);*} İSLAMAFOBİ
  • 03 Haziran 2017, Cumartesi 9:08
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

İSLAMAFOBİ

Özellikle ulus devlet anlayışı çerçevesinde resmi ideolojinin kemer sıkma politikasına ve kıskaç alanı içerisinde dâhil edilen ideoloji destekli din anlayışı ile halkının büyük bir çoğunluğu Müslüman olan toplumlar kendi içerisinde izole edilmenin sancısı içerisinde etliye sütlüye karıştırılmadan kıl beşi gör kendi işini anlayışıyla sesli konuşmamaya alıştırılmışlardır. Orta Doğu coğrafyasında ve islamın kımıldamaya başladığı diğer özgün coğrafyalarda, batıya benzemeye çalışan ama kendi gelenekçi yapısında direnen halklar nezdinde gayet usta bir dövüşçü olarak varlığını hissettiren mevcut yönetim batının ileri modern ve gelişmiş kimliğini öne sürerek halkının cahiliyetini böylece yüzüne vura vura kendi meşruiyetini devrimlerin ışığında kanun gücüne dayandırmaya ve inandırıcılığını korumaya özen gösterir. Bu Afrika’nın kuzeyinde ve bir zamanlar Osmanlı kimliğinde mevzu olan ülkelerde Fas, Tunus Cezayir’de ve Mısır’da, Arap Toplumlarının bütününde bu tür radikal askeri tedbirlerin sert topukları ile halkın sindirilip yönetimi emevi anlayışına has kılan uygulamaların insan haklarını hiçe sayan örneklerini görmek mümkündür. İslam’ın sesini kısarak sadece batılı argümanlarla izdivaç yapan bu sert topuklu süvariler ellerindeki imkânlarını belli bir süre tutarak halkı böylece gevşetmeden ıslah edeceklerine inanırlar.

Nitekim Arap Baharı önce ılık bir serinlikle başlamış sonra kanlı bir hesaplaşma yolu seçilerek halkın bir birilerini boğazlamalarına ve böylece İslam’ın dünya kamuoyu nezdinde barışçı değil savaşçı bir yapıya sahip olduğu yaygın bir kanaate vardırılmak istenmiştir. Haçlı ve siyonizmin bitmek bilmeyen kini ve dünyevi istekleri zamanla, Haçlı sürülerinin tam iki yüz yılı aşkındır zengin İslam coğrafyasına dini, ekonomik, kültürel ve diğer nedenlerle saldırılar düzenlemelerine vesile olmuş, günümüzde ise bilhassa 11 Eylül saldırıları ile İslam dünyası adeta günah keçisi olarak görülmüş ve saldırgan batılı nezdinde yok edilmesi gereken bir topluluk addedilmiş ve ön yargılı düşman bilinip her şeyin baş sorumlusu olarak Müslümanlar görülmüş ve her bir musibet başarısızlık geri bırakılma huzursuzluk sebebi olarak Müslümanlar olarak görülmüş bu sadece batılı haçlı Siyonist güruhların nezdinde değil,      sistemini batıdan ithal eden ve başarılı olamayınca da suçlusu olarak kendilerini değil de Müslümanları gören batıya endeksli ve onlara adeta taparcasına hürmet besleyen kendi değer yargılarını tanımayan sözde bizden olanlarda da bu böyle bilinmiş ve yıllar yılı mütedeyyin kitleler adeta suçluluk psikolojisi ile sindirilmişlerdir.

*****

“İslamofobi” kavramının kelime anlamı itibari bir korkuyu ifade ettiği, ancak dünyada ve Avrupa’da yaşanan olaylara bakıldığında, İslamofobi kavramının İslam korkusundan ziyade İslam düşmanlığına tekabül ettiği görülmektedir.

İslamofobinin Yükselişinde Bir Kırılma Noktası Olarak “11 Eylül Olayı” 11 Eylül olaylarından hemen sonra ekranların karşısına geçen ABD Eski Başkanı George W. Bush tarihsel refleksler ışığında Batı’nın İslam’a karşı kutsal misyonu olan “Haçlı Seferlerini” başlatmıştır.

Avrupa basınının 11 Eylül sonrasındaki tavrını ortaya koymaktadır: The Guardian’dan Julie Birchill: “Belki de bana –Pis Irkçı- diyebilirsiniz; ama diğer dinleri tehdit eden İslam’dan şüphe etmemiz için gerçekten elimizde bazı gerekçeler var. Diğer dinlerin tarihi insanlığı karanlığa sürükleyen hoşgörüsüzlüklerle dolu ise İslam’ın da bundan bir farkı yoktur.” Sunday Times’tan Melanie Phillips: “Burada doğup büyüyen kendine yabancılaşmış birçok Müslüman genç, kendilerini ayakta tutan toplumun temeline dinamit koyma fırsat ve imkânlarını beklemektedir. Bizler şu an şaşkın bir şekilde bu dipsiz kuyuya bakmaktayız.” Financial Times’tan Samuel Brittan: “Militan İslam; yaşam, barış, bilim ve akıldan ziyade ölmeyi seçerek, sadece ABD’nin değil Avrupa aydınlanmasının da değerler sistemini tehdit etmektedir. Bu durum mantıktan ziyade körlüğün ve bağnaz bir inancın tekrar tekrar savunusudur.”

Prof. Hatem Bazian, İslamofobinin 11 Eylül olayları sonrasında giderek yaygınlaşan İslamofobik politikaların meyvesini vermeye başladığını dile getirmektedir: “Günümüzde, özellikle 11 Eylül sonrasında artan bir şekilde, Amerika’da, Avrupa’nın bazı bölümlerinde ve dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan Müslümanlar şeytanlaştırılmış ve hukuki, sosyal ve siyasi ayrımcılıklara maruz bırakılan global bir ‘öteki’ haline dönüştürülmüştür. En üst düzey siyasi söylemlerde dahi, 2008 ve 2012 başkanlık seçimlerinde, İslamofobi öne çıktı. Hatırı sayılır sayıda Amerikalı, ilk Afro-Amerikan başkan olan Barack Obama’nın gizli bir Müslüman olduğu gerekçesiyle duydukları korkuyu ifade etti ve bu nedenle oylarını hak etmediğini söylediler. Göç ve güvenlik konuları hakkında gazete köşe yazıları, TV programları, kitaplar, popüler filmler, siyasi tartışmalar ve kültürel çekişmeler üzerine yapılacak gelişigüzel bir araştırma bile içinde bulunduğumuz zaman diliminde İslam’ın ötekileştirilmesine ilişkin yeterli delil sunacaktır. Karalayıcı ve aşağılayıcı film ‘Müslümanların Masumiyeti’, malum hakaret içeren karikatürler, 51. Park ‘Sıfır Noktası’ [11 Eylül’de yıkılan kulelerin bulunduğu alandaki] camii yapma girişimine karşı gösterilen tepkiler geçen on yıl içinde İslamofobinin ektiği tohumların şu anda mahsulünün alındığını göstermektedir.”

*****

Yukarıda (*) içerisinde alıntılar yaptığımız görüş ve düşünceler batının İslam karşısındaki değişmeyen tutum ve yaklaşımıdır. Bu dünde böyle bugünde böyle yarında böyle olacaktır. İslam’a karşı daima ön yargılı bakan batılı Siyonist ve haçlı sürüsü birleşik ve emperyalist linç kampanyası ile saldırganlıklarını hız kesmeden yeni ve gelişmiş teknolojileri ile atalarının izinden yürümektedirler. Müslüman halklar da kendi içerisinde sindirilerek, islamı anlama, gerçek mahiyetini kavrama, asrısaadet dönemini ve sonraki İslam coğrafyalarını irdeleme ve ders çıkarma, gibi bir olayın içerisinde bulunacaklarına, otoriteye ve gelenekçi yapıya itaati reva bilen bir anlayışa büründürülmüşler ama ezilen horlanan ve kimlik problemi yaşatılan yine kendileri olmuşlardır. Emperyalizm, Müslüman’ı tarih dışı ve insanlık dışına itme ve insansız sayma girişimlerini sürdürür,  bizimkilerde onların gölgesinde onlara bağımlı yaşamayı adet haline getirdikleri sürece daha çok ezilen ve horlanan bizler olacağız. Sözde özgür medeni Avrupa ve batılı bizlerde barbar yamyam ve savaşçı öldürücü oluyoruz.   Hâlbuki arenaları insanlık dışı kan gölüne çevirenler sanki Romalılar değilmiş gibi davranıyorlar. Bizans ve Yunan kahpeliğinden Moskof ve Ermeni zulmünden Sırp vahşetinden, Doğu Türkistan ve Filistinlilerden Arakanlı Müslümanların Budistlerden çektiklerinden Suriye ve Irakta afganistanda olan bitenden kimse söz etmiyor. Çünkü onlar Müslümanları insandan saymıyorlar, insan gözüyle bakmıyorlar. Bundan daha ağır ne olabilir ki? Çanakkale’de ölmek üzere olan düşmanına kendisinin de muhtaç olduğu gerçeği varken içeceği tasını ona uzatan bir Müslüman onlar için sadece ritüel bir uygulamadır.Sıra dışı yani.Ey Müslüman sen kendine gelmeden dünya kendine gelmeyecektir.Tüm sorumluluk bizde,bizim barış dini olan İslamı içimize sindirmemiz  ve yaşamamız baş yücelik bir emirdir bize.Ve bunun vebali ağırdır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık