• 09 Ağustos 2017, Çarşamba 7:33
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

DUA

Fatih Camii ile ilk karşılaşmamızdan bu yana aramızda ciddi, manevi bir çekim gücü oluştu diyebilirim. Orada, o tarihi yapının etrafında dolaşırken geçmişte bir yerlere takılıp kalmış gibi hissedersiniz kendinizi. Şadırvanında abdest alırken, camiye girmek için merdivenleri tırmanırken, devasa mumları karşınıza alıp namaza dururken… Yıllar sonra da gitseniz, o taş yapılar hala aynıdır; sizi geçmişte bir yerlere saklar ve saklandığınız yerden siz istemediğiniz sürece de çıkarmaz. Size geçmişe gittiğiniz izlemini veren sadece camii ve etrafının tarihi dokusu değil, Orhan’ın çayıdır aynı zamanda çünkü; çay Orhan’da hala 1 (yazıyla BİR) tl.dir.

Akşam namazından sonra eve gitmek istemeyişimin nedenini birbirini tamamlayan üç güzele bağlamıştım. Güzel hava, (esinti) güzel gece (mehtap) ve güzel çay. (Orhan’ın çayı) Ama bunun çok daha başka bir sebebi olduğunu yatsı namazından sonra anlayacaktım.

Sünnet, farz, vitir, aşr derken hoca fatiha diyerek noktayı koyduktan sonra insanların kimisi dizlerinin üzerinde, kimisi ellerinin üzerinde doğrulup çıkış kapılarına doğru yöneldi. Güvenlik görevlileri içeride kalan olmasın diye kıyı bucak kontrole çıktı. O ara gördüm, müezzin mahfilinin altında saklanmak ister gibi karanlık bir köşeye çekilmiş, elini yüzüne kapatmış o yaşlıca adamı. Diğerleri ne için dua etti bilmiyorum ama o adamın ne için dua ettiğini çok iyi biliyordum. Elini yüzünden çekmeyişinden biliyordum. Bedeninin karanlıkla bir oluşundan biliyordum. Yerin yarılmasını ister gibi duruşundan biliyordum.

Bir adam ellerini yüzüne kapatıyorsa iki şey söylemek istiyordur. Birincisi; gözyaşlarımı görmeyin, ikincisi; feryadımı, içimin parçalanışını görün. Dikkatlice adama bakıyordum. Kollarını dizlerinin üstüne dayayıp ölümü bekler gibi iki büklümdü adam.

Güvenlik görevlisi, hadi amca deyinceye kadar gözlerimi ayıramadım adamdan. Caminin içi yerden tavana adamın hüznü ile dolmuştu sanki. Bekledim. Kalksın ve bana baksın, göz göze gelelim diye bekledim. Kalktı ama bana bakmadı. Camide sadece ikimiz kalmıştık. Yanına gittim. Hiçbir şey söylemedim. Ama adam anladı. Camiden çıkana kadar beraber yürüdük. Ayakkabılarını giyerken yardım ettim. Malta çıkışına doğru yöneldi, ben de peşinden.

Malta çarşısında kapanmak üzere olan bir dönerciye oturduk. Onun karnını doyuruyormuş gibi değil, bir dostla beraber yemek yiyormuş gibi yedik dürümlerimizi. Birer de paket yaptırdık. Hiç konuşmadık ama anlaştık, ama anladık birbirimizi. Üstelik de en iyi biz anladık birbirimizi.

Caminin bir arka sokağındaki otele yürüdük sonra. Sanki gideceğimiz güzergahları, önceden konuşup anlaşmış gibiydik. Şaşırtıcı bir uyum vardı adımlarımızda. Konuşmuyorduk ama anlıyorduk birbirimizi üstelik en iyi biz anlıyorduk birbirimizi.

Otelden içeri girdik. O biraz geride kaldı, yine anlaşmışız gibi… Ben resepsiyona yöneldim. Görevlinin ödememiz gerektiğini söylediği para tam da cebimdeki para kadardı. Hiç düşünmedim parayı uzatırken, o paranın zaten benim olmadığını o an anlamıştım.

Adama döndüm. Adam gözlerini elindeki poşetten kaldırdı, ilk defa göz göze geldik, gülümsedi; ya da bana öyle geldi. Ya da ben adamın yüzünde bir memnunluk emaresi görmek istediğim için (bundan ötürü utanç duyuyorum) öyle sandım.

Adam memnun oldu mu bilmiyorum. Hiç konuşmadık çünkü. Ama birbirimizi anladık. Kelimelerini tüketmiş bir adamı çünkü ancak susarak anlayabilirsiniz. Görevliden aldığım kağıda telefon numaramı yazarak adamın gömlek cebine koydum.

Otelden ayrıldığımda anladım beni eve gitmekten alıkoyanın bir başkasının duası olduğunu ve şükrettim rabbime beni seçtiği için.

Bir adam elini yüzüne kapatıyorsa duasının kabul olması yakındır…

Cafer Petek / Ağustos - 2017

Kendisinden izin alarak yayınladığım bu öyküyü sizlerle paylaşmak istedim. Yalın anlatımıyla dua’nın güzelliğini ortaya koyan şairimizin paylaşımını sizlere de sunmanın önemini hissettim. Gerçektende 

Yüce Rabbim Kur’anı azimüşşan’da ben size şah damarınızdan daha yakınım buyuruyor. Bakara 186 ta: “Kullarım beni senden sorarlarsa bilsinler ki, gerçekten ben onlara çok yakınım. Bana dua edince dua edenin duasına cevap veririm. O halde doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler” (Bakara, 186). “Bana dua edin kabul edeyim” (Mü'min, 60); “De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin…(Furkan 77) gibi ayetler de duanın önemini gözler önüne sermektedir. Kalbimiz düşüncemiz zihni hayatımız halimiz her şeyiyle dua ile meşgul olmalı ve zikretmelidir kalbimiz yüreğimizin sesi dilimizle bütünlük arz etmelidir. Dua rabbe yakarış yöneliş ve teslimiyettir. Dua dilekçenin doğrudan tefekkürle Rabbe havale edilmesidir. Ve en güzel yönelişler en güzel yakarışlar O’nadır. O’ndan başka güç tanımamaktır. O’na yönelmekle Müslüman hürriyetini seçmiş ve kulluğun tadına varmış olur. O’na yönelmek ruhun doygunlaşmasıdır/yükselmesidir. Miraca çıkmadır sanki. Ve üstad NFK ne güzel diyor:

Dua dua eller karıncalanmış

Yıldızlar avuçta gök parçalanmış

Gözyaşı bir tarla hep yoncalanmış

Bir soluk, bir tütsü bir uçan buğu

 İplik ki, incecik, örer boşluğu… NFK.

Selam ve dua ile fiemanillah.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık