• 18 Mart 2017, Cumartesi 8:45
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

FAŞİZMİN AYAK SESLERİ YA DA ÇİRKEF BATI

İnsanlığı izm’lerin saçmalığında farklı bir kulvara sürükleyen ve beşerin inancını akıl dini olarak rehber edinip ve inançları alt üst edip kafaları ve mideleri bulandıran batının yumurtladığı aldatmacılardan birisi de faşizmdir. Ülkeden ülkeye değişen karakteristik özelliği ile bütün dış görüntülerinden gerçek yüzünü saklayan ikiyüzlü misal verebileceğimiz temsili bir adam gibidir faşizm. Gerçek manada belli ilkeleri ve düzen şekilleri olmayan, ama göz boyamaca taktiği ile sürüngen siyasetini, ustaca yaşayanların üzerinden yürüten faşizm, örnek olarak orta çağ Avrupa’sında yaşanılan vassal-süzeren ilişkilerini aratmaz. Koyu bir devlet katılığı içerisinde führer ya da duçe ünvanlı şahısların yönetimi koyu bir baskı ve takipçilik ile insan hak ve düzenlerinin kanunlar çerçevesinde değil de birisinin iki dudağı arasında sıkışıp kalması ve çerçeve dışına taşan insansızlık akıbeti ne kötü bir yönetim tarzıdır ki, insanlar bunu bilerek seçmek değil, silah gücüyle elde edilen bir gücün varlığını istemese de gönülsüz boyun eğiş olarak takdim edilebilir.

Hiçbir bilimsel temeli olmayan sadece evet bir safsatadan mülhem, yaldızlı laflarla kendine toplumda saygın bir yer edindirmeye çalışan faşizm, pembe yalanların merkezidir, aynen komünizm gibi. Zor ve silah gücü ile elinde tuttuğu kitleleri bir takım eskiye özgü tarihsel simgeleri baz alarak, tutunma ipi yapan izm’lerden olan faşizan hareket, soru soran kafa yoran ve düşünen insanlara savaş açmış ve onların varlığından rahatsız olmuştur.

Baştaki bulunan führer ya da duçe ünvanlı lidere mutlak bağımlılık ve itaat felsefesi olarak kabul gören anlayış, kitleleri peşinden sürükleyememiştir. Buna inananlar ancak okumamış, sokak serserisi,    kabadayıvari davranış ve şiddetten hoşlanan, kavgacı ve korku salarak, vurup kırmanın adam dövmenin erkeklik sayıldığı bir sağlıksız eksende, duayenliğini, peşinden zorla sürüklediği kitlelere dayantı olarak sunmuş ve böyle bir mutluluk patenti almaya çalışarak, Avrupa’daki çarpıklıkların ideolojik kırıntıları içerisinde sağlıksız bir düzen istismarcılığı olarak yerini almıştır. Ruhunu ve bedenini mankurtlaşma pahasına izm’lere kaptıran insanlık ise, bu gerilim ve insanlık dışı ortamda aklın almadığı kadar her türlü perişanlığı ve vahşeti bizzat varlığı ve gözleriyle yaşayıp öğrenmiş, lakin kadrolarını oluşturan şiddet meraklısı ayyaşların serkeşliğini ve ölümcül hareketlerini aşamamışlardır.   Avrupa bu hareketi yaşayarak kendi insanıyla ve yaşatarak başka kıta ve karalardaki diğer ülkeleri aslında, tamamen insan unsuruna zıt bir hayat çizgisini resmen tanıklık etmiştir.

Aslında bir ölçüde kapitalizmin manevi bekçiliğini ölüm pahasına koruyan ve şişirilen bizdeki gibi vatan millet Sakarya edebiyatının davulunu çalmak kadar maharetli bir prensip üreten faşizm, ilkesini kanunlardan da üstün sayılan Führer-Duçe emri, Kurtarılması gereken bir vatan edebiyatı, üstün ırk safsatası, bin yıllık alman imparatorluğu, kadın, para şan şöhret ve dünyevilik zevkler ve dahi öldürmeden zevk duyulan kaba güç gösterisi olarak lanse edilir.

Baskı ve teröre dayalı bir siyasi handikap olan faşizmde zaman ve mekan duruma göre değişir, bakmışsınız en modern diye lanse edilen, demokrasi yönetimiyle idare edildiğini haykıran bir ülkede bile faşizmin ayak oyunlarını/uygulamalarını ve bunu da devlet adına yaptıklarını övünen batıllaşmış kafalarda şişirme balonlar gibi renklendirilmiş şekilde görebilirsiniz. Nitekim Avrupa’nın göbeğinde en basit ve sıradan bir ülke olan Hollanda’da, Felemenkler sömürgeciliğin serkeşliği içerisinde menfaatlerine takoz koyan biz Türklere karşı hıncını, hiçte yakışık almayan ve kendilerini küçük düşürücü basit aşağılık gerektiren uygulamalarıyla dikkat çeken antipatilerin odağı haline gelmiştir. Bunlar sembollerin şekilcilik misyonu içerisinde güç ve kuvvet gösterilerini sergilerken asıl hedef, masum kitlelerin körü körüne itaatlerini sağlamaktı. Acımasız, kan dökücü ve kin güruhu olarak ün yapmış bu cellâtların Türkiye’de yaklaşık 1950 yılına kadar, tek parti diktatörlüğü anlayışında batıdaki örnekleri bilhassa Recep Peker tarafından hararetle savunulmuştur. Feodal bir yapı, kapalı bir toplumsal anlayış ve baştakilerin zevk tatminliğine zemin hazırlayan faşizm, demokrasi düşmanı ve sosyalizme tepkidir. Aynı zamanda anarşinin de kucağında büyüyen faşizm, ferdin dünyasında onun sahip olması gereken hakiki hürriyetini yok sayar. Tamamen totaliterciliği öne alan, savaşçı ve emperyalist gaye edinen, bir kudret ve hâkimiyet felsefesine dayalı, devletin kutsiyetini putlaştıran, korporasyonel, tutucu ve ırkçılık nazariyesinde kalıcı, bir sosyal sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerindeki hâkimiyetine dayalı, saldırgan yapılı bir organizma olan faşizm, bugün ileri demokrasi yuvası olarak görülen batılı toplumların gerçekte kaçamak yaptığı, bir başvuru metodudur. Aslında bu uygulama onların derinlerde kalmış ama her an gün yüzüne çıkmaya matuf ve onların şiddet eğilimlerini yansıtan ama demokratik kimliğinden sıyrılmış ağır abi argümanlarıdır. Sebepsiz ve gereksiz bir şekilde tutucu Hıristiyan bağnazlığının krizine yakalanan Felemenkler kendi ülkelerindeki seçimleri kazanma adına, zaten mevcut olan kimliklerinin gereğini Türkiye üzerinden yürütüp, güya milliyetçi hareketlerine taban oluşturup kısa sürüm oluşumlara zemin hazırlayıp, bundan nemalanma yoluna gitmişler ve aşırı milliyetçiliği ve eskiye özlem kalıntılarını dillendirip, ırkçılığı şakşakçılığa matuf hareketler kitlesine sunum hazırlamışlardır.

Lakin gerçek sebep Türkiye’nin kanal İstanbul, Marmaray, Hava alanı gibi Avrupa’nın ekmeğine mani olan projeleri ile yeniden milli değerlerin yükseldiği bir konuma gelmesi ve islamın bayraktarlığını yapması ve mazlumların sesi olması, Avusturya, Almanya ve Hollanda gibi panikletmiş ve kirli uygulamalarına zemin hazırlamışlardır.

Ne yapsanız da boş ey geçmişi karanlık ve haramla dolu mideli Avrupa.Siz bu yaptığınız kan dökücülüğü ve sahip olduğunuz aykırı ırkçılığınızın cezasını kendi içinize düşerek parça parça, lime lime, doğrana doğrana, ödeyecek ve Türkiye’nin insanlık için umut olduğu gerçeğini değiştiremeyecek ve kanlı medeniyetsizliğinizin,  insansızlık aynasında kırılıp dökülecek,  ufalanıp yok olacaksınız.O günler mi yakın inşallah.Rabbim imhal eder ancak ihmal etmez.Asla..Tarih zalimlerin ,halkına ve başkalarına zulmedenlerin çöplükleri ile doludur.Bütün zalimler yok olacaklardır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık