• 28 Mart 2018, Çarşamba 7:18
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

İNSAN DEĞERİNİ NEDEN BİLMEZ

Dünya hayatının gelip geçici olduğunu bilmeyen var mı? Lakin yaşadığımız bu gezegende hayat anlayışımız bizim bir imtihan için yeryüzünde bulunduğumuzu maalesef bazıları nezdinde anlamamıza yetmedi. İnsanoğlu hep bir hırs ve tamahkâr biçimde kendine etrafında etrafında olup bitenlere çevreye şuursuzca zarar vermeye olabildiğince uç noktalara atış yapmaya ve kâinatın küfül küfül esen nağmeli hissiyat rüzgârlarına karşı ilgisizce nefeslenmeye devam etti. İnsan yeryüzüne gönderilmişti. Bir süreklilik vardı bu hayat dediğimiz cenderenin içerisinde. Bizde bu cenderenin bir akışkanı idiydik. Yaşıyorduk, kavga ediyorduk, konuşuyorduk, yeyip içiyorduk, düşünüyorduk, ilgi duyuyorduk bazı şeylere, taşıyorduk içimizde ılık rüzgârlara karışan depreşmiş gönül şualarımızla, belki bir dans ediyorduk bir pervane edasıyla, belki de insanlığımızı insafsızca toptan öldürmeye kalkışıyorduk, ama yaşıyorduk işte bir şekilde bu dünya gezegenin de. Geldik ve nereye doğru bu gidiş? Üstelik en yakınlarımızdan başlamak üzere çevremizde etrafımızda olan bitenler vardı. Bazen en iyi bildiğimiz birisini an’da veya yarın bir gün ertesi gün göremiyor ve kara toprağın bağrına en sevdiklerimizi bırakıp oradan ayrılıyor sonra hiçbir şey olmamış gibi belki de kaldığımız yerden sofralara devam ediyorduk.

Kimimizin annesi kimimizin babası kardeşi oğlu kızı kendimiz bu dünyadan göçüp gidiyordu. Ağlıyorduk tabi’i ki gözyaşı döküyorduk sevgimize sevdiklerimize aile bağlarımıza akrabalarımıza ama bu gidenler nereye gidiyordu? Gidenler geri gelmiyordu biliyorduk? Güneş her gün dünyamızı ısıtmak aydınlatmak için doğuyor, dünya tüm kucağını biz yaşayanlara ikram ediyor elinde avucunda ne varsa, ama biz bize nimet sunanların kaynağına inip düşünmeden bu olan bitenin şuursuz bir cisim veya kâinatın nasıl bir ruh diliyle bunu ikram ettiğini, bunu bize kimin sunduğunu anlamak istemiyor, kavgalarımızı bir kenara itip şuursuz hamlelerimizden vazgeçmiyor ışıl ışıl hayat ortamının geçici zevklerine dalıp ömrümüzün kredisini tüketmeye devam ediyorduk.

Seviyorduk içimizde tarif edemediğimiz bir gönül dünyamız vardı kimimizin. Çok zengindi. Ama bazen de bu zenginliği neye ve kime karşı kullanamıyor heder edebilirdik içimizdeki kabaran sanatsal aşk ışıltılarını. Adına şehvet dedikleri kontrolsüz bir güç vardı bünyemizde ruhumuzu saran. Bize aklın uç noktalarında seyahat ettirmeye bayılan aklımıza ne eserse yapma ve haz duyma zevkü sefaya davetiye çıkaran karşı konulamaz bir güç vardı. Eğer kontrol edilemezse hayatımızı sonsuza dek karatmaya yeterdi artardı bile. Peki, neydi bu nasıl tanımlanacaktı ve neye göre bizim akıl şuur iman inanç kontrolü dediğimiz noktalarda buna dur diyecektik. Ya da diyebilecek miydik?

Kâinatın en güzeli olduğumuzu öğrenmememize rağmen hala oyunda oynaşmaya devam ediyorduk bazılarımız ve ilahi ritmin başka başka dışlarında bir serüvene bağlı yaşantılarına haz duygularını yüklemekle meşgul olarak devam ediyorlardı kendilerine. Biz artık onulmaz ve iflah olmaz bir bencilliğin girdabında insanlık duygumuzu sarsılmış bir şekilde heder etmekle uğraşıyor kendimizle şuursuzca didişiyorduk.

Ölümün dağlara taşlara değil bize insanoğluna geldiğini biliyoruz ama biz yine de üstümüze almadan kaldığımız yerden devam ederken aslında kendimizle yüzleşmemiz gerekirken neden hep ötelemeye çalışırız da içimizdeki bizi durdurmaz eden bu boşluğu ritimli bir hayata sevk edecek dengeli bir duruma getirmekten beri dururuz?

Lakin insan başıboş yaratılmamıştır. O kendi başına bırakılmamıştır. O’nun için sapmaması sapıtmaması için yeryüzüne elçiler gönderilmiştir. İşte bu noktayı atlamadan içimizdeki kainatın tam odak noktasına eksenine alıp durup düşünmemiz gerekmez mi? Neydi bu şimdiye kadar duymadığımız ilahi söz, ne diyordu? Diye kendimize her gün sormamız gerekmez miydi? Yüce Allah insanı yaratmış, ona yeryüzünü bahşetmiş, yolunu bulsun diye içlerinden peygamberler göndermiş, BİR olan RABBE uymalarını, şirk koşmamalarını ve Allah’a karşı gelmekten sakınmalarını emretmiştir.

“Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Elbetteki ahret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hala akıllanmayacak mısınız?(En’am 6/32)

Evet, dünya hayatı oyun eğlence. Çocukta oyun oynamayı sever. Ama bir gün gelir oyundan bıkar. Eğlenceli ve haz verici ne kadar bir zevk olursa olsun hepside sonludur. Gerçekler, kâinatın diliyle keşfedilirse ayet ve hadislerin ne çok manalı olduğu ve Rabbin her şeyi insanlığın hizmetine ikram olarak sunduğu anlaşılır. Ama asıl vurgulanan ve öğretilen Yüce Allah(c.c.) tarafından ahret yurdunun daha hayırlı olduğu ve orada ebedi kalınılacağı, ölümün orada yok edildiğidir. İşte bu ilahi ikaz insan için büyük bir nimettir. İkramdır, Lezzettir. Kendine getiriştir. Davranış şeklidir. Kimseyi üzmeden kırmadan aklı başında ve inançla hareket etmeye yöneltiştir. Tabi bunu süzebilenler için geçerlidir bu durum bunu da belirtelim.

Hele hala “akıllanmayacak mısınız?” ilahi ikazı dünya hayatının nimetlerinin geçici olduğu konusundaki uyarılarına kulak tıkayanlara 40’dan fazla ayetle uyarılmasına rağmen kendine bir çeki düzen vermekten beri olanlara, artık buradaki halimizin oradaki kalitemizi belirleyeceğini duymazdan gelenlere karşı Rabbimizin bir ceza ve ödül ile yarattığı kullarına, dünya hayatında bildirilmesine rağmen yine kulak tıkayanlara, elbette karşı gelenlere bir cezai uygulaması olacak, Allah muhafaza bizleri bu sapıtanlardan eylemesin.

Hz. Peygamber buyuruyor ki;” Dünya ile benim ne işim var? Benim dünyadaki durumum, bir ağacın altında istirahat ettikten sonra orayı terk edip giden bir yolcunun durumu gibidir.(İbn-i Mace Zühd.44)

Yine Rabbimiz Casiye 45/24 buyuruyor ki;” Dediler ki;Dünya hayatımızdan başka hayat yoktur.Ölürüz ve yaşarız.Bizi ancak zaman yok eder.Bu hususta onların bir bilgisi yoktur.Onlar sadece zanda bulunuyorlar….Derler ki;Hayat ancak,dünya hayatımızdır.Artık biz bir daha diriltilecekte değiliz.(En’am,6/29)

İşte dünya hayatına dair insanoğlunun bakışını Yüce Kitabımızda yarattığı kullarından inkâr ve şirke düşenlerin “BİR “ olana inanmayanların nezdinde onların durumunu Rabbimiz böyle açıklamıştır. İslama teslim olan mümin inancıyla emirlere riayet eder karşı gelmekten sakınır, hem dünya hem ahretini kazanmak için ölçülü çalışır, işin ötesini hesaba katar ve Allah’a karşı gelmekten nefsini alıkor.

Hatta bir şairin dediği gibi;Çok sahiplenmeden,Çok ait olmadan yaşayacaksın.Hem her an avuçlarından  kayıp gidecekmiş gibi,hem de hep senin kalacakmış gibi hayat,ilişik yaşayacaksın.ucundan tutarak….(Can Yücel)

Değerini bilen kalitesinin farkında olan iman sahibi inanç sahibi Müslümanlara selam olsun…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık