• 08 Haziran 2016, Çarşamba 8:58
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

İNCİLİN TAHRİFİ VE DİYALOG(3)

Ey insanlar, devir İsa’nın devridir. Onun dininin sırlarını candan ve gönülden dinleyin,” derim.

Vezir bu sinsi planlarını hükümdara anlatınca, hükümdar son derece memnun olur. Düşündüğü bu korkunç planlarından dolayı da vezirini tebrik eder. Vakit kaybetmeden vezirin dediklerini yapar, Onu Hıristiyanların çok olduğu bir bölgeye sürer.

Vezir sürüldüğü yere gider gitmez tebliğe başlar. Yüzlerce, binlerce Hıristiyan yavaş yavaş etrafına toplanır.”Ey İnsanlar! Zaman İsa dininin zamanıdır. Bu dinin yüce sırlarını benden dinleyin.”der.

Kısa zamanda adı her yere yayılan vezirin etrafında samimi dindarlar kümelenirler. Herkes onu İsa’nın samimi bir Halifesi sanır.

Görünüşte İsa(Aleyhisselam) dininin Hükümlerini anlatıyordur. Ancak imansız vezir, adeta badem ezmesi içinde sarımsak saklayan hilebazlar gibi hile yapıyordu. Hıristiyanları tuzağına çekip, insanlara zehir şerbeti sunarcasına onları yavaş yavaş öldürüyordur.

Vezir altı yıl Yahudi Hükümdardan ayrı, uzak diyarlarda Hıristiyanlar için adeta sığınak olmuştur.       Hemen hemen hepsi ona bağlanmıştır. Aynı zamanda padişah ile vezir arasında haberleşme de devam etmektedir.

Bu dönemde İsa kavminin on iki emiri vardır. Her fırka bir emire bağlıdır. Ancak bu emirlerin hepsi de şimdi o vezire gönülden bağlanmışlardır. Herkes ona sonsuz bir güven duymakta, hiç kimse samimiyetinden şüphe etmemektedir. Vezir öl dese her emir hemen ölmeye hazırdır. İşte bu on iki emir, vezirin tuzağını neticeye götürecek en önemli kozudur.

Vezir her emir için ayrı bir risale hazırlar. Her kitap ayrı bir olaydan farklı bir şeyden bahsediyordur.     Birbirlerinin tam zıddı şeyler içermektedirler. Birinin beyaz dediğine diğer mutlaka siyah demektedir.  

Birinde riyazet ve açlık tövbenin esası ve Allah’a dönüşün şartı sayılırken, diğerinde hak yolunda riyazetin bir faydası yoktur.

Birinde açlık çekmek, sadaka şirk sayılırken diğerinde tam tersi söyleniyordur.

Hâsılı hiç biri diğerine uymamakta, birinin söylediğinin, diğeri tam tersini söylemektedir. Bunlar ve benzeri daha çok tezatlarla dolu risaleler vezirin en önemli dayanağı olacaktır.

Vezir bir müddet sonra halka vaaz ve nasihati bırakarak yalnızlığa çekilir. Kırk gün inzivada kalır. Onu seven ve sohbetinden mahrum kalan halk, deli divane olur, ağlayıp yalvarırlar, sızlayıp dövünürler, fakat nafile… Vezir onlara:

Ruhum sizlerle beraberdir. Ancak dışarıya çıkmama müsaade yoktur, der. Onların ağlama ve yalvarmalarına aldırmaz.

Bir müddet sonra da emirleri tek tek çağırıp, her birine:” Benden sonra bu dini sen ihya edeceksin, benim halifem sen olacaksın, fakat ben ölmeden bunu sakın açıklama! “  deyip eline bir risale tutuşturur ve:

Gerçek din Hıristiyanlığın ve İsa’nın emirleri bu risalede yazılıdır, bunun dışındakiler hurafedir, bunu iyi koru ve benden sonra en sağlam dayanağın bu olacaktır, der. Daha sonra da kapısını kapayıp hiç kimseye açmaz. Kırkıncı gün kendini öldürür.

Halk vezirin ölümünü duyduğunda oraya yığılırlar. Vezirin mezarı mahşer yerine döner. Dört bir yandan gelen insanlar günlerce ağlayıp inlerler. Zaman geçip te ortalık biraz sakinleşince halktan bazıları:

Ey beyler!  O kutlu kişinin yerine kim geçip bu işi devam ettirecekse ortaya çıksın ki biz onunla teselli olalım, derler.

Bunun üzerine emirlerden biri ortaya çıkar:

O kutlu kişi beni vekil ve halife tayin etti. İşte elimdeki risale bunun delilidir, diye iddialarda bulunur.  Diğeri:

Hayır, gerçek halife benim!  der. Hâsılı on iki emir ayrı ayrı halifelik davasında bulunurlar. Ortalık toz duman olur, halk kavgaya, birbirini kırmaya başlar. Vezirin ektiği fitne tohumu yeşermiş, dindarlar birbirine girmiş, İsa dininin hükümleri karışmış ve o münafık da böylece ölümü pahasına muradına ermiş olur”.

 

Hz. Mevlana’nın hikâyeleştirerek anlattığı bu olay üzere; artık Hıristiyanlar arasındaki Tevhid akidesi bu bozguncu Yahudi’nin /Yahudilerin çalışmaları ve kurduğu tuzak ile teslise dönüşmüş ve Hıristiyan cemaatleri tefrikaya düşerek, birbirlerinden ayrı düşünmeye başlamışlardır. İşte bölücülük, bozgunculuk ve ikiyüzlülük karakteri, Yahudi’nin mayasında bir kez daha tecelli ederek, toplumsal mühendislik üzerine oynadıkları oyunları bugün dahi en bariz şekilde günümüzdeki örnekleriyle hiç değişmeden aynı minval üzere devam ede gelmiş ve özellikle Orta Doğu coğrafyasında yaşayan bilhassa Müslüman kesim birlik ve beraberlik konusunda birbirleriyle gerçek manada bir diyalog bile geliştirememişlerdir. Ha bunun sebebini tamamen Yahudi ‘ye mal etmek de durumu özetlemez, Çünkü akıllı ve inançlı bir Müslüman basiret sahibi olup böyle tuzaklara düşmemesi gerekir, diye düşünüyorum.

 

Hıristiyanların yukarıda isimlerini belirttiğimiz ve Yahudi kökenliler ve onların öğrencileri tarafından yazılıp özenerek seçilen bu dört İncil’in dışında, Hıristiyanlığın asliyetinden bahseden Barnabas İncili vardır. Fakat bu İncil bozguncuların gayretleriyle bugün reddedilmiştir. ABD’de bunun bir baskısı bulunmaktadır. Aziz Paulus adamları vasıtasıyla, havarilerin elindeki gerçek İncillerin alınarak yok edilmesini sağlamış yerine de kendi ortaya koyduklarını/koydurduklarını gerçek İncil diye yutturarak Hıristiyan dünyasının Tevhidi çizgiden Üçlü teslise kaymasına vesile olmuştur. Ve Yumni Sezen’in şu tespitleri batı kültürünün nasıl bir karaktere sahip olduğunu açık bir şekilde netleştirmektedir.”Eski Yunan Mitolojisinde Tanrıların ve İnsanların babası olan Zeus, Hıristiyanlığın Baba-Oğuluna, İnsan-Tanrı ise, İsa-Tanrıya dönüştü ve Hıristiyanlık Yunanlaştı, Helenleşti, Yahudi, Yunan, Greko-Romen karışımı mitoloji, felsefe ve yeni din ile birleşince batının kültürü ve karakteri oluştu”der.(devamı gelecek yazıda)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık