);*} TUZLU KAHVE(2)
  • 17 Ekim 2015, Cumartesi 0:00
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

TUZLU KAHVE(2)

Değerli genç kardeşlerim sizlere şöyle seslenmek istiyorum. Bu bir tavsiyedir. Sevgiler vuslat ile bütünleşirler ve hasret ile kıvama erişirler. Çok seven çok isteyen demektir biliyorum ancak hiçbir şey de ölçüyü aşmamak gerekir. Bakın sizlere şöyle bir örnek vermek istiyorum. Avucunuza biraz su alın, Bu su sevgi demektir. Eğer elinizi özenle açık tutar ve suyun yani (Sevgi’nin) orada kalmasına izin verirseniz her zaman orada kalacak demektir. Eğer parmaklarınızı kapatır, ona sahip olmaya çalışırsanız kapattığınız andan itibaren bulduğu ilk aralıktan akıp gideceğini görürsünüz. Sevgi, özgür demektir onun özelliği bu. Eğer sevdiğiniz insanlar varsa ki; mutlaka vardır, onların su gibi akıp gitmemesi konusunda hassas olunması gerektiğini belirtiyorum. Bu biraz da kişilerin tutumlarıyla ilgili şeylerdir. Mesela ---Verin, fakat bir beklentiye girmeyin./Tavsiyede bulunun ama emredici olmayın/Verir misin deyin de hiçbir zaman talep etmeyin. Ömür boyu bir beraberlik, gösterilecek özen ve verilecek değerle mümkündür. Dedik ya sevgi ve mutlu olabilmek bir sanattır, diye. Karşılıksız beklentiye girmeden  “ gönül sarayınızda suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer olsun”      diyelim…

                Gelin isterseniz daha fazla konuyu uzatmadan asıl öykümüze dönelim ve sevgilerimizi sevdiklerimize iletelim. Onunla hasbıhal edelim. Bu sevginin, beklentisiz temiz duygularla ve halisane niyetle olduğunu kendisine hissettirelim. Fark ettirelim. Yıldızlar gündüzleri görünmeseler de kaybolmuş değillerdir. Kâinat muhabbet üzerine kurulu değil mi?               

Kıza bir partide rastlamıştı… Harika bir şeydi. O gün peşinde o kadar delikanlı vardı ki… Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti. Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular. Delikanlı öylesine heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu. Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı…

“ben artık gideyim”, demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı…

“Bana biraz tuz getirir misiniz? Dedi…”kahveme koymak için.”

Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı… Kahveye tuz! Delikanlı kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı. Kız, merakla:

“Garip bir ağız tadınız var,” dedi.

Delikanlı anlattı:

“Çocukken deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım. Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben… Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu ailemi hatırlıyorum… Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar… Onları ve evimi öyle özlüyorum ki!

Bunları söylerken gözleri nemlenmiştidelikanlının… Kızdinlediklerinden çokduygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi aileyi seven biri olmalıydı. Evinidüşünen, evini arayan evini sakınan biri… Ev duyusu olan biri. Kız da konuşmaya başladı… Onunda evi uzaklardaydı… Çocukluğugibi… O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu… Tatlı ve sıcak…

Ve d e bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii… Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses prensle evlendi. Ve de sonuna kadar mutlu yaşadılar. Prenses ne zaman kahve yapsa, prensinin kahvesinin içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu… Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü…

Kırk yıl kadar sonra adam dünyaya veda etti. Ölümümden sonra aç” diye mektup bırakmıştı, sevgili karısına… Şöyle diyordu satırlarında…

“Sevgilim, bir tanem… Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim… Tuzlu kahvede… İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki, şeker diyecekken “ tuz”  çıktı ağzımdan… Sen ve herkes banabakarken, değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Şana gerçeği anlatmayı defalarca düşündüm. Âmâ her defasında korkudan vazgeçtim. Şimdi ölüyorum ve artık korkmamiçin bir sebep yok…

İşte gerçek… Ben tuzlu kahve sevmem garip ve rezil bir tat… Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.  Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.

Dünyaya bir daha gelsem, her şeyi yeniden yaşamak, seni yeniden tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim. İkinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da”…

Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında bir gün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey? Diye soracak oldu…

Gözleri nemlendi kadının…

“Çok tatlı !” dedi… Çok, hem de pek çok tatlı…

Hayata bakarken ne gördüğümüz değil, neyi görmek istediğimiz önemlidir. Mevsimler geçer, günler akıp giderken, son baharda dökülen sararmış yapraklara bakarak gelecek baharı hayal eden ve o havayı içine çekip yaşayan insan mutluluğu bilen insandır…

Atila kardeşim  (facebook’ta) şöyle bir paylaşımda bulunmuştu, bende sizlerle paylaşayım…

“Her yürek sevebilseydi zaten adı yürek olmazdı ve her seven yürekli olsaydı aşk bu kadar basit olmazdı “…

“Aşk davaya benzer, cefa çekmekte şahide… Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki?”…

Ve son olarak adamın biri diğerine demiş ki  “seni sevdiğimi iddia etmek istiyorum. Bana bu cesareti verene şükürler olsun…

Yüreğinizde sevgi, yüzünüzde tebessüm eksik olmasın. Gönül sarayınız her zaman çiçeklerle dolu olsun. Allah gönlünüze göre versin. Bahçenin güzel manzarası bahçıvanın elindedir.

Saygılarımla. Sevgi ve dostluk baki kalsın…

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık