıdan geçince güzelleşeceksin” yalanına inandırılmıştı. Tek göz odada mutluydu. Öyle olduğunu sanıyordu. Tatmadığın şeyi nasıl bilebilirsin ki? Hep daha kötüsü vardı ve bu şükür sebebiydi. Neden Norveç değiliz sorusunu sormak yerine, iyi ki Afrika değiliz düşüncesi gibi, kendine bahaneler buluyordu. Hiçlik duygusunu da varlık duygusunu da yanlış biliyordu. Hoş, neyi doğru biliyordu ki? 

Öğretilmiş çaresizlik diye bir kavram vardır. Onu ve bizi en iyi anlatan kavramdır bu. Hepiniz pire deneyini bilirsiniz. Bilmeyenler için açıklayayım. Pireleri bir cam fanusun içine koyup üstünü kapatırlar. Pireler sıçradıkça üsteki kapağa çarpıp düşerler. Bu günlerce devam eder. Bir yerden sonra kapak açılır. Ancak bir gariplik vardır. Pireler canları acıyacak duygusuyla ve orada bir kapağın hala var olduğunu içselleştirdikleri için daha az sıçrarlar. Çıkma şansları vardır ama bunu yapmazlar. Çünkü artık kabullenmişlerdir kendi gerçeklerini. İşte insanın durumu da budur. Pirelerden zerre farkımız yok. Üstün olduğumuz yanılgısıyla, bu gerçeği kabul etmiyoruz o kadar… İnandıklarımızı değil inandırıldıklarımızı yaşıyoruz. 

Eyüp TORU 

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız