);*} ÇOCUKLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM
  • 13 Haziran 2019, Perşembe 8:55
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

ÇOCUKLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM

Türkiye’de çocuk istismarı; bir eğitim yetersizliği ve ailelerce ihmal edilen masum bir kurbanın acıklı öyküsü ya da faciası olarak karşımıza bir sürü mağduriyetleride beraberinde çıkarmaktadır. Buna mevcut olan sistemin yetersizliğinden kaynaklanan ve mevcut eğitime olan bakış açısını da eklersek, hangi coğrafi bölgede yaşarsa yaşasın küçük yaşlarda, kaldıramayacağı fırtınalara maruz bırakılan körpecik yavruların, yürek yakan hayat hikâyelerini ve istismar edilen feryatlarını medya aracılığıyla duyar ve maalesef her gün bunları izlemek zorunda kalırız.  

Hâlbuki çocuklar hepimizin yavruları ve onların acıları hepimizin gözyaşı ve acıları olarak telakki edilmelidir. “Çocuk ihmali başta anne babaları olmak üzere, kendilerine bakmakla yükümlü kimseler ve diğer yetişkinlerin çocuğun beslenme, giyinme, barınma, eğitim, sağlık ve sevgi gibi temel gereksinimlerini ihmal etmeleri sonucu çocuğun bedensel, duygusal, zihinsel ve toplumsal gelişimlerinin engellenmesidir”. ..Diyor bir rehberlik servisi araştırmacıları.Fiziksel,eğitimsel ve duygusal ihmal olarak sınıflandırma yapan bu araştırmaya göre;bir bireyin hangi yaşta olursa olsun bilerek ya da bilmeden ihmal edilmesi,onun eğitim ve toplumdan dışlanması, gelişimlerinin yetersizliği veya tamamlanamaması  sonucu,  normal değerlerin dışında etkilenmiş olduğu bir olaya itilmesi ya da istenmeyen kabul görmeyen bir  zararlı  alana yönelmesi demektir.

Beslenme giyim ve güvenliğinin sağlanmaması ya da yetersizliği, evden kovulma maruz bırakılması ya da terk edilmesi, veya ailede yeterli ilgi ve sevgiye erişememesi, uzun süre başkalarının yanında kalması, bırakılması, yalnız kalmalar hepside ruhen bir travma yaşamasına sebeptir. Etrafımızda gözlemlenenler, anne babanın ayrı kalmaları veya yeniden evlenmelerle beraber yeni çocukların bir arada bulunmaları sonucu yaşanılan olumsuzluklar ve gerilimler ister istemez çocuğun hayatını ve hayalini altüst etmektedir.

Bir üvey baba ya da annenin elinde yetişen yeterli ilgi ve sevgiyi göremeyen veya yetiştirme yurtlarına ve ya özel yurtlara küçük yaşlarda verilen her çocuğun psikolojik travmaya hazır bir birey olduğunu unutmayalım. Aile hasreti çeken ve telefonla anne babasına yalvaran beni yurttan alın ne olur kalmak istemiyorum ruhum daralıyor diyen çocukların feryatlarına kulak asmayan ailelerin, ruhen bir ızdırap dünyasında bulunduklarını, ileride duyduklarını veya pişmanlıklarını söylemeseler de bunlarında bir ızıdırap içerisinde olduklarını anlamayan/ bilmeyen var mı? Tüm bu olumsuzlukların bir gün karşılarına Berlin duvarı gibi çıkmayacağını kim garanti edebilir?

Yine aile büyüklerinin kararlarıyla kendilerine hiçbir şey sorulmadan evlendirilen çocuk yaştaki bireylerin kendi aralarında sağlıklı bir aile ortamı kurmaları mümkün mü? Bu tür uygulamalar halen ülkemizin özellikle kırsal bölgelerinde yaşayan kesimlerinde akrabalıklara dayalı bir argüman şeklinde sürüp gitmekte değil midir? Doğu ve G.Doğu Anadolu Bölgelerimizde yaşayan insanlarımızın geleneksel ve kendi yapılanmalarında kurumsallaşmış örf adet ve töre baskısı gibi bir anlayışla İslami bir perspektiften uzak kendi coğrafi ağırlıklı ve kültürel etmen kaynaklı baskıcı bir tutumla ailevi geleneksel yapıların sürekliliği ve değişime direnmesi bu yörelerde halen çocukluğunu yaşamadan çocuklarıyla tanışan çiftlerin sayısını artırmakta, hatta karşı çıkanların töre adına cinayete dahi kurban edildikleri görülmekte ve berdel türü evlenmelerinde yaygın şekilde sürdürüldüğü korunmacı ve muhafazakâr bir anlayışın hâkim olduğu bu bölgelerimizde devam ettirilmektedir.

Yine aynı avlunun içerisinde aynı tarla veya bahçenin oyun alanlarında birlikte oynadıkları kardeş gibi büyüdükleri hala amca ve teyze çocuklarının sırf aile büyüklerinin istemesi, beşik kertmesi gibi sebeplerle geleneksel bir aile yapılanması içerisinde evlendirilmeleri, birçok psiko sosyal sorunlarında meydana gelmesini sağlamaktadır. Mal veya servetin bölünmemesi, insan gücünün azaltılmaması, yaşlıların korunması ve bakımlarının devamı gibi gerekçelerle savunulan bu yakın akraba evlilikleri aslında aşiret düzeninin bir gereği ve güvencesidir. Geniş ve kalabalık aile düzenini koruma amaçlı olan bu uygulamalar öyle ki küçük kız çocuklarının küçük dünyalarının bile yıkılmasına neden olmaktadır. Çünkü nüfuzlu ve zengin olan bazı aşiret ileri gelenlerinin kendisine ikinci, üçüncü eş olarak bunları almaları, okula gitmelerinden mahrum bırakılmaları istismar edilen çocukların yaşadıkları travmaların bir başka örneğini ve en zor olanını oluşturmaktadır.

Bu çeşit istismar gibi hususlar dünyanın başka yerlerinde de görülmektedir. Mesela şiddete maruz kalanlar, işkence görenler, üvey anne baba dayağı yiyenler, aç bırakılanlar, okula gönderilmeyenler, ağır işlerde çalıştırılanlar, hatta silahla tanıştırılanlar hep istismar konusunun öğeleridir.

Bunlar sorun olarak hep toplumların nerdeyse ortak paydaşlarıdır. Mesela küçük yaşlarda evden kaçan, cinsel istismara uğrayan, sokaklarda yatıp kalkan, organ tacirlerine yakalanan, madde bağımlılığına yakalanan çocuklar hep bir aile ve eğitim kurbanı olarak toplumsal sorun şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Güveni kırılan, hayali kaybettirilen, benlik ve kendisine olan saygısı kaybettirilen bir çocuk ne yapabilir? Sürekli dayak yiyen, öz benliği kaybettirilen, organları zarar gören bir sabi ya da gencin ruh halini düşünebiliyor musunuz?

Aile içi şiddete maruz kalıpta bunu söyleyemeyen çocukların nasıl bir travma yaşadığını kestirebilir misiniz? Mesela bir çocuğun duygusal istismar denilen bir uygulamayla karşı karşıya bırakılması demek; o kişiye duygusal ya da ruhsal sağlığını tehlikeye atacak derecede ağır sözlü tehditler yapılması, alay edilmesi ya da küçük düşürücü yorumlarda bulunulması, eleştirilmesi, aşağılanması demektir. Yine bir çocuğun davranışlarının yaratıcılığını kısıtlayacak biçimde aşırı derecede denetlenmesi ya da kendi tercihleri dışında seçimlere zorlanması da duygusal taciz çerçevesinde sayılabilen nedenler olarak bilinir.

Yine bu istismarlardan en tehlikelisi olan,  Allah(c.c.) cümlesini esirgesin, cinsel istismara maruz kalan bir çocukta; yapılan araştırmalar sonucunda şunların gözlemlendiği görülmüştür. 1- Giderek artan cinsel davranışlar. 2- Suçluluk duygusu. 3- Depresyon gelişme riski. 4- Anksiyete, travma sonrası stres 5- Kendine zarar verme, intihar düşüncesi. 6- Kişilik bozuklukları. 7- Alkol ve uyuşturucu kullanımında artış 8- Eğitim Öğretiminde başarısızlık vs.

Toparlayacak olursak; hangi sebeplerle olursa olsun çocuk istismarı ve çocuğu ihmal, onun hayatını kolaylıkla yıkmak demektir. Sevgisiz bir ortam her zaman güvensiz bir ortamdır. Çocuklarınıza size güvenmelerini öğretin. Sevginiz gösterin. Sevgi gören çocuklar en güvenli yerin aile olduğunu bilir. Anne baba olarak vazifenin ihmali toplumun geleceğinin kararması demektir. Çocuğun istikbali demek, Türkiye’nin istikbali demektir. Çocuklarımız bir gül hem de bir çiçektir. Lütfen bizler onları soldurmayalım.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık