• 27 Ağustos 2016, Cumartesi 9:46
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

SATIRLARDAN SADIRLARA

Hammal olarak omzunda ip, siyasetçi olarak yakasında TİP(Türkiye İşci Partisi) rozetini taşırdı. Beli hafiften kambur, saçları karlaşmış, yırtık papuç, yamalı tozlu eski bir elbise giyerdi. Elbistan’da solculuğa ilk sahip çıkan oydu. DER’le biten her derneğin gedikli üyesiydi. Hammal Haceli (Hacı Ali) derlerdi. Milyonlara satın alınmayacak bir karakterin sahibi, doğruluk timsali ve tipik bir halk filozofuydu.

Dişi Marksistlerin anası Behice Boran(Hatice Hatko) “Emek sermaye ilişkileri ve Anadolu insanı dertleri(!)” üzerine bir konferans vermek için Elbistan’a gelir. Hammal Hacali de duyar ve gider. Konferanstan önce Boran’ı görmek ister. Yanına götürürler ve sorar Hacali:

+Nereden geliyorsunuz hanımefendi?                                                                                                                      +Ankara’dan geliyorum.                                                                                                                                                                +Ankara’nın neresinde oturuyor sunuz?                                                                                                                                         +Çankaya semtinde oturuyorum. Ev kendimindir.                                                                                                           +Arabanız da var mı?                                                                                                                                                              +Var                                                                                                                                                                                                  +İyi iyi maşallah. Bari ölümlük dirimlik birkaç akçenizde var mı?                                                                                                   +Tabi yaşamımızı sürdürecek kadar var.                                                                                                                                 +Aman hanımefendi sen bu halinde dünya yıkılsa benim dertlerimi anlayamazsın. Ben gene boşuna davul çalıyorum desene…                                                                                                                                                      +O nasıl söz efendim. Biz elmanın yarısı sayılırız. İşci sınıfı ile aramızda hiçbir fark yoktur. Sizin için uğraş vermekteyiz.                                                                                                                                                                         +Hanımefendi, hanımefendi! Biz yalınayak kızgın saç üstünde ayağımız ve beynimiz yandığı için sıçrıyoruz; siz ise içtiğiniz viskinin keyfi ile sıçrıyorsunuz. Böyle benzerliğin Allah belasını versin.                      Çeker gider Hammal Haceli!...                                                                                                                                                        O vefat edeli çok oldu. Ben bu hadiseyi niçin yazdım biliyor musunuz?                                                                       “İmanda, inançta. aksiyonda, sabırda kanatta, mahviyette samimiyetsizler sürüsünün sahtekar çobanlarını gördüğümden… Beğenen alabilir üstüne.”…                                                                                                                                                                                                                                                                                            …Vallahi ben beğendim rahmetli üstadın Abdurrahim Karakoç’un bir yazısından yukarıdaki yazılanları sizlerle de paylaşmak istedim. Doğrusu akıl dolu feraset dolu bir yazı ve bahse konu olan bir şahsın dürüstlük serencamının anlatıldığı yaşanmış bir hikaye.

Efendim hani bir söz vardır. Herkes kendi karakterinin mizacının gereğini yerine getirir diye. Dervişin biri suyun kenarında boğulmak üzere olan bir akrebi görünce onu kurtarmak istemiş. Kurtarmış kurtarmasına da akrep tutsun dervişi soksun. Bunu gören arkadaşı diyor ki;”seni sokan o hayvanı neden kurtardın, neden tekrar suya atmadın” deyince verilen cevaba bakın derviş diyor ki;” O tabiatının gereğini yapıyor, bende yapmam gerekeni yapıyorum”

İnsan olmak, insan olarak kalabilmek önemlidir. Hele insanın kendisi olması kadar, kendi fikir ve şahsiyeti içerisinde, fikriyatı içerisinde samimi bir şekilde yer alması/ kalması kadar daha güzel ne olabilir?   İnsanın bizzat kendisinin olmasını sağlayan kültüründen, temel insani değerlerden uzaklaşıldığı bu devirlerde vicdanlarını bir torbaya koyup saklayanlar, ya da aklını beynini kullanamayıp birisine kiralayanların varlığı, iradenin sağlam oturmayışı ve karaktersizlik gibi kötü normlara bulaşma, içimizi kaplayan gurur ve kibir hastalıklarının salgın hale gelen kötülük tohumları saçılmaya/bulaştırılmaya devam ettirildikçe, bundan mülhem kaynaklanan sıkıntıların çokluğu ve meyilli hali ile maalesef insanın/insanların toplumsal buhranları gittikçe artmaktadır. İnsani değerlerin zayıflaması/ya da bilinçli bir şekilde zayıflatılması ile iyilik ve hoş görü ortamının zayıf halkaya dönüştüğüne şahit oluyor ve bu ülkenin çocukları olarak birbirimizi üzüp kırıyor hatta şiddetin çocukları olabiliyoruz. Öyle ki, bugün toplumsal hastalıkların özünde yatan temel realite eğitim eksikliğidir. Peki, bu eğitim nasıl olmalıdır? Temel problem burada yatmaktadır. İnsanı temel alan merkeze koyan onun değerlerini ruhuna yansıtan ve şahlandıran harekete geçiren ivme kazandıracak olan hayatta zorluklara karşı donanımlı hale getirmeyi amaçlayan ve onun hakikaten şahsiyetli iş ve meslek sahipliliği bilinci kazandıran bir eğitim anlayışı yerine, sadece dünyevi kaygıları besleten/taşıtan bir eğitimin yetiştireceği örgününü ne insana ne de topluma kazandıracağı bir yararı olacağını ben düşünemiyorum.  Yukarıda önce yaptığımız alıntı ile hayat sahnesindeki konumumuz neye yakın önce bunu ortaya koyalım.Biz iyiye mi kötüye mi, ,çirkine mi güzele mi yakınız.Kolaydan yana mı zorluklardan yana mı teveccühümüz.Bizim bir şeye karşı meylimiz,yatkınlığımız, bizim bakış açımız ve hayat tarzımızdır.Biz neyi benimsiyoruz?Neyi önemsiyoruz?Biz nerede konumlanıyoruz bu saydıklarımızdan.Kimseyi kandırmadan aldatmadan aldanmadan bu sayılan hasletlerde  bu çizginin neresinde duruyoruz.Gerçi bu sıfatlar göreceli diyebilirsiniz ancak,iyi doğru güzel çirkin güzellik estetik etik vb. kavramların artık genel geçer hale büründüğünü ve böyle yol almaya başladığından hareketle    sonuç olarak sözümüzü bağlarsak:gelin kitabın en sonundan değil en başından içimize sindire sindire okuyarak bilmediklerimizin (cehaletimizin)yükünü atarak ilme irfana sarılıp kardeşlik dokusunu sağlam ilmekle örüp birlikte güçlü Türkiye’nin yolunu sağlamlaştıralım.Ümmete yol olsun bu halimiz.Umut biziz ümmet için.Güçlü bir liderin etrafında düşmanların dört bir koldan kuşatma altına almaya çalıştığı bu sıkıntılı ortamda ellerimizi kenetlendirmenin ve tek yumruk olmanın zamanı işte bu zamandır.Bu karakter bizde var.Varsın karaktersizler kendilerinin sırtını ypg ypj pyd ya da amerikaya,siyoniste,vatikana dayadıklarını söylesinler.Herkes tıynetini ve mayasının özündekini  yapıyor.Niye Sayın Cumhurbaşkanımızın düşmanları çok.Doğru yolda olduğu için.Eğilip bükülmediği için.Türk ve Müslüman olduğu için.Ümmetin kardeşliğinden yana tavır koyduğu için.ONE MİNUTE dediği için…HAYAT BU İŞTE!...Dünya beşten büyük  dediği için karşı çıkıyorlar.Ha tek başınaymış!Öyle diyorlar.Ne fark eder ki;halk yanında olduktan ,O’da hakkın yanında olduktan sonra!...                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                  


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık