• 02 Aralık 2017, Cumartesi 15:49
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

İNANCIMIZ HAYATIMIZIN NERESİNDE

Şükürler olsun Rabbime Müslüman bir toplumda ve Müslüman bir anne babadan dünyaya geldiğim için,

Sonsuz şükürler diliyorum Rabbime ki; beni insan olarak yarattığı için.

Şükürler olsun ki Rabbime;  beni ve ailemi İslam pınarından beslediği ve beslenmeme imkân sağladığı için.

Şükürler olsun ki Rabbime beni İslam topraklarında hayatıma idame ettirmeme vesile kıldığı için.

Birey(fert) cemiyet, aile, saadet, kâinat, ruh, ceset, yol, sıratı müstakim ve ahrete hazırlık babında bana sunulan ilahi reçete; benim inancımın bana hazırladığı ve benim mutluluğumu öngören ilahi kanunlardır.

Ben bu inancın bir mensubu olarak inancımı asla hayatın dışında tutamam ve şimdikilerin tabiriyle laik bir enstrümana göre kendime ikircikli bir yaşam biçimi öngöremem.

Yani ben inanç sistemimde Rabbimin ilahi bir kanun olarak sunduğu hükümleri dünyevi arzuların nefsanî yollarında heder edemem. Hayatımı inancım doğrultusunda anlamlı kılmak ve yürütmek benim saadetime vesiledir.

Çünkü ikiye ayrılan bir hayat kişiyi ölçüden, nizamdan, tutum ve davranışlarından uzak tutacak ve ona sağlıklı bir duruş tarzı göstermesine engel olacak ve sağlam bir dala tutunmasını engelleyecektir.

Ben hayatımı Kuran ve Hz. Peygamberimin(s.a.v.)sünneti seniyyesinde ve rehberliğinde arar ve yolumu ona göre çizerim.

Benim hayat düsturum, ışığım rehberim benim peygamberimdir. O’nun getirdikleridir. O hükümler ki; İslam Rabbimin razı olduğu bir dindir. O dosdoğru bir yoldur. Kim ondan yüz çevirirse sonu hüsrandır.  

Kâinatın ve hayatın ruhu özü hakikati Kur’andır. Bunun içinde iyilik vardır, güzellik vardır, dostluk ve erdem vardır. Teslimiyet ve saadet vardır.

Benim peygamberim son peygamberdir ve ondan sonra peygamber gelmeyecektir. İslam tüm insanlığa ve kâinata inmiş bir dindir. Son dindir ve hak dindir.

İnsanlık tarihinde her topluluğa ilahi hükümler bildirilmesine rağmen, içlerinde azgınlaşanlar ve inkârcılar türemiş işte bu zorba ve inkârcı toplumlara içlerinden peygamberler gönderilmiştir.

İlahi hükümlerden sapmalar, nefsi azgınlıklar toplumsal bunalımlara dönüşünce, yol gösterici olarak içlerinden görevlendirilen peygamberlere tabi olanlar olduğu gibi azgınlıklarında sabit olup inatla direnenler ve hak yola düşman olanlar helak olmuşlardır. Ad ve Semud kavimleri, Lut Kavmi İnsanları, Pompei de yaşananlar ve daha niceleri bu meyandadır.

Yapılan irşatlara karşı çıkanlar nefsi azgınlığın tuzağında kendi gideceği yerin aslında sonunu hazırlamış ve fakat hırs ihtiras ve batıl itikatlara teslim olarak sahip olduğu güce güvenerekten insanlara ve onları yaratan Rabbimize meydan okuyarak efelik taslamış ama ölüm onu hiç beklemediği bir anda yakalamıştır.

Müslüman’ın hayatı dengelidir. O hem dünya için hem de ahret için çalışır. Müslüman’ın düşüncesinde dünya ahiretin tarlasıdır. Öyleyse ahrete hazırlık yapmak ise imtihan olarak gönderildiğimiz dünyada kazanılır.

Müslüman dengeli bir yaşayışın mimarı olmalıdır. Hayatının böyle bir tanzimle nizama koymalıdır. Ölçü mademki bizim için ilahi emirlerdir, ben bu ölçüyü kendime rehber edinirim.

Şöyle düşünmelidir Müslüman: Bir Hindu ineğe tapan bir Hindu açlıktan ölecek dereceye gelmesine rağmen sırf inancından dolayı ineğini kesip yemiyorsa ben; benim hak olan inancımı nasıl yiyebilir ve göz ardı edebilirim, nasıl kendimden ayrı tutabilirim?

Dünyanın debdebe ve ihtişamına aldananlardan olmamalıyım. Ben asla nefsimi put edinmemeliyim.   Çünkü tarihin anlattıklarında şeytani heveslere yelken açanlar rüzgârların ve seslerin korkunçluğunda delirip gebermişler, suların köpüklerinde can vermişlerdir.

Kim ki dünyevileşme hastalığına tutulmuştur işte onun yolu artık hüsrandır. Kim ki nefsini hastalıklara açmıştır artık onun için kurtuluş vesilesi Rabbimin hükmüne ve dilemesine kalmıştır.

Benim hayat tarzım sahip olduğum inancımdır. Ben camiye gider cemaata katılır ve oradan çıktıktan sonra faizle iştigal olunan bankalara takılır ve din ayrı dünya ayrı diyemem. Rabbimin yasakladığı faize bulaşamam. Toplumsal tüm hastalıklara karşı reçete sunan dinimin hükümleri benim baş tacım ve yaşama biçimimdir.

Seküler bir hayatın imanı bozan arzuları bana terstir. Beşeri arzuların ve beşeri kültürün sunum reçetelerinin hepside geçici ve insanı oyalayıcı tezahürlerdir. Beşeri kültürdeki tıkanmaları ve karanlıkları teknolojik oyuncaklarla aşmaya çalışanlar insanı sadece oyalar ve belki de ona hayatı zindan eder.

Bugün İslam inancını hayat nizamı olarak hafızalardan silmek ve onu sadece camiye hapsederek hayatın dışına itmek ve kasıtlı islamafobi kaygısı oluşturmak isteyenlerin gayesinin altında, batının kendisi için tehlike olarak gördüğü islama karşı düşmanca görüş belirtmesidir. Yalnız iş bununla da bitmiyor. Batı kültür ve teknoloji üstünlüğü ile ekonomik ve siyasal üstünlük kurduğu bilhassa İslam toplumu yöneticilerine zoraki telkin ve baskınlıkla elde ettiği yöneticiler vasıtasıyla, devlet eliyle müslümanı ve islamı tehlikeli olarak göstermeye devam etmektedir. Ne yazık ki bu yanılgı bir hastalık olarak toplumlara sirayet etmiştir.

İman zafiyeti ile bugün İslam dünyasında birlik ve beraberlik kaybolmuştur. Yöneticileri batının birer sömürge elçilerine dönüşmüştür. Kendi halklarına zulmeden idareciler türemiş ve İslama onlar çağdışı bir anlayış gözüyle bakarlar. Onlar batıla uyup dillerinden ılımlı İslam diye bir anlayışı konuşur oldular, yazıklar olsun onlara. Veyl olsun zavallı kukla uşaklara. Veyl olsun sapkınlara ve onlara inananlara.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık