• 15 Ekim 2016, Cumartesi 9:41
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

MİLLET ÜMMET MİLLİYETÇİLİK (5)

Görüldüğü gibi; millet ortak bir itikada sahip olmakla birlikte, bir imam etrafında toplanmayan fertlerin durumunu beyan eder… Her Müslüman İslam milletinin(dininin) bir ferdidir. Eğer bir imam’a beyat ederlerse, ümmet olarak anılırlar. Dünya üzerinde yüzlerce kavim vardır. Bu kavimlerin fertleri içerisinde İslam milletine(dinine) tabi olanlar bulunduğu gibi küfür milletinden(batıl)olanlara da rast lanır. Dolayısıyla yeryüzünde iki millet vardır. Birisi İslam milleti(dini) diğeri ise küfür milleti(batıl)dir.   Resul’ü Ekrem(s.a.v.) efendimiz Hz. Ebu Dücane’yi mezara koyarken Bismillah! Ala Milleti Rasulillah,    demiştir. Hangi kavimden olursa olsun mezara konulan her mü’min için aynı sözler tekrar edilir. Bu mahiyet iyi tefekkür edilmelidir… Diyor. Sayın Hüsnü Aktaş hocamız.

                Kaleme aldığımız yazının bu bölümünde konuya/meseleye genel hatlarıyla bir giriş yapıldı. Esas olarak konunun incelenmesi bu yazımızın devamındaki ikinci bölümdedir. Bu meselenin ilk kullanılan hali ile (yani İslam literatüründeki kullanım şekli ile Elmalılı Müfessir Hocamızın şahitliği ve ilmi heyetteki konumuna dayanarak verdiği bilgiler, bugün gerçekten bu kullanımın kişiler nezdinde vardığı sonuçlara bakarak esaslı bir kavram kargaşası yaşanıldığını ve bugün inananlar arasında bu yanlış beyanlardan dolayı kırgınlıklar ve kızgınlıklara hâsıl olduğunu bilmekteyiz. Yazımızın ikinci bölümünde konuyu daha da detaylandırıyor, ilim din ve siyaset adamlarımızdan seçkinlerin bu olaya bakışlarını ele alıp sonuçları bir özetleme bilgilerle tamamlıyoruz. Gayem bu konuda bir faydam olursa ve bazı yanlış anlaşılmalar ve ön yargılara sebebiyet veren durumlarla ilgili bunları giderebilme konusunda olaya bir açıklık getirebiliyorsam bu benim için kâfidir. Sakın bilgiçlik yapıyor şeklinde de kanaat oluşmasın. Ben eminim ki bu konuyu çok daha iyi bilen kardeşlerimiz mevcuttur. Fakat bizler de; sizlerde oluşan bir altyapı da olaya hüsnüniyet ve selim akılla yaklaşıp, eğer varsa bir yanlış anlaşıl ma yahut eksik bilgi birikimi onun düzeltilmesi /ne biliyim varsa hatalardan dönülmesi ve fikri sabit olunulmaması gibi durumlardır. Ben size bir hususu daha açıklamak istiyorum.

 Eğer düşünce bazında en azından bir doğru anlaşılma ve anlayış hâsıl olursa o zaman anlatılmak istenen meselede, hâsıl olan kanaat da kendini daha iyi belirginleştirir. Kullanılan ifadeye uygun olarak kullandığımız kelime seçiminde meramımızı, anlatmak istediğimiz ve seçim yaptığımız cümleyi ve bu cümleden hâsıl olan manayı çözdüğümüzde bir nebze de olsa kafa karışıklığının yükünü hafifletmiş oluruz. Hz. Peygamber Uhud Savaşında gençlerin ve savaşa ilk kez katılanların ısrarları ve teklifleri karşısında savaşın yöntemini değiştirmiş ve onların isteğine uymuştu. Şimdi Hz. Peygamber bu şekilde bir görüşünü müşavere ederek değiştiriyor da bizim görüşümüz çok mu fikri sabitlik ki; biz Hz. Peygamberin yaptığını yapamıyoruz, biraz kendimizi bu konuda sorgulamamız lazım gelmez mi? Yine Hendek Savaşında İranlı Selman’ın(Selman’ı Farisi Hazretleri) geniş hendek kazılması fikri uygun görülmüş ve onaylanmıştı.   Bütün bunlar açıklıkla; yanlış algılanan fikirlerin üzerinde ısrar edilmemesi ve en doğru bilinen şekline ulaşılması gerektiğini de fikir olarak bizlere veriyor. Tabi her şeyin en doğrusunu Cenabı Allah(c.c) bilir. Ameller de niyetlere göredir. Bizim ki de öyle; Niyet hayır akıbette hayır olur inşallah.

SONUÇ OLARAK:İki yüz senedir Avrupalılaşma uğruna elimizdeki düşünce sistemimizdeki milli olan manevi olan ne varsa,sanki sırtımızda Karamürsel sepeti gibi kurtulmaya çalıştık.Kısaca İslamiyete ait inancımızı beyin kalp ve zihinlerden atmak için yerli ve onların finansörü yabancılar el ele kazımak istediler.Ortak düşman onlara göre milletin bin yıldır sahip olduğu inanç değerleriydi ve bunlardan kurtulmak gerekiyordu .Sırf sabit inat ve düşmanlık yüzünden ilmi gerçeklere dahi hor bakıldı sırt çevrildi,İslam gericilik olarak nitelendirildi.Mütedeyyin insanlar suçlandı.Alimler sudan sebeplerle darağacına gönderildi ve yine belli bir süre kesintisiz medya aracılığı ile islamı kötülemek halkın gözünde düşürmek için akla hayale gelmeyen yöntemleri seçtiler.Avrupalılaşma batılılaşma kavramları ile kendimize ait inanç birliği artık değersizmiş gibi lanse ediliyor,sadece vicdanlara havale ediliyor ve şekil mekil kıyafet saç sarık sakal dahi öcü ile bütünleştiriliyor,islama ait bilgiler nedense bidatlarle ve hurafelerle anılmaya ve asrileşmenin böyle yakalanabileceği mekteplerde ibadet yerlerinde dillendirilmeye çalışılıyordu.Yani batılı argümanların ruhumuzu esir alması için verilen uğraşlar sonucunda,islama aykırı batılı kültürlere ait onarlın toplumsal zihin faaliyetlerini yansıtan her ne varsa hepsi birer beyinlere yerleştiriliyor ve kompleksli bir yapılanmanın devrimci diye tabir edilen temelleri böylece atılıyordu.Dilden özden benlikten uzaklaşılması için var güçleriyle çalışan batıl ittifak muvaffakiyetini bir bayan Türk’ün dünya güzeli seçilmesiyle doruk noktasına çıkıyor,artık bizler içinde yetiştiğimizi öz kültürümüze bir yabancı edasıyla sırıtarak bakıyorduk.Ruhen başlayan yangınlarla ne birbirimizi anlayabildik nede sağlıklı bir iletişim kurabildik be kelime ve kavram tayfununda.Öyle bir tayfundu ki fırtınalı ve gök gürültülü sağanak yağışlarla toprağın yüzeyinde bir hayli zararlara yol açmıştı.Ama temel sağlamdı çok şükür.Ve bugün bu sağlam temel üzerine ağır inceden inen nakışlarla yeniden dirilişin ve uyanışın kodları yakalanmaya Türk Milleti asli kaynaklarına uyanmaya çalışıyor.Gerçi düşman çok düşman kavi ama bizimde milletimizde 15 temmuz gibi bir manevi atmosfer zenginliğimiz var,her şeye rağmen.Ve yine her şeye rağmen kafirler ,münafıklar istemese de Allah(c.c.) nurunu tamamlayacaktır.Biz ümitvar ve kanaat sahibi bir toplumuz.Çünkü din gününün sahibi Allah’tır.Mutlak adil odur.Hükümrandır.Adildir.Kim mani olabilir ki dirilişe.Herkesi diriliş busesi öpüp kucaklamıştır.Kırlarda açan çiçekler daha bir gülümsemeli etrafa bakınıyor,tevekkülde.Arılar daha bir güzellikle dolaşıyor çiçekleri,ikram için.İnsan kendi öz vücudunu artık mabede çeviriyor ibadet aşkıyla yanıp tutuşuyor.Kapılar artık birer birer helallere aralanıyor.İnsan kalben ve manen ilerliyor.Kurtuluş ümidini yakalamış olan Ülkemiz Ümmetin gözbebeği halinde.Dilde fikirde sanatta bütünleşme ümmet ve Asyalı Türkler nezdinde daha bir kaynaşma noktasına seyir almakta.Türkiye İslam Dünyasının haklı ağabeyi ve Lideri sıfatını taşıyor.Demek ki; Öze ulaşan kendine gelirken özden nüveden uzaklaşan yabancuıların egemenliğinde kimlik değişimine ve dejenerasyona demir atıyor.Velhasıl vatanımızda birlik ve beraberliğin nişanı kimlik dokusunun güçlenmesi,ümmetinde geleceğini yakından ilgilendiriyor.Bu sağlam adımlar her zorluğa rağmen devam edecek ve yakın bir gelecekte tüm İslam toplumları birlik içinde kardeşliğin temellerini sağlamlaştıracaklar böylece onların arasını açan ve kendi kabuğuna ram kılan kelime ve kavramların gerçek İslami literatürünü kavramanın birlik içinde kardeşlik hazzını yaşayacaklardır.Bu vesileyle değerli tüm okuyucu kardeşlerimden gelecek yazıda buluşmak üzere, hoşca kalın, dostça kalın diyor, Sağlık ve mutluluklar temenni ediyorum. Allah’a(c.c) emanet olun.

                    

               

               

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık