• 03 Nisan 2019, Çarşamba 8:47
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

MERHUM ÖZAL’IN ARDINDAN

“Merhum Özal’ı anlayabilmek için ondan öncesine ve ondan sonrasına dikkatle bakmak gerek” demişti Rahmetli Turgut ÖZAL’ın ağabeyi Korkut ÖZAL. Mesela Gazeteci Mehmet BARLAS ise bir analizinde şu tespitleri yapıyordu.” Şimdi bugün yaşayan genç kuşaklara, o dönemi hatırlamayan genç kuşaklara anlatabileceğimiz şu var.1983’ten önce Türkiye’de ne vardı? 83’ten sonra Türkiye’de ne var? Bunu bir hatırlamak lazım! Çok önemli. Niye Özal’ı destekledik? Ya da ben şahsen gazeteci olarak, hiç değmez gibi görünen bu büyük kavgaya neden girdim?”

Sadece şu küçük gibi görünen ama hayatımızı sarıp kuşatan örneklerden yola çıkarak esas meseleye sadede geleceğim. Lakin önce şu örneklere mutlaka bakmak lazım diye düşünüyorum. Türkiye’de 1984 yılından önce otomatik telefon yoktu. Bakmayın siz şimdi istediğiniz an konuşabilme kolaylığına sahipsiniz ve cep telefonlarınızı yanınızda nerdeyse 24 saat ayırmıyorsunuz. Ama bu yıllarda otomatik telefonu bile olmayan Türkiye’de eğer bir konuşma yapmak isterseniz saatlerce santral başında beklemeniz gerekirdi. Yine eğer işinizin acele olduğunu söylediğinizde ödeyeceğiniz ücret daha da artardı. Bunlar sizlere basit gibi gülünç komik gibi gelebilir. Fakat yaşanılan döneme değerlendirdiğimizde o yıllarda telefonla konuşmak hem çok lüks hem de pahalı idi. Rahmetli Özal bu konuda bir devrim yapmıştı. Otomatik telefon ve dijital santral kavramı ile Türkiye tanışmış, insanımız sahip olamadığı şeylere ithal yolla da olsa medeniyetin nimetlerinden yararlanmaya başlamıştı.

Ayrıca Özal öncesi Türkiye’de yatırımların ne kadar sürede ve kaça mal olacağı pek bilinmezdi. Çünkü bir yatırım yıllara yayılabilir ve maliyeti önceki konulan rakamlarla sonraki eklenen rakamların toplamını bulduğunuzda ortaya kocaman akıl dışı yekûnlar çıkardı. Barajlar Kralı olarak bilinen Sayın Demirel bir baraja başladığında programa 4 yıllık mühlet verilmişse zamanında bitmez yıllara yayılır bütçe ayrılırsa parça pinçik ödemelerle rakamlar artar yıllar birbiri üzerine gelerek belki 10-12 yılı bulabilirdi.

Özal’dan önce dolar bulundurmak suçtu. Rahmetli Türkiye’de işlerin kolaylaşması için yani pratiklik kazandırmak için epey mücadele verdi. Vergileri KDV altında topladı.141.142.143 denilen ve insanların düşüncelerinden ötürü suçlandığı maddeler vardı Türkiye’de. Düşünce suçu vardı Ülkemizde. Ağır cezai müeyyideler vardı.163.Madde vardı.1402 sayılı sıkıyönetim Kanunu vardı benim hatırladıklarım. Şimdi insan hakları, hukukun üstünlüğü, şeffaflık gibi kavramların revaçta olduğu dönemlerdeyiz. Peki, bunlara gelene kadar hep kolay basit geçiştirmeler mi oldu? Hayır, Türkiye o tarihlerde zannedersiniz ki hatta zannetmeyin inanın bilfiil aynen Eski SSCB gibiydi. Bulgaristan gibiydi. Demirperde ülkeleri gibiydi kısaca. Faşizmi aratmayan uygulamaların odak noktası diyebilirsiniz.

Peki, şu an ki yaşadığımız günlere kolay mı gelindi? Hayır. Asla kolay gelinmedi. Türkiye’de uygulanan resmi Kemalizm uygulamasında laiklik tandanslı ve elastiki ihtiva eden kavramları istediği gibi kullanan bürokrasi ve yargıçların ve medyanın kullandığı dilin baskısıyla mütedeyyin insanların korku fobileri taşıdığını zihinlerinde kaldıramayacakları bir yükün ağırlığı altında bunalımlar geçirdiğini söyleyebilirim. Üniversiteli gençlere bile uygulanan kısıtlamalar YÖK’ün ağır baskısı ve koordinatörlüğünün bağlayıcılığı memur zihniyetli bürokrasi ve medya gücü, ikna odalarında terletilen ve başını açtıkları kızların zihin travmaları bunlardan sadece bir kaçı.

Rahmetli Özal ne istiyordu biliyor musunuz? Sadece “Devlet te, kalkınma da, iktisadi gelişme de tek bir amaç taşır. İnsanın, insanca, özgürce, refah ve mutluluk içinde yaşaması” gerektiğini beyan etmesi. Ne kadar anlamlı bir sözcük aslında değil mi? Bakın siyasi vasiyetlerinde bile dikkat çeken bir madde vardı. Ve bunu çok önemserdi. Çünkü O ülkesine âşık sade, dindar ve kültürlü bir birikimdi. Bir Türkiye sevdalısıydı.” Türkiye, bir insan ve kültür mozaiğidir, parçalatmayalım” Diyen Özal’ın kıymetini ortaya koymaz mı? Değerini belirlemez mi? Aynı şekilde vatan millet din devlet sevdalısı rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun cenazesinde bir ayara gelemeyenler nasıl da birleşmişlerse, Rahmetli Özal’ın cenazesinde de saf bağlayanlar arasında dindar ve laik kesimden tanıdıklarımız vardı. Saf tutmuşlardı hep bir arada.

Ülkesine derinden sevdalı olan bir adam vardı Ülkemizde. Ve giderken de derin izler derin sevdalar bıraktı, halkının kalbini kazanarak. Reformlarıyla halkın adamı olmuştu kısa zamanda. Halk kendisine hizmet edene sevgi beslerdi. Toplum buna inanmıştı bir kere. Hani o dilimizden düşmeyen çağdaş uygarlık kıstası var ya, aslında montajlı yıllarda olsa rahmetli işin ucundan tutmuş ve sevdasını refah ve mutluluk tablosuyla süslüyordu hizmet aşkıyla. Kolay değildi Türkiye gibi ağır resmi çerçevenin dışına çıkamayan ve Kemalist bürokrasinin etkinliğinin hüküm sürdüğü bir ortamda baş tacı reformları yapabilmek ve savunmak. Kendisi uygulamalarıyla bürokrasi ve yargının şiddetli eleştirilerine maruz kalıyordu. Kurşunlandı mesela. Ama yılmadı, Allah’ın verdiği canı onun iradesinin dışında kimse alamaz diyordu.

Mesela rahmetli Özal’ın atalarına olan bağlılığını ve saygısını kimler biliyor? Mesela bir Şam gezisinde son Osmanlı padişahı cennetmekân Vahdeddin Han’ın mezarına yaklaştığında takriben 25 metre kala dizlerinin üzerine çökerek kabre kadar o şekilde yürüyüp kabrin başında hüngür hüngür ağladığını kimler biliyor?

Türkiye ne istiyor biliyor musunuz? Liderimiz, bir taraftan ülkesinin menfaati için gidecek yabancı ülkelere anlatacak projelerimizi, uğrayaşacak gücü yettiğince ekonomiyle, işsizlikle, fabrika yapan fabrikalarla uğraşacak, yatırım isteyecek yerli ya da yabancı sermayeden teşvik edecek onları, kolaylık sağlayacak, dahası yerli ve milli üretime özen gösterecek. Milli gelir payı adaletli olacak, işsizlikle mücadele edilip evine ekmek götürecek benim insanım. Ve lider gidecek Cuma namazlarına karışacak halkın içerisine, sevilecek, sevindirecek insanları. Acıyı sevdayı, sevgiyi birlikte omuzlayıp kaldırıp taşıyacağız yükseklere. Bayrağı daima ileriye götüreceğiz. Bu bizim ahdimiz olmalı.

İçimizde Rahmetli Menderes’i ve Özal’ı aratmayan bir lider vardı. Sayın Erdoğan vardı içimizde elini taşın altına koyan. Korkmadan çekinmeden yılmadan uğraştı sorunlarla. Kolaymıydı Türkiye gibi bir coğrafya’da yaşıyor olmak ve ayakta kalmak ve varlığını her şeye rağmen sürdürmek. Satranç taşı gibiydi her şey. En ufak bir yanlış hamle senin başarılarını götürebilirdi.

Şimdi üzülmek yok. Hüzün yok. Önümüze bakmak var. Ne yapabiliriz de şimdi durumu kontrol altına alabiliriz var. Gözden geçirelim çok şeyi. Bunun bir hesabı muhasebesi olmalı tabi’i ki. Başta ekonomik hamleler var. İşsizlere iş aşsızlara aş gerek bu ülkede. Fırsatçılara fırsat vermemek ve halkın sesi, sözü, gözü kulağı olmak var. Gerisimi gelir elbet. Sen yeter ki çalış, çabala, Rabbim verir mükâfatını.

Kardeş olalım bir olalım dostça yaşayalım, herkes inancında hür olsun. Dışarıya karşı ve içeride birlik olalım,ayrı gayri yerine birlik beraberlik ruhuyla hareket edelim.Bilinçli olalım aslında istiyorum.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık