);*} TOPLUM NEYLE BESLENİR
  • 13 Nisan 2019, Cumartesi 9:00
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

TOPLUM NEYLE BESLENİR

İnsan beden ve ruhtan ibaret bir varlık olup bu ikisinin müteselsilen beslenmesi gerekir. Ruhu olmayan bir toplum olabilir mi? Ya da insan ruhsuz olabilir mi? Ruh ve bedeni birbirinden ayrı düşünmek elbet mümkün değildir. Yani yaratılıştan verilmiştir ruh ve beden insanoğluna. Lakin bu ruhu devam ettirmek ya da öldürmekte bizzat insanın/toplumun/devletin eliyle olabilmektedir. Peki, bu ruha işlerlik kazandırmak mümkün mü? Yoksun olanların devamı mümkün müdür? Gibi aklımıza birçok soru takılmaktadır. Biz bilebildiklerimizi sizlerle paylaşalım da eksiğimizi sizler doldurun lütfen, diyelim.

Şöyle geçmişimize baktığımızda bizimle olan ruh analizi bir hayli değişkenlilik gösterir. Mesela dünya daki bazı ülkelerden bilhassa Osmanlı’yı rahat bırakmayan ülkelere/devletlere/milletlere/toplumlara vs. baktığımızda onlarında kendine özgü değişkenlik ve çeşitlilik gösterdiğini görebiliriz. Bazen sular durulsa da alt tarafında akışkanlık hissettirmeden kendine yol bulur. Yani kendi mecrasında sürüklenir bazı şeyler.

Osmanlı’nın başına püsküllü bela olmaya çalışan devletlerin başında Ruslar gelir. Bitlerinin kanlandığı Deli Petro ve Çariçe Katarına dönemlerinde, Rusların Avrupa’yı kendine örnek alıp geleneksel Rus politikası emelleriyle oynaştığını görürüz. Açık denizlere açılma, Ortadoğu Coğrafyasına hâkim olma, sömürü elde etme ve giderek daha da büyüme gibi kendilerine yön tayin ettiklerini ve bu ruhla yaşadıklarını görüyoruz.

Ruslar bugün yerli Çarların nüfuzlarıyla dünya siyasetinde daha etkin rol almak istemekteler. BM’de beşli çetenin bir üyesi olarak dünyayı iki bloktan ibaret sayıp kendi bloklarına silah satma ve çeşitlendirme konusunda batı ile yarışlarını sürdürmekteler. Bence Deli Petro ve Katerina dönemlerinde Rusların politikaları ve bakış açıları hiç değişmemiştir. Eğer Rus ruleti bugün Suriye’de Beşşarla beraber yürüyorsa bu Esat’ı sevdiğinden değil, Ortadoğu’da ABD’ye karşı bir güç blok oluşturma ve satranç oynama menfaat temin etme gayretkeşliğinden ve politik emellerinden kaynaklanmaktadır.

Silah satışı ve menfaat temini için çoluk çocuk öldürmekten vazgeçmeyen bir ülkenin geleneksel politikalarından bu ruhun devamlılığından vazgeçtiklerini düşünebilir misiniz?

Osmanlı’yı kıskacına alan bir Ülkede Almanlardı. Birinci Dünya Savaşında zorlama ile müttefik olduğumuz bu ülke iki büyük savaştan mağlup çıkmasına rağmen yeniden ayakta kalabilmeyi başarmış ve bugün Avrupa’nın Ortak Pazar manifestosunun diri patronluğunu yapmaktadır. Fakat bu ülkede bugün sorunlar yok mu? Var elbet. Bu sorunların kaynağı tabi’i ki bu ülkelerin genelde batılı sömürgecilerin sömürgelerini artık eskisi gibi yapamamaları ve yaşadıkları hammadde sıkıntısıdır. Sanayi inkılâbıyla beraber büyük bir işci göçüne maruz kalan bu ülke kaynaklar azalınca kendi ülkesinin insanına bile iş bulamamaktan şikâyetçi hale geldi. Yalnız şu var. Bu ülkenin insanları bir ideal olarak Alman toplumunun geleceği konusunda kuşkuya yer vermeyecek şekilde milli vasıflara haizdir. Öyle olmasaydı yıllardır özlem duydukları Berlin duvarını yıkıp yeniden bir olmanın mutluluğuna ulaşabilirler miydi? Bu Almanların rejim farklılığı olsa da tarihte oluşturulan Prusyalı olma azminin ruhundan başka bir şey değildir. Bunlar hala Bismark’ın düşünce tarzını taşımaktadırlar.

İngilizlerin ne kadar sahte ve yüzsüz olduklarını söyleyebilirim. Fitnenin kalesi ve yıkıcılığın odak noktasını oluşturan bir iskeleleri vardır. Sömür, idare et, parçala, bağımlı kıl, yönet ve kendini mutlu hisset İngiliz ruhunun olmazsa olmazlarındandır. Bugün hayata sadece kendi penceresinden bakarak ideal ve ihtiraslarının peşinde koşan yeri geldiğinde menfaati geleceği için bağlı olduğu kulübün üyelerini peşin peşin bırakmaya hazırlanan İngiliz kafası dünyadaki şeytani hilelerin anavatanı olarak bilinir. Üzerinde güneş batmayan bir uygarlık iken bugün sallanan bir yapıyı koruma içgüdüsüyle İngilizlerin yeniden eski güçlerine kavuşabilmek için şimdilik kabuğuna çekilip kendilerine yeni bir yol haritası oluşturma peşinde olduklarını anlamak zor olmasa gerek. Zaten bu sömürgeci ülkelerin ruhunda kaybetme noktasına geldiklerini anlamadan kendilerine başka bir b,c,d planı yaptıkları vakidir. Her şey çok yönlü çok boyutlu ve çok taslaklı seçenekli hazırlanır bu ülkelerde. Bundan dolayı bu ceberut ülkeler ilke prensip ve haleti ruhani yelerinden asla vazgeçmiş değillerdir, sadece parlayan alev bugün kararmaya yüz tutmuş külleriyle yeniden hortlatılmayı ve ateşlenmeyi beklemektedir.

Geleneksel tarihi birikimlerinde batılın safında toplanan bu ruh anlayışı gerek Rus, gerek İngiliz ya da Alman toplumsal perspektifinde hep aynı yerde durduğundan teknik bakımından akıl deney gözlem kategorilerinde ve teknik icatlarda başarıyı yakalasalar da bu gelişmeleri insanlık aynasına tutulduğunda bunun kirli olduğu görülür. İnsani değerleri hiçe sayan ve ruhunu şeytana adapte eden bu ruh bozuntusu ülkeler/toplumlar maddi detaylı gelişmeyi manevi boyutunda hakka teslim olmayıp gösteremedikleri için bozuk ve kirli bir ruhun boy aynasında hep silik kalacaklardır. Bunlar Kabilin temsilcileri olarak hep aynı ruh halinde kaldıkları ölçüde de öldürme, insansızlık, ateizm, Makyavelizm hep var olacak ve insanlık bunların çizgilerin de hep bir bunalım takınacaklardır. Çünkü bu modun verebileceği tek şey kusan makineleridir.

Çinliler köpek eti yiyecek kadar köpekleştiklerinden ve ellerinde bulunan Müslüman Uygur Türklerine yaşama hakkı tanımadıklarından Mao’nun devrimine bağlı kalsalar da Mao görüntülü ama geçişli kapitalizm kurallarını yaşasalar da onlarında bu şeytani kisve ve ruhları devam eder lakin batılın temsilcileri olarak insansızlıktan sınıfta kalırlar. Çin eski ve köklü bir medeniyettir. Lakin hile, desise, kirli işler ve güvenilmez tutkusu olarında aşağılık bir kimyaya sahip olduklarını gösterir. Yani Çin kültürü de insana hayat hakkı sunan bir yapıdan uzaktır.

Osmanlı hakikatin yılmaz temsilcileri olarak varlıklarını sürdürdükleri 6 asırdır insanlık hak ve vazifelerini insani açıdan yaklaşımlarla ve vakıf devleti geleneği yaklaşımıyla ahilik ve esnafında mesleki üretimdeki ahlaki payı ile ayırt etmeksizin insanlara hizmet sunan bir medeniyet kökü temellerini sağlam atmış lakin sürdürülebilir bir akışkanlığı hayat serüveninde zaman zaman uygulamada güçlük çektiği için ve kendini değişime hazırlamada yeterli olamadığı için dengesini bozan dış güçlerin kontrol dışı zorlamalarına karşı koyamayıp coğrafi keşiflerle elde edilen sömürgeden beri ama İslam rönesansını yakalayamadığı için sonunda zorlana zorlana direne direne hayatta kalmaya çalışmış fakat bir canlı misali ölümü tatmıştır. Fakat bizdeki bu ruh bu güzellik kayboldu mu? Hayır, tabi’i ki. Sadece şu an külleriyle kendi içinde yanıyor. Alevlenmeyi bekliyor kısaca. Çünkü dünyayı kurtaracak olan tek nizam vardır. İslam Hayat Anlayışı. Zihni tasallutundan kurtulan bir Türkiye tekrar Osmanlı Misyonuyla aydınlatacaktır her yeri, Güneş gibi. Kimsenin kuşkusu olmasın. Ruhu şu an kendine zindan edilen tasallutundan sıyrılsın bir an evvel. Yine doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakk’ın.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık