• 17 Şubat 2016, Çarşamba 9:16
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

KİBİR VE KIRMIZI ÇİZGİ (2)

Bütün bu güzelliklerle dopdolu gülümsemeli bir hayatın özlemini iliklerinize kadar hissederken birden karşınızda; bir elinde kibir, bir elinde taassubu olan, taşıdığı yükün ağırlığı altında ezilmiş, tükenmiş fakat hala ayakta durmaya çalışan sistemzedeli bilgi hamallarından birinin yanınıza gelerek size fısıltılı bir sesle kendi fikirlerini şöyle empoze etmeye çalıştığını ve size şöyle bir hayat reçetesi sunduğunu öğreniyorsunuz… 

 

“İnsan sadece yemek peşinde koşar. Onun taşıdığı bazı fikir ideal ve sahiplendiği değerleri varsa da;  O mecburen maddeye ve ekonomik gelişmeye mahkûmdur. İnsanın bir fikir ya da inanç peşinde koşmasının değeri yoktur. Bunlar faydasız şeylerdir ve onun açlığını da gidermez… Üretim araçları değişince bunlar da değişir… Her şeyin temeli özü maddedir. Belirleyici olan maddedir. İnsan adı verilen yaratık çıplaktır. Tüm ahlaki değerlerden adet ve geleneklerden ve dinin perdelerinden tamamen uzak bir varlık… İnsanın doğasında namus yoktur. Namus insanın içine kapanmasına sorunlu bir varlık haline gelmesine yol açar. Hatta diyebiliriz ki; İnsan düşünen bir hayvandır…”

…Birden bağırarak bu ifadeler karşısında kanter içerisinde uyanıp ve etrafınıza boş gözlerle bakarak kendinize gelmeye çalışıyor ve sığınacak bir liman arayarak, kalbinizin derinliğinden gelen bir sesle Allah’ım bana ne oluyor? Yardım eyle diye  yalvarıyor,yalvarıyor ,yalvardıkça da   rahatlıyor,başınızı  sallayarak  derinlerden derin bir nefes  alıp ,sonra  ağzımızdan şu sözleri  özünüzden geldiği  gibi, bir bir  sıralıyorsunuz…

v  Asli vatanımıza hicret için,Uhut’tan daha çetin olan  kavgamızı kendimizle,kendi nefsimizle versek daha iyi olmaz mı ?

v  Akıl ve gönül susuzluğumuzu; kaynağı hiç kurumayan, daima temiz ve berrak, içinde ilahi sırlar saklı bulunan hayat iksirinden beslesek, bununla gidersek olmaz mı?  Ne  dersiniz  düşünmeye değer değil mi  ?.....

v  İnsanlardan herhangi bir sana gelip bir şey söylediğinde yâda bir şey vaat ettiğinde;

·         Beni nereye çağırıyorsunuz?  Maksadınız nedir? diye sormak gerekmez mi ?...

·         Kendi kendimize bunun  sorgulamasını yapmayalım mı ?

v  Nasrettin Hoca’nın göle döküp  ya  tutarsa  dediği sözden  hareketle ,kardeşlik mayasının    gönlümüzde mayalanması için çabalamak  gerekmez mi ?...

v  Yine Nasrettin Hoca’nın pazarda bu konuşur diye sahibinin beş akçeye  satmaya çalıştığı papa  ğanı  görünce  birden oradan ayrılıp evinden getirdiği hindiyi  onbeş akçeye satıyorum demesi  üzerine şaşıranlara karşı ; o konuşup beş akçe  ediyorsa bu da düşünür  onbeş  akçe  eder sözündeki  güzellik   bizimde düşünmemize  vesile  olmasın mı ?

v  Hz.Ömer’in her gün kendini sorguya çekip Bugün Allah için  ne yaptın ?sorusunu  bizim de  inanç  sahipleri  olarak  kendimize  sormamız  gerekmez mi ?

v  Ve yine  “ Ölüm  yok olmaksa  ben niye varım “ diye soran Üstad’ın (NFK) sorduğu  soruyu    bizlerde kendimize  sorup  kendimizi   sorgulamamız gerekmez mi ?

v  Çünkü İnsan inanıştır.

v  Çünkü İnsan düşünüştür.

v  Çünkü İnsan duyuştur.

v  Çünkü İnsan Kâinatın Özüdür.

v  Hele İnsanın her gün bir adım daha ölüme yaklaştığı ve bunun sorumluluğu bilincinde her geçen anını değerlendirme adına  ve iki günü birbirine denk olmama şuuruna sahip ilkeli   dürüst ve sevgi  dolu  bir tebessümle iyilik ve hayır hasenatta yarışması, Allaha kul olabilme  gayesi için yaşaması gerektiğinin farkına varması; günahlarına tövbe etmesi, kusurlarını   bırakması, biten bir yılın ve yeni başlayacak bir yılın muhasebesini yapması gerekmez mi ?

v  Sözü fazla uzatmayalım ve sonuç:

 

İŞTE AYETİN İKAZI;

“Dünyada yaşadığımızdan başka bir hayat yoktur. Ölürüz ve yaşarız; Bizi yok eden zamanın akıp gidişidir.” derler. Onların bu husus ta bir bilgisi yoktur, sadece böyle olduğunu zannederler.(Casiye:45/24) ayeti kerimesi bizi düşündürmeli ve çizgimizi belirlemeliyiz…

Evet değerli dostlar; Düşünce denilen ince çizgi, derin mana ve teslimiyet, gerçek hürriyet, hayatın anlamı, Yaratana Kul Olmak, Kul olabilmek için hayatı manalı yaşamak, Hayatı anlamlı kılmak ve onu yaşanabilir hale getirmek… Kimlik sınırlarımızın çizgilerini tespit etmek Ve O’ çizgi ki: Kıldan İnce, kılıçtan Keskin…

“Ey inananlar! Allahtan sakınırsanız, O size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir. Kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.(Enfal:29)

ÇİZGİMİZ NERESİ?

Şimdi bu soruyu kendimize yöneltelim. Çizgimiz neresi? Diye… Eğer bir cesaret örneği gösterip kendimize bunu sorabiliyorsak, cevabını da yine biz; ta yüreğimizin imbiğinden süzüle süzüle gelen bir ilhamla evet; cevabını da yine biz veririz. Yeter ki samimiyet ve ihlaslı olunsun…

Ancak unutulmaması gereken çok önemli bir şey daha var: Bizler hepimiz bir başkalarına bunları söylerken acaba kendimiz ne ölçüde bunları yapabiliyoruz? Bunun cevabını nefsimize havale edelim bakalım. Çünkü Cenabı Allah Bakara Suresi 44.Ayette buyuruyor ki : “Siz kitabı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz?   Aklınızı kullanmıyor musunuz?  Şeklinde uyardıklarından ve kınadıklarından olmamak için de çok çaba sarf etmemiz gerektiğini bilelim. Ve bilelim ki her şey Allah için olmalıdır. Hayatımız bakışımız mevcudiyetimiz fiiliyatımız vs. kısaca hemen her şeyimiz Allah için olmalı ve böyle diyebilmeliyiz…

“De ki: Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”(Enam:162)              


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık