• 29 Kasım 2017, Çarşamba 7:25
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

DEĞİLMİ Kİ HER GÜN ÖĞRETMENLER GÜNÜ

Öğretmen camiasını bir tek güne sığdırmak mümkün mü? Elbette hayır. Beşikten mezara kadar ilim öğrenme aşkı içine düşmüşse bunun yani öğrenmenin/öğretmenin yaşla ne ilgisi olur? Ya da öğrenme arzusunu ölüm dışında ne frenleyebilir? Akiller gurubudur öğretmen camiası. İlim irfan sahibi ve yol gösteren irşat edendir öyle olmalıdır vasıfça. Kuru kuruya bir sıfat sahibi değildir. Önce ruhunda bunu yaşar ve güzel ahlak edep ve hayâ ve görgü adabı muaşeret olarak bunu dışa yansıtır. Yani bir duygusal dengelik vardır hareketlerinde. Babacandır, anne şefkatini esirgemez. Evlatları bilir sınıfta olan olmayan herkesi. Okula gelen her çocuk onun için birer sevgi yumağıdır.

Hoş görü sahibidir benim öğretmenim. Esirgemez sevgisini, esirgemez ilgisini. O sadece öğretmekle kalmayıp yaşamak ve yaşatmakla da mükelleftir. Donanım sahibidir çünkü. O para yerine daima vazife şuurunu ön planda tutar. Ayrım yapmaz sınıfta. Öğrencileri onun için birer pırıltı, o aydınlığı ile ışıldayan, aydınlığa uzanan yollarda birer rehber lamba olarak istikamet üzere yerini alan bir vazife şuuru görevlisidir. Nemelazımcı değildir. Bana ne diyemez. Ben sınıfıma girer çıkarım dersimi anlatır geçerim, anlayan anlar anlamayan kendi bilir gibi hoyrat kokan basit ifade cümlelerine asla başvuru yapamaz yapmamalıdır. O bilir ki; Benim omuzlarıma vazife şuuru binmiştir, her öğrenci bir değildir lakin her öğrencinin eğitime kazandırılması gereklidir çünkü her öğrencinin mutlaka bu hayatta yapabileceği en iyi bir şeyi vardır ve olmalıdır, böyle düşünmelidir benim öğretmenim.

Saldım çayıra mevlam kayıra gibi tamamen eğitim dışı bir hayatın ne idiğü belirsiz ve geleceği olmayan rüzgârın ve hayatın savurmalarına açık kişiyi zafiyet yüklü nefsanî esirlere gark edecek ve kimlik bunalımına sürükleyecek meçhullerin kargaşasında kıskaç yiyecek belirsizliklerin hengâmesinde öğrencilerinin olmasını istemez. O kendi değerlerimizin değirmeninde öğrencilerine kapasitelerine göre azar azar ve uygulamalı eğitim anlayışına göre kendine güven duyan ve geleceğini ülkesine milletine adayan başkalarına ve nefsine bağımlı olmayan daima toplumsal mücadelede kamunun geleceğini ve devletini düşünen bir duruşu öğrencilerine prensip olarak kazandırmayı hedefler.

Bir fikir işçisidir. Bir sorumluluk abidesidir öğretmen. O içinde yaşadığı güzellikleri dışa yansıtacak kadar sanat erbabıdır aynı zamanda. Ruhen fikri olgunluğa ulaşmış ve toplumun göstergelerine ayna tutan bir centilmendir. Hayatın pınarlarından daha doğrusu inanç pınarlarından haberdardır. Yabancı değildir abı hayat çeşmesine. Yabancı değildir göz pınarları. Ağlamayı da bilir duygulara dokunmayı da. Kendini hiçbir zaman dışlamaz toplumdan o zaten toplumun bir değer abidesi ve pırlantası değil midir?

O malzemesi insan olan bir sanatkârdır. Çamuru sevmeyen nasıl ki heykeltıraş olamazsa çocukları sevmeyen de asla öğretmen olamaz. Aklı kalbi ruhu hatta ölüsü bile öğretmenin insan için bir ders insan için bir haysiyettir. Hepimizin okul hayatında hiç unutamadığımız yâd ettiğimiz hayatımıza sihirli bir el gibi dokunan ruhumuza iz bıraka öğretmenlerimiz olmuştur. Onların hayatımızın her anına etki eden ve bizi derinden sarsan bir sözü yahut davranış şekli içimizden çıkmaz. Dokunan ve örülen ruhlar örümce ağı gibidir. İçinde yaşadığı ve gizlediği özlemleri öğrencileri vasıtasıyla örneklik teşkil etsin onlara nakşetmeye ve onlar için çırpınmaya gayret eder. O kırda açan bir çiçek misali tek çiçekte olsa görev aşkı ve şuuru ile dokunduğu uzanabildiği her iklimde baharı getirmeye çalışan bir düşünce abidesidir. O kötülükleri ve çirkinlikleri ruhundaki öz cevheri ile aydınlatmaya çalışan, kara bulutlara ve cehalete savaş açan meçhul bir platformdur sanki.

O aydınlığın habercisi gönüllerin tababeti ve kötülüklerin amansız düşmanıdır. O kalpleri kalemle fethetmeye çalışan gönül işçisidir. O kalpleri yumuşatmaya çalışan bir bal özüdür. O coşkunun ve hür düşüncenin öncüsüdür. O kalpleri karaların ve cehaletin karşısında duran yıkılmaz bir kaledir. O yeri gelecek belki tam anlaşılamayacak. Yeri gelecek hakarete ve itilip kakılmaya ve dışlanmaya maruz kalacak. Belki de günümüzde olduğu dayak yiyecek ağzı gözü kırılıp moraracak ve hastane koğuşlarında can derdine düşecektir. Emin olun ne hallerde olursa olsun öğrenmeyi ve öğretmeyi içine sindiren bir öğretmen asla pes etmeyecek ve öğrencilerini bir an bile olsun düşünmekten edemeyecektir.

Öğretmenliği hakikaten ibadet aşkı derecesinde yapmayan, öğrencilerine kendi çocuğu kadar değer vermeyen başarılı olur mu? Asla. Bilimsel bir metodu bilebilirsin, uygulayabilirsin, günümüzde teknolojiyi iyi kullanabilirsin, mesleğinde başarılı adımlar atabilir ve bilimsel çalışmalar vs yapabilirsin hatta uzayı da fethedebilirsin ama gönülleri yıkan, gönüllere lakayt kalan, gönülleri fethedemeyen bir kişi öğretmen olabilir mi? O düz hayatın iz bırakmayan salık bir temsilcisi ve kitap yüklü taşıyıcısı olur. O bu hali ile asla gönül mektebinde okunan bir kitap değildir ve olamaz zaten.

O dünya nimetleri karşısında uhut savaşındaki örneği hatırlayan ve hatırlatan bir elçidir. Her daim sevk ve idare ile yönlendirme ile hayatın zorluklarını aşmaya karşı öğrencilerini cesaretlendiren ve korkmamaları gerektiği öğütleyen bir gökyüzü yıldızıdır. O dine karşı son derece eğilimli yaşayan ve örnek olan bir ustadır aynı zamanda. O dinsiz bir hayatın olmayacağını ve hayatın sadece bu dünyadan ibaret olmadığını gerçek hayatın ahreti kazanmak olduğunu aşılayandır öğrencilerine.

O insani ve imani ufuklara öğrencilerine yelken açmaya çalışan bir eğitim gönüllüsüdür. O bir çeşmedir aynı zamanda ve susuzluğa çare üretmeye çalışan. O gönülleri gözyaşı çeşmesi ile donanımlı hale getirmeye çalışan ruhun gizemlerini tadan ve eline beline diline sahip bir cevherdir. o kabalığa saplanmaz prim vermez doklaşmaz oralarda.

O menfaati için değil, bilakis kendini insanlara adayan bir elçi vazifesi şuuruyla yaşayan ve toplumun hastalıklarına çare üreten travmalara göğüs geren manevi bir ruh doktorudur. Onun yanında bulunan ve dinleyen mutlu olur ve huzur bulur. Çünkü o ruhlara dokunduğu yerde güzelliklerin ortaya çıkmasına vesile olan, nevi şahsına münhasır bir iklim mümessilidir. Müstesna bir hazinedir. O hayır sahibi bir kütüphanedir. O dünyasını karanlıklara kapatan kendi dünyasında parlayan bir cevher ve yürekleri onaran bir gönül meşveretçisidir.

O bir mimar, bir dava eri ve geleceği şekillendiren, içinde yaşadığımız toplumun belkemiğini oluşturan gözbebeğimiz diyebileceğimiz fani bir ışık şulesidir. O bir feyiz kalesidir. Değerlerimizin genç kuşaklara aktarılmasını vazife bilen bir şuur kalesidir. O dünyevi saltanatı olmayan ama gönlünü saray haline getiren bir cevher, bir iç mimardır. O kendi ikliminde isimsiz bir kahraman ve etrafını aydınlatan fakat eriyen ölümlü bir mum misali olsa da, gönül ihya eden bir sultandır. O “nasılsanız öylece idare edilirsiniz” düsturunu hayat sahnesinde öğrencilerine aktaran, bir ehil kalem ve dürüst bir kelamdır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık