• 12 Eylül 2018, Çarşamba 9:12
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

İNSAN KENDİNİ YENİLEMELİ

Her dem yeniden doğarız/Bizden kim usanası diyen Yunus Emre ile bugün geçti cancağızım yarın yeni şeyler söylemek lazım diye Hz. Mevlana hayatın hareketliliğinden dem vururlar. Bu sahne de tekdüzelik yoktur. Hayatın kendisi hareket halinde olduğuna göre insan da Allah’ın kanunlarına uygun olarak gününü bir önceki güne göre daha önde tutmalıdır. Hz.Peygamber(s.a.v.) Efendimiz bir hadisinde iki günü birbirine denk olan ziyandadır, buyurmuştur.

İnsanın yaşarken tekdüzelik hayatı benimsemesi kendisini tembel olmaya, atıl bir pozisyon takınmaya ve atalet içinde bulunmaya sevk eder. Böyle bir ruhun düşünce ve fikir bazında olumlu bir referans alması mümkün değildir. Çünkü üretmek için kafa yormak ve olumlu bakmak gerekir hayata. Hayatın içindeki zorluklara göğüs germeden sebep ve sonuç muhakemesi yapamadan insan ancak tabir caizse ot gibi diye nitelendirilir.

Dünya baş döndürücü bir hızla gelişmelerin sahnesini temsil ederken buna akıl ve zekâsıyla katılan insanında aynı hıza ayak uydurması gerekir. Şu teknolojik gelişmelere bakıldığında insan her gün yeni bir şeyin icadıyla meşgul veya onu neticelendirmek için son aşamaya gelmiş, ar-ge çalışmaları hemen her yerde artık en gözde kurumlara dönüşmüş; bu da şu demektir. Dünyanın hızına yetişemeyenler bu düzensiz âlemin çarkında başkaları tarafından eziliyorlar ve sömürü aracı olarak bir meta şeklinde düşünülüyorlar. İşte yem olmamak için insan ve devletlerin kendini yenilemesi gelişmelere ayak uydurması gerekir.

Beşikten mezara kadar ilim öğrenmeyi bir borç bir vazife addeden dini mensupları olarak ne yazık ki okumuyoruz ve gereken ilmi dini teknik vs konularda istenilen bir noktaya gelemedik. Sistemin çarkında ilim yerine kısa yoldan veya hazırca nasıl para kazanırım nasıl insanları kandırır onların elindekini alırım cambazlığı başımıza işler açtı. Toplumda güven silkelenince insanlar artık birbirini bile tanımaz oldu. Bir acayip garabetlik çıktı ortaya ki; karşılaştırdığın zaman eski Türk seciye ve ahlakıyla öyle uçurumlar doğdu ki; bunu dil ve yürek izah etmekten aciz kalır.

İnsan olarak nedense hep başkalarına gıpta ettik benzemeye çalıştık hatta benzedikte keler deliğinden bile geçtik ama bi kendimiz olmayı başaramadık. Bi kendimiz gibi olmaya yanaşmadık. Hep özenti hep benzeme tutkusu hep başkaları şöyle şöyle yapmış kuruntusuyla kendimizi avuttuk. Ancak gecesini gündüzüne katanlar mesai kavramı tanımayanlar planlı ve kararlı olanlar insan ve devletler nezdinde amacına ulaştı. Hâlbuki bize ilimle meşgul olmamızı ölünceye sürdürmemesi salık veren bir dinin mensupları neden şimdi bir kitap bile bırak okumayı eline almaktan dahi imtina eder hale geldi?

Bizim dünyayı ilimle irfanla kültürle sallamamız gerekirken elin gâvurundan ahkâm öğrenmek ki; bunların çoğunluğu zaten kapitalist sömürü kültürünün insana meta olarak bakan yönleri revaçta olduğundan, dünya ya batı medeniyeti bir huzur takdim edemedi. Etmesi de mümkün değil. İnsanın kanı ve canı üzerine kurulu öldürmeyi hedef alan başkalarına yaşama hakkı tanımayan sömürü eksenli bir yapılanmanın mensupları bugün dünyanın jandarmalığına soyunup başımıza türlü çuvallar örmediler mi? Sadece bizim değil güvenilir bir liman olmayan bu yapı çarkı ahtapot gibi kollarıyla haramın hudutlarını genişletip şeytana yardımcı olurlarken bunu da insan hak ve özgürlükleri gibi muğlâk bir kavram üzerinde reklama dönüştürürlerken ne yapıyor İslam dünyası sadece onları seyrediyor ve hatta onların emirlerine uyup kendi içinde savaşarak kardeş kardeşi yok ediyor, isyanlar ihtilaller anarşi ve terör yakılıp yıkılanlar bakın hepsi de hangi dünya da en çok? İslam dünyasında…

Öyleyse şu soruyu kendimize dürüstçe sorup cevaplamalıyız vicdanımızla. Biz kendimize ne kadar yakınız? Biz maalesef kendimize en uzağız. Herkese akıl verir nasihatler eder fakat kendimize bunu kabul ettiremeyiz. İnsan kendi nefsine kabul sunamadığını başkasına nasıl nasihat olarak sunabilir? Dünyamız saatte bilmem 1670 km hızla dönerken aylar yılları mevsimler birbirini günler günleri takiple kovalarken insanın kendine yolculuk yapamaması ne kötü bir yaklaşım. İnsanın bir kötülük bile düşünmesi yahut kalbinden kötü bir düşünce geçmesi dahi kendisinin kendini hiç yenileyememesinden yahut bunu önemsememesinden kaynaklanır. Demek ki insan kendine yolculuk yapmıyor ya da yapamıyor ve kendi hazinelerinin farkında değil. İyi de kendinden uzak yaşayan başkalarına nasıl faydalı bir kimlik haline gelebilir ki? Öyle bir tipin kime ne faydası dokunur insanlık adına?

Yaşamasının gayesini bilmeyen varlığından habersiz olanın bu dünyada neyin peşinde olduğunu merak eder dururum. Acaba bu insanların zevki ne? Hayat görüşleri ne? Nelerden hoşlanır ve zevk duyarlar? Umurunda olmayan bir hayatın sana ne gibi faydaları dokunabilir? Üstelik ebedi bir hayata hazırlık olan dünya âleminde bunun farkına varmadan yaşayanın düşüncesizce şuursuzca eğlence peşinde koşanın ahir ömrü zindan hayatı değil midir sizce?

Hayatın ölüm iksirini içecek olan insanın kendini ebediliğe hazırlamaması kadar daha korkunç ne olabilir?

Bu dünyada ölümlü olan ve her gün düşen bir yaprak gibi ölüme koşan ve giderek yaşlanan bir bedenin, sonunda dalından düşecek sarı bir eylül yaprağı gibi kopacak olan hayatından kurtulup, ebedi olan taze bir bedene ve hayata hazırlanması/kavuşması imtihanı yüz akı ile vermesi ne güzel bir reçetedir.

Ölümün yok olmak olmadığını bilen Müslümanların, ilimin kendileri için kaybedilmiş bir mal statüsünde olduğunu idrakiyle vicdanen süzmeleri ve buna layıkıyla sahiplenmeleri gerekirken, neden biz zillete mahkûm olduk ya da edildik? Neden biz medeniyette kendi mührümüzü taşıyamıyoruz? Bizim acizliğimiz dünyadaki mazlumların zulme uğramalarını engelleyemiyorsa bundan biz mes’ul değil miyiz?

Biz biliriz ki dünya hayatı fanidir. Gelip geçici her şey. Her nefis ölümü tadacaktır. Ebedi bir hayata hazırlanan müslümanın hayatı karamsarlık içerisinde olamaz. Hayatın zorlukları onu yıldıramaz. Bilir ki burası imtihan dünyası ve herkes imtihanını bi şekilde yaşar. Öyleyse varlığımız ölümlü olduğuna göre asıl hayat için ebedi olan için çalışmak ve kazanmak gerekir. Çaba gerekir. Biz ölmekle kendimizi yeniliyoruz ve yeni bir kapıya/hayata adım atıyoruz.

Demek ki; ölüm kapısı yeniden doğuşun ve ebedi olan bir hayatın başlangıcıdır. Biz yeter ki kalbimizle hayatımızı bütünleyelim. Hayatın şifrelerini yüreğimizle okuyalım… Kendimizi yenilemesini bilelim. Rabbim ümmetin bilinçlenmesini nasip ve müyesser eylesin âmin.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık