• 30 Temmuz 2016, Cumartesi 9:06
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

RAHMETLİ MENDERES

DP Milletvekili Gıyaseddin Emre’nin 1993 yılında yazar Recep Şükrü Apuhan’a anlattıklarından hareketle;  Rahmetli Menderes’in hayatından O’nun manevi yönüne ilişkin bir özelini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hemen şunu açıklıkla belirteyim ki, bugün 27 Mayıs olduğu için bunu paylaşmakla, muhteremin aziz hatırasını yâd etmek, milletinin gönlünde yer edinmiş bir Devlet büyüğünü bu vesileyle tekrar bir kez daha hatırlatmak istedim.

Bilinen bir şey var ki: Eğer bir insan milletinin gönlünde taht kurmuşsa ona karşı beslenilen ülfet ömür boyu devam ediyor. İşte bu devam edenlerin arasında da Menderesi görüyoruz.

Gerçi, rahmetli hakkında bazı karşı görüş de olanlar ve onu sevmeyenler de var, aşırı şekilde eleştirenlerde var, ama varsın olsun… O’ milletinin gözünde daima temiz, hala berrak, hala mahzun, hala üzülünen birisidir. Kendisine Amerikan hayranı deseler de, O.Aslında vatanına âşık, Ülkesi için çalışmış, alın teri sahibi, iftiralara maruz kalmış, ama ümidini kaybetmemiş, idam sehpasında bile metanetini korumuş aziz bir vatanperverdir. Şüphesiz onu en iyi anlayanlardan birisi de Avukatı: Burhan Apaydın’dır.

Ben bu yazım da onun siyasi yönünü değil, dini bir hassasiyetine vurgu yapmak istiyorum.

“Yavuz Sultan Selim Mısırı fethettikten sonra diyor ki:

Emaneti Mukaddeslerin burada olması lazımdır. Nerede muhafaza ediliyor?

Diyorlar ki: Burada Hz. Ali’nin bir kızı metfundur. Caminin bir bölümünde muhafaza ediliyor.”

Emrediyor Yavuz Sultan Selim:

40 Hafız beyaz elbiseler giyecek. Kır atlara binecek. Dört Kır ata da bu mukaddes emanetlerin sandıkları yüklenecek!

Yavuz gidip orada namaz kılıyor. Sonra sandıkları sırtına alıyor bizzat teker teker taşıyor. Önde mübarek emanetler, arkada Yavuz ve Kur’an okuyan kırk hafız yürüyorlar. Mukaddes Emanetler Yavuz’un Topkapı Sarayında taptırdığı, Hırkai Şerif Dairesine taşınıyor. Ondan sonra nice sadrazam,   Nice Padişahlar gelip geçiyor. Fakat Abdülhamit Han’ın Hal’ine kadar Hırkai Şerif dairesinden Kur’an sesleri eksik olmuyor. Abdülhamit Han’ın padişahlığından sonra da Cuma geceleri Kur’an okunuyor.

1926’da devlet büyükleri mübarek emanetleri görmek istiyorlar, Mübarek emanetleri Topkapı sarayının ahır kısmına naklediyorlar.

1950 yılında DP iktidara gelince, Eylül ayında Menderes Topkapı Sarayına gidiyor. Emanetlerin yerini soruyor.”Ahır kısmında” diyorlar. İki rekât namaz kılıyor. Adnan Bey, Yavuz’un yaptığı gibi emanetleri yine sırtında aynı yerlerine taşıyor…

Sayın Gıyasettin Emre bundan sonra konuyla alakalı olarak şunları anlatıyor:

“En son 1980 Ramazanında Süleyman Bey’e gittim;

Siz kendinizi Adnan Menderes’in varisi olarak takdim ediyorsunuz.  “Adnan Bey “dedim. “1960’da,ihtilal öncesi, İslam Âleminin büyük kurralarına, hafızlarına mektup yazmıştı. Onları İstanbul’da toplayacaktı.15 Haziran’da büyük bir merasimle mukaddes emanetler Eyüp Sultana nakledilecekti. O büyük hafızlar da oradan Hatim indireceklerdi. Hatim teybe de alınacaktı. O eski ve güzel adet yeniden ihya edilecekti. Eskiden olduğu gibi yine 24 saat Kur’an okunacaktı. Bu iş 1960 ihtilali ile yarıda kaldı, kaldığı yerden siz devam ettirin, beyefendi”dedim.

Ve Süleyman Bey’in talimatı ile 1980 Ramazanında Hırkai Şerif’te Kur’an okundu. Sonra yine ihtilal oldu. Yine yarım kaldı. Özal geldi devam ettirdi.

Eski DP Milletvekili Gıyaseddin Bey, Menderesle ilgili değerlendirmelerinde şu hususları da yine kendi penceresinden şöyle özetliyor:

“Adnan Beyi herkes kendi zaviyesinden değerlendirmiştir. Onun muhalifleri mukaddes emanetlere gösterdiği hürmeti unutmamışlardır. Bunun için de ayrıca diş bilemişlerdir.

Adnan Bey’in iktisatta başardıkları, siyasette başardıkları, Dış politikada başardıkları ayrı ayrı kişilerce ayrı ayrı ön plana çıkarılmıştır. Bizim değerlendirmemizde O’nun maneviyatı zaviyesinden oluyor. Bu yanı bilinenden daha güçlü çünkü.

Hayatı boyunca sabah namazını kılmış, Kur’an okumadan evinden çıkmamıştır. Yassıadada’da Kur’anını elinden alamadılar. O’ndan ayrılmadı”… Diyor..

Bizde, Menderes’e “Allah rahmet eylesin, mekânı Cennet Olsun” diyor ve milletin gönlünde neden yer edindiğini, milletimizin engin basiretine havale ediyoruz…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık