• 23 Aralık 2017, Cumartesi 16:09
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

KORKULARLA YÜZLEŞMEK

Hani yağmasan bile gürle tabiri vardır. Yani bir nevi korku psikolojisi algısı oluşturarak çekince oluşturma ya da geri adım attırma psikolojisidir. Mesela zamanın bir döneminde Celal Bayar 1960’LI Yıllarda o meşhur lafını esirgememişti.”Bu kış komünizm gelecek” sözünü Sol fraksiyonların palazlandığı dönemde piyasaya sürmüştü. Bazı çevreleri korkutmak bazı çevreleri de bu korkutma çabasıyla korkutarak iki şekilde de rejime havale edilen bir artı nominal vardı.

Bizde korkular o kadar çok pompalanmıştır ki; Deprem korkusu, yaşamadığımız tsunami korkusu bile bu korkunun yanında sönük kalır. En çok ta ülke vatandaşlar diğer bir tabirle mütedeyyin insanlarımız batılıların istek ve baskılarıyla laikçi baskıya maruz kalıp inanç konusunda giyim kuşam konusunda sıkıntı yaşamışlardır. İnsanın bıyıklarının bile korku nedeni sayıldığı ve ölçülerini devletin belirlediği dönemleri yaşadı bu gariban ülkem.

Hele CHP’nin tek başına iktidar sayıldığı dönemlerde kraldan çok kralcıların ülkenin geleceği üzerinde düşüncelere pranga uyguladığını ağır bir baskıya maruz bıraktıklarını düşünecek olursak Eşref Edip’in kara kitabını daha iyi anlayabiliriz.

İşte o komitacı kılıklı ittihat terakki partisinin devamı olan CHP’nin 1930-1940’lı yılları laikçilik maskesi altında hedef aldıkları İslam Dinini irtica-gericilik gibi yaftalarla susturmaya-düşüncelerden silmeye çalıştılar. Ezanı bunun için Türkçeleştirme peşine düştüler. Milli ve manevi değerleri budaya budaya içini boşaltıp kuru bir milliyetçilik adı altında Kemalizm maskesi oluşturup ne sağa ne sola taviz vermeden(aslında her iki kesimi de batı kavramlarıyla bünyesinde barındıran) resmi devlet tescilli hüküm ve kanunlarla istedikleri gibi yönetmeye ve Türkiye’nin kaderini ellerinde tutmaya istedikleri anlaşmaları imzalamaya ve Osmanlı Mirasından kurtulma telkin ve söylemleri ile tarih kitaplarını değiştirdiler, dili değiştirdiler, her şey batının istediği biçimde şekillendi sonuçta ise resmi söylem başarısız kalında paradigma iflasa sürüklenince o zaman kimi suçladılar tabi’i ki mütedeyyin insanları. İşin en kolaycılık yönü de buydu. Bugünde aynı kafa aynı zihniyetle aynı numaraları kullanmaya devam ediyor, şöyle ki Tayyip gitsin de ne olursa olsun diyerek düşmanla bile işbirliği yapacak batının ajanı aydın denilen iç karartıcı laikçi Kemalist kafalılar var bu ülkede.

Türkiye 1950 yılların başında Anglo-sakson kültürün tozlarını yutmaya başlamıştı. Dünya piyasasını elinde tutan Abd-İngiliz dönem dolabı kendi anlayışında 1.ve 2.dünya savaşlarından kazançlı çıkmanın parsasını kendi uhdelerine havale ederken kuracakları yenidünya düzenleri ile otomatik olarak sömürge sistemlerini ellerini kollarını kıpırdatmadan kendi ülkelerine akıtmanın hayalini gerçekleştirme işine giriştiler. Gerek Cemiyeti Akvam ya da sonradan Birleşmiş Milletler onlarsız adım atamıyor. İşte bunun için bu korkuyu yenme adına “dünya beşten büyüktür”denilmiştir.

Dünyayı parselleme sistemlerinden kapitalizmin karşısına dikilen sosyalizm hayali verilen siyasi ödünlerle Stalin tarafından geri plana atıldı ve Sovyetler Kars Ardahan ve Batum’u fısıldayınca zaten geleneksel ruf politikasında sıcak denizlere inme hayali olan Rusların bu tavrı bizimkilerde koşar adım NATO’ya sürüklenmesine yol açtı ama bu rüştünü ise Kore savaşında kazandı.

Türkiye’de 1950’li yıllarda Menderes korkusu vardı. CHP kurmayları akıl almaz yalan ve telkinlerle vatandaşı isyan noktasına getirmek ve zinde kuvvetleri harekete geçirmek için uydurmadıkları yalan kalmadı. Gençler köpeklere atıldı. İşkenceden geçtiler vs. bunların en küçükleri idi. Hâlbuki bir örnek verecek olursak Konya’da Fahrettin Altay Anadolu Selçuklu Sultanı 1.Alâeddin Keykubad’ın mezarındaki kemikleri köpeklere attırmıştı. Yani yapanlar kendi zihniyetinden olmalarına rağmen suçlu olanlar asla bunları yapmayacak olanlardı. Nihayet 1960 darbesi ile emellerine ulaşan CHP zihniyeti yine devletin yönetim dümeninde ve batıdan alınan telkinleri emir telakki edip baskı ve korku pompalamaya devam ettiler. En nihayet 12 Eylül 1980 günü bir Cuma günü ihtilal ile demokrasi denilen seçkinler düzeni rafa kaldırılır o zamana gelinceye kadar kurtarılmış bölgeler anarşi ve terör kardeşin kardeşi öldürdüğü sağ sol kavgaları mezhep çatışmaları söylemleri Alevi Sünni çatışmaları ülkede bir türlü dinmeyen anaların gözyaşını daha da artırdı. Şartlar daha da olgunlaşsın diyerek ülkedeki kötü gidişata seyirci kalan Kenan Evren ve ekibi 12 Eylül ile MGK kurup yeniden Kurucu Meclis ve Seçim Ortamı hazırlattılar ve yaklaşık 12 Eylül’den sonra iktidarlarını(7 Kasım 1982)sonrası 5-7 yıl daha uzattılar.

Ama Anglo-sakson zihniyet ülkede kardeşkanı akıtılmasının planlarında ülkemizi bölünmeye getirmiş olmasına rağmen yine ileri gitmemesi ve tökezlemesi için bu sefer PKK illetini kurdurup besleyip büyüttüler. Yani onların nevi şahsında yönetimin üstündeki gizli eller olarak irtica tehlikesi yerini PKK’ya bırakacaktı. Bir oradan bir buradan böyle deprem misali beşik gibi ülkeyi sallamaya devam edeceklerdi. Türkiye’de her on yılda bir askerler sesini yüksek perdeden duyurmaya başladılar. Medya bilhassa sol medya genç subaylar rahatsız huzursuz gibi başlık atarak ülkemiz üzerindeki tedirginliği üst düzeye çıkardılar. Hele 28 Şubat dönemlerinde MGK toplantıları adeta askeri ihtilal ha oldu ha olacak gibi algılarla korkunun dik alasını yaşattılar ne ekonomi gösterge kaldı ne siyasi istikrar sadece malı bu arada götürenler hortumlayanlar belliydi. Ülkenin ana kaymağını gazete patronları ve hırsız holding başkanları aldıkları devlet borçlarının üzerinde yatıp tüyü bitmemiş yetimin hakkı yediler. Tabi bu arada Milli Güvenlik Konseyi dönemlerinde konsey üyelerinin Lockhed Uçak Şirketinden rüşvet vs aldığı söylenmiş ama üzeri kapatılmıştır.

Korku oluşturma 2000 yıllarda ekonomik kriz yaşattı. Dolar fırladı. Zengin daha zengin fakir daha fakir oldu.11 Eylül saldırısı ile dünya yeniden şekillenmeye başladı ve bu başlangıç Irak Merkezli idi. Dünya üzerinde zengin Siyonist Yahudi parmağı oyun içerisinde oyun peşinde koşarak bu sefer küresel çapta İslam ve Müslümanları hedef aldı. Savaşlar artık Müslüman coğrafyanın ayrılmaz bir parçasıydı. Tüm bu korkularla ekonomik göstergeler oynuyor, oynadıkça vatandaşın cebinden gidiyor dış borçlar dolar bazında artıyor ve Türkiye artık kendi yükünü kaldıramıyor neredeyse enkaza doğru itiliyordu. Üçlü koalisyon hükümet dönemleri tam bir seyirlik idi. Kimi kurtarıcılar ithal edil Abde’den Kemaller Dervişler onlarda ülkenin kaymağını yeyip ballı kaymaklı beslendiler. Bir kişiye dokuz pul, dokuz kişiye bir pul bu demekti işte.

Aslında batılı yönetimler korku ve yıldırma işlemini kendilerinin iş başına getirdiği uydulara aşılamışlardı. Korku en çok onlarda idi. Lozanla beraber kendi kabuğuna çekilme addedip batıya endeksli tüm değerlerine teslim kendine düşman ve suni korkulara irtica-komünizm-bölünme teslim damarlarına kadar sindiğinden seçimlerde belli elit kesimler ülke yönetmeyi kendilerinde meşru bir vazife olarak biliyordu. Ve kendilerinin dışında ülkeyi kimse düzlüğe çıkaramazdı. Bir seçimde sol,bir seçimde sağ, AP-CHP arasında gidip gelirdi.

Nihayet Sayın Tayyip Erdoğan Beyin ülkemiz için büyük bir şans ve nimet olarak yönetime halk nezdinde getirilmesiyle Türkiye batı karşısında korkusunu yenmeye hatta atlatmaya başladı ve en güzel örneği ONE MİNUTE olmuştur. Artık başkalarının planı içinde değil kendi içimizde planlarımızda yaşayan bir Türkiye vardı batının karşısında. İlânihaye böyle gidecek inşallah.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık