• 19 Ağustos 2017, Cumartesi 8:31
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

EĞİTİM SİSTEMİNE DAİR İZLENİMLERİM

Yıllar yılı bir eğitim ikliminde şekillenmeye daha doğrusu şekil vermeye çalışan bir birey olarak yaşadıklarımı hikâyeleştirerek anlatsam; eminim ki çok çeşitlilik arz eden bu yağmur damlalarındaki çeşitlilik ve ülkemizin değişik yörelerindeki arzı endam eden rengârenk gökkuşağının ruhlara hitap eden ve gönülleri yumuşatan birçok yönünün aynen oksijen çadırı tedavisi gibi salt gönüllere etki edeceğine eminim. Bu sadece benim düşüncem değil bu yola gönül vermiş binlerce eğitim emekçisi içinde böyledir.

Bir bahar kelebeği gibi rengârenklilik saçan ve yurdun değişik köşelerinde yaşanılan insan hayatına etki etmiş ve yaşanmış bu gerçekçi hikâyeler bazen yeri gelir içinde sus pus olur yutarsın derinliğine bazen de coşkun bir dere gibi salarsın kendi halinde ve akan su misali yatağında mecrasını bulur. İnsan ömrü de bu akışkanlık içerisinde bir eğitim serüveninin kucağında alacağı bir şekil ve yaşam biçimi istikametinde kendi rotasını yani yol haritasını bulmaya çalışır.

Bu haritanın sadece okulla sonuca ulaşılacağını beklemek/ummak hayal dünyasının çok çeşitli enstrümanlarla süsleneceğinden haberdar olmamak demektir. Bazen de biz bize yol gösteren bir küçük hadisenin ilerde bize kazandıracağı artıları ve üzerimizdeki etkilerini sonradan da fark edebiliriz. Ama biz bize tesir eden ve hayat sahnemizi de rengârenk giysilerle süsleyen bu palazlanmaları ömrümüz boyunca unutmayacağımızı anılarımızın en önemli bir parçası olarak bizimle beraber yaşayacağını ve belki de ah vahlarla belki de tebessüm ettirerek hatırlanacağını belirtmek isterim.

Ne kadar karmaşık bir farkındalık ve düşünce hayatımız olsa da hepimiz şu an bir eğitim çarkının içinde öğütülmeye belki de kendimizi bulmaya çalışıyoruz. Bu eğitim ekseninde inançtan gelen arzu ile öğrenme insan hayatının ömrünün son noktasına kadar sirayet ediyorsa demek ki; en son ana kadar öğrenme isteği ve bilme içgüdüsel bir tepkileme olarak bizi kuşatmaya devam edecektir.

Lakin şunu öğendim kendi adıma ben bu çarkın içerisinde: her ne kadar baskın ve kararlı bir resmiyet akışı uygulaması olsa da benim şekillenmem de en sevdiğim öğretmenlerimin bulunması ve onlardaki bakış açısı, insan sevgisi, onların gerçek bir eğitim gönüllüsü olarak tutkusu, toplumsal değerlere olan bağlılığı ve bunun lafta kalmayıp uygulamaya konulmasındaki hassasiyeti ile birlikte taşımış olduğu vicdani sorumluluğun, icraata dökülerek ömre etkileyen ve bana yeni bir hız ve ivme kazandıran farz olarak benimsediğim değerlere gönül bağlılığım ve bununda bendeki içe yönelik bir tutkuya dönüşmesidir. Yani insanın bedeni kadar ruhunu da kapsayan ve bir aksiyon özelliği ile mecrasında ilerleyen bir akarsu misali benimde ömrümü şekillendiren bu din ve ahlak argümanlı bakış açılarım olmuştur, ama bana bunları dediğim gibi öğretmenlerimden bir miras olarak almışımdır.

Bugün önümüzde bir sistem var ister beğenin isterse beğenmeyin. Yüz yılı aşkındır verilmek istenen ve hükümetlerin inanç ipotekleri ile şekillenen baskın bir eğitim içeriği var karşımızda. Bizdeki verilmek istenen hayat iksiri bazı kesimlerce o kadar zorbalı bir hale büründü ki; tüm suçlu sahip olunulan değerlerden uzaklaşma olarak algılanarak tamamen batı eksenli bir komplimanla adeta inançlarla giyim ve düşünce boyutunda savaşıldı. Materyalist bir oluşumun gayri milli saflarında uygun adım marşlarla yürütülmeye çalışılan bir toplumsal hengâmede karşı çıkma ve eleştiri getirebilme cesaretini kendinde bulanlar ya itiş kakış yaşadılar ya da darağaçlarında sallandırıldılar. Öyleki gazap üzümleri gibi gözlerden yağmur seline dönüşen damlalar sadece içteki isyanların sakinleşme ve derinleşme boyutundaki medreseyi yusufiye direnciydi ve bunun teslimiyetide Allah’a olan ilan edilmiş aşktı.

Hala enine boyuna bize mal edilen ve değerlerimizi koruyan milli bir miras gibi nesilden nesile aktarılan bir hüviyete gönül huzuru ile ve eleştirmesiz girmişte değiliz, dahası sahipte değiliz. Bizde evrim devrim masalları Darvin marvin maymunluğu ıvır zıvır doldur kapa boşalt yüklenmeleri ile toplumsal bir ivme kazandırma telaşesi gitmiş değildir. Şartlanmış kafaların ucuz yollu malzemelerle derinliğine değil de yüzeyde satıhsız çabaları geriye ket vurmadan öteye gitmiyor. Bir milleti kendinden uzaklaştırmaya çalışmak onu anadan doğma bir halde ameliyata tabi tutup genleri ile oynamak ve bunu da çağdaşlık narenciye ürünleri diye desteklemek içteki çürümeyi hızlandırdığı gibi ameliyat masasından bitkisel hayata dönüşmesine ömür boyu oksijen çadırına bağlı olarak hayat standardına yöneltmiştir.

Lakin şunu da hesaba katmadan yazımıza son vermeyelim. Son on yıla damgasını vuran ve ayağa kalkma çabalarında bir nebzede olsa (bana göre yetersiz) gösterilen çabalarla sadece milli ve manevi değerlerin korunacağına inanıyorsak kendimizi aldatmış oluruz. Şunu söylemek istiyorum. Topyekün bir gönül eğitimine kendimizi almadığımız ve asli kaynaklardan ve ehil ilim erbabı kimselerden ders almadığımız sürece verilenlerin fazla bir yararı beklenemez. Oturduğumuz apartmanlarda ve evlerde orasını hak ve hakikate koşan bir eyleme dönüştürmüyorsak eski seciye ve ahlakını uygulayamıyorsak ve asrısaadet ikliminden yararlanamıyor ve fitne ile kuyu kazmaya devam ediyorsak yine tehlike çanları bizi kuşatmaya devam eder.

Evinde çocuklarına söz geçiremeyen bir ebeveynin şikâyete ve kimseleri suçlamaya hakkı yoktur.

Evinde ailesiyle beraber öğrenme ve eğitime katkı sağlama konusunda üstüne düşen vazifeyi yapmayan bir ailenin çocuğunu eleştirmeye hakkı yoktur.

Sadece ders araç gereç ve materyallerle süslenen eğitim kurumlarında çocuğun akıl ve ruh dünyasını aydınlatmayan ve kendi kararlarını kendisi verebilecek şekilde eğitemeyen ve maddi platformda teknoloji çöplükleri ile montajlama ile kalkınabileceğini zanneden bir icraatta yanılgı içerisindedir. Eğer sistem insana hitap etmiyor ona şahsiyet kazandırmıyorsa vatanına milletine hizmet etmeyi bir gönül vicdanı ve muhasebenin insani boyut hükmü olarak gösteremiyorsa sadece masraf eder ve günü kurtarsa da sonun kötü gidişatın engelleyemez.

Bir insan madden çok bilgili olsa da hatta icat sahibi de olsa Nobel ödülü de alsa Aziz Sancar gibi dehada olsa yine onun vatanına ve milletine bağlılık ve sorumluluk babında bir icraatı yoksa sadece bilgi hamalıdır.

Öyle bir sistem olmalı ki; arı bal alacak çiçeği bilmeli ve o benim yol haritam olmalı. Bilmem anlatabildim mi?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık