);*} EĞİTİM YENİDEN MİLLİLEŞMELİ
  • 11 Temmuz 2018, Çarşamba 7:36
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

EĞİTİM YENİDEN MİLLİLEŞMELİ

İçindeki masum çocuğu öldürenler büyüyünce canavarlaşıyor. Ruhen kendini eğitemeyenler, ya anarşist ya da terör odaklı mahfillerle dirsek teması yapıp kararan ruhunu ve kalbini katran kazanında kaynatmaya devam ediyorlar. Ne yapsanız da bu tür dar düşünce sahibi olanları memnun edemezsiniz. Sürekli yıkıcılığı hedef alıp toplumsal gerçeklerden uzak bir kalıpla gözünü kan bürüyenlerin, asla toplumsal gerçeklerle bağdaşmayan fikirlerini zorba ve yıkıcı anlayışlarıyla ayakta tutmaya çalışarak, kendilerini be şekilde tatmin etmeye çalıştıklarını biliyoruz.

Ruhlarında sevgisizlik rüzgârı ekenler işte büyüdüklerinde de insanlara fırtınalar yaşatmaya/dayatmaya/ hatta kara bulutların hiç gitmemesinden yana söylemlerde bulunmaya ve tehditler savurmaya devam ediyorlar. Nefsin istek hırsı ve olumlu olan her şeyi görmezden gelme bakış açıları, bu gözlerini kan bürüyenlerin ve kalbi kararanların gerçeği görmesine engel teşkil eden ve nefisleri üzerine çekilmiş kara bir perdedir.

Bugünkü meclis çatısı altında yemin metnini okuyanların birçoğunun buna sadakat göstereceklerine ben inanmıyorum. Hedefleri ve yol haritaları farklı olanlar takiyye yöntemleriyle kendilerini saklayabildikleri ölçüde kem kümle gerçek niyetlerini geçiştirecekler ama onlar kararmış ruhlarının deli bozuk fırtınalarını her daim bu milletin üzerinde estirmeye fırsat buldukça da yıkmaya devam edeceklerdir. Bunu da ne yazık ki "söz de halkların kardeşliği kılıfına bürünüp götürmeye kendilerini bu yolla savunmaya çalışıyorlar, böyle bir anlayış elbette ne bebek katili olmalarına engel ne de kendi vatandaşlarına silah ve baskı yapmalarını asla gizleyemez.

Sahte bir çerçevede yürütülen her şey ve her sahte söylemleri foyalarını açığa çıkarmasına rağmen sırf kuru bir inatla kendilerini bunlara kaptıranlara ve oy verenlere ne demeli bilmem ki? Aidiyet bağını kabul etmeyenler yıkıcılıklarından vaz mı geçecekler? Kandilin karanlık ruhlu loş ışığını benimseyenler ve "beni de kullandılar"diyerek kendini masum pozisyona sokmaya çalışan katilin ağzına bakanlar, kaldıkları ikilem arasında ve ara sıra yedikleri dış kadro tokatları karşısında söylemlerinde ne kadar ciddiler ve bu ülkeye yani Türkiye'ye ne kadar yürekten bağlılar? Sormak geliyor içimden... Hadi sordum gitti...

insanlığın temel değeri kendi özüne dönmektir.Batı sahip olduğu kendi gayri meşru medeniyetini içi boş olanlara zorla ya da güzellikle taklit ettirebiliyor ve bunu da başarmış.Basiret yoksa sen kendi asli özüne dönmeyi yeğlemiyorsan bu konuda yapacak bir şey kalmıyor.kendi özünü bilmeyen başkasının sözünü dinler....Hatta mahkum olur.

Biz batılılaşma rüzgârına kendimizi zorunlu kaptırdığımızdan beridir taklitvari eylemlerden yakamızı bir türlü kurtaramadık. Neden oluyor bu? Çünkü kendimize ait bir orijinalimiz kılınamıyor. Batı zaten kendi izotoplarını kendisi fiilatıyla toplumsal argümanlara mal etmiş. Ahlakını da inancını da toplumsal verilerini de dünyevi maslahatınıda makineleşme ve sömürü çarkına bağlamış. Dolayısıyla batıdan medet ummak(batini yönden) safdilliktir. Manen kendisinden eser kalmadığı için demokrasi, sekülarizm, laiklik realizm hümanizm gibi entel uyduruk söylemler felsefi bağlamda bir mum gibi tutuşturularak halkın flueransı gibi lanse edilse de batı çölde susuz kalmış suya hasret serap gören bir yolcu gibidir.

Sürekli taklitle uğraştırılan bizler nefsimize hoş geldiği için hep yüzeysel olanlara bilhassa dış görünüşe yüzeysel fantezilere karşı daha yoğunlaştık. İçimizi ruhen muhtaç haline getirdik ve ne ile doyuracağımız konusunda da yaşadığımız alemin sözde değer ölçütleri bizi bu mutluluk bezirganlarının çağrısına yöneltse de içimizdeki boşluk giderek ozon tabakası gibi delindi ve artarak çoğaldı.

"Taklit, kendi zamanını yitirmek, başkasının zamanından yararlanabileceğini sanmak yanılgısıdır. Taklit, ansızın olmak ve çok kısa sürmek şartıyla kaçınılmaz olabilir. Ama, sürekli olarak bir toplumu yaşatan ilke olması mümkün değildir taklidin. Toplumu ayakta tutacak olan, kristalleşmiş tecrübe ve yoğunlaşmış, adeta hikmet hazinesi haline gelmiş bilgi birikiminin, özgün bir repertuar olmak zorunluluğu vardır. Başkasının hayat tecrübesinden yararlanmak mümkündür, fakat taklit, hayatı yürütmeye yeterli güç sağlamaz insana." Sezai Karakoç (Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı I'den)  diyen Karakoç ağabey tespitlerinde ne kadar haklı ve ne kadar milli konuşuyor.

……….Öyleyse aynı zamanda bir  eğitimci olarak ülkemizde yeni bir istikrar,yeni bir yapılanma  ve yeni dirilişin heyecanını hep birlikte yaşarken bilhassa sorunlar yumağı olan eğitime yeniden milli bir neşter vurulmalıdır.İnsanı inşa etmeden,inşa edilen binalar donatılan sınıflar okullar asla dirilişin rüzgarını üfüremeyeceklerdir.Bina temelden sağlam olmazsa ayakta tutmak için yapılan destekler gün gelir çürür ya da çatırdar.

Beyin ve kalp bir bütündür. Eğitimde bir bütündür. İnsanı yetiştirmeden milli ve manevi değerlerle donatmadan yüreğine hitap etmeden başarı sağlamak ve genç nesilleri ihya etmek mümkün değildir.

Çözüm; liyakatli, kaliteli, üretken, vasıflı, alanında uzman ve milli değerlerle ruhen tanışık eğitimci kadro ve anne baba eğitimin sorumluluk ve kalite anlayışından geçmektedir. Bunu devlet desteği ile sağlanan teknik tabanla birleştirdiğinizde ortaya kaliteli milli yerli ve sağlam bir model çıkacaktır. Örnek bir modeldir bu ayrıca. Başka modeller içinde bir ilk örnek gibidir. Asırlarca islamın eğitim metotlarını inceleyip geliştiren batı içine manevi desteği katamadığı ve hamur haline getirip maddiyatı hal planında manevide eritemediği için bugün başımız kıtlıktan savaşlardan insan haklarının gasp edilmesinden hukukun ayaklar altına alınmasından kurtulamıyor.

Değer ölçüsü nedir biz de? Sadece maddiyyun planında bırakılmış. Aşırı dünyevi tat ve sevgiler, haz duyulan noktaya taşınmıştır. Sanki bizim bin yıllık kültürel ve tarihsel birikimimiz yokmuşçasına bir taklit bir mukallit esintisi içimizi dışımızı kuşattı. Özenti bencillik kıskançlık aldatma ve hile kayırmacılık ego tatmini aklınıza ne gelirse hepsi de kıyıda birikmiş batılı rüzgârların getirdiği sendromlardır. Biz eğitimde kalbe ve ruha hiçbir şey giydiremiyoruz. Din dersleri dün kültürüne dönüştü. Onu da verirken bakın içerisindeki konulara resmi ideolojiden öteye bir şey bulamazsınız. Hangi yaşta olursa olsun sorun isterseniz öğrencilik hayatında kendisini etkileyen nedir? Diye sanırım çoğunun cevabı; Öğretmenin zaman içerisinde kendisiyle ilgilenmesi, belki bir başını okşaması, belki bir taltif edip değerli hissettirmesi,güler yüz göstermesi olacaktır.Bakmayın siz şimdilerde yanlış anlayışlar ve eğitimde ruh ve şekil bozukluğundan kaynaklanan sorumsuzluğu öz güven hissetme yanlışlığını !!!!   Burada hem devletin eğitim anlayışının hem de velilerin eğitime bakışının yanlış teşhisi vardır.

Çocuklar öteki âlem içinde kendilerinde bir yer saklamamışlarsa onlara ne kadar noksansız eğitime tabi tutarsanız tutun hep ateş barut duman misali yangın/yangınlar eksik olmayacaktır. Bizde şu anda var olan durum eğitimin kapsama alanına ruhun dâhil edilmesi. Yoksa bilgiye dayalı iştihalar dünyayı ateşe salmıyor mu? Savaşları kimler çıkarıyor dünya da okumuş, felsefesi emperyalist olan diplomalı aydın güruhu değil mi? Bunlar değil mi demokrasi dinini dünya ya hâkim kılmak isteyen ve helvasını yapıp yiyen…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık