• 18 Kasım 2017, Cumartesi 14:40
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

BİR KALE NASIL FETHEDİLİR

Gönül kalesi düşmeye görsün işte o an her şey biter. Elinde avucunda neyin varsa fikir zikir benliğin hatta tüm özgürlüğün bununla beraber gider.

En muhkem yerlere en ulaşılmaz dik ve sarp kayalıklara diktiğin kaleler kolay kolay fetholunmuyorda insanın içindeki gönül kalesi bir yerlere meyletti mi artık bunu hiçbir kuvvet zoru durduramıyor ve yuvarlanıp gidiyorsun İngiliz kaşar peyniri gibi bayır aşağı.

İnsanın içindeki gönül kalesi dedim de bahsetmek istediğim o et parçası var ya işte o et parçası bozuldu mu, tüm vücudun bu bozulmadan nasibini alıyor ve tüm organlar bundan etkileniyor.

Günümüzde tüm kavramların belden aşağı çalıştığı bir dönemdeyiz. Tabir caizse ucu lastikli don gibi diye tabir edilen bir tanımlama ile kullandığımız dil değişik konumlara demir attırılabiliniyor.

Her ne kadar amellerin niyet ölçüsü elbet bizim için önemli ve kalben bakış açısı bu mihengin göstergesi olsa da; artıkın elimize dilimize malzeme olarak kullanacağımız ne geçerse biz onun cacığını çıkarmakla meşgul oluyor ve ona değişik manaları yükleyip argo istismarcılarına kapı aralıyoruz.

Moda tabirini hepimiz biliyoruz. Rastladığımız her sokak başında değişik değişik tiplemelere ve kime ve neye özgün bir tarz olduğu belli olmayan eksantrik şaklabanlıklara her dönemde ve her harcama yılı, mevsimi icat edilen sosyete pazarlarında bilhassa rastlamak mümkün.

Yıllardır her mevsime sözde uygun ve yakışan renk cümbüşlerinin icatçıları bu yıl ya da bu mevsim nasıl giyileceği konusunda düzenlenen defilelerle, yok efendim kış kreaksiyonu, yok yaz aksesuarı, yok İslami giyim tarzları gibi tamamen kendi kontrolleri altına aldıkları insanları(mızı)  yok bilmem bahar esintileri adı altında sürekli körükledikleri tüketim furyaları ile yaptırdıkları akıl dışı harcamatmaları ve uydurulan moda akımına karşı esir aldıkları bizleri; yani uysal bir koyun gibi kendini kaptıranların maddi durumuna göre o dükkân senin bu dükkân benim diye koşuşturduğu bir diyarı âlemde fink eden bizleri, daha nasıl tanımlayabilirim bilmiyorum diye düşünürken, asıl sormamız gereken soru:” bizler nasıl uyduk bu emrivakilere ve ne idiğü belirsiz akımlara karşı diye kendimizi sorgulayacağımıza” mutlaka nasıl sahip olmalıyım endişesi ile kafamızı yorduğumuz ve boşa akıyan zamanı nasıl en iyi şekilde değerlendiremediğimize niye üzülmediğimizi hep merak ediyorum doğrusu.

Modanın göbelleri insanı en değerli yerinden vurmayı başarmışlardır. Ve esir alınan bir aile hayatımız var ellerinde, halen tesiri devam eden. Bugün en uzak hanelerde bile yavrularımız bu akımın derin tesiri altında olmakla kalmayıp, kendi değerlerinden bi haber bırakılmanın manen sıkıntısı ve üzüntüsünü ve nasıl yaşadığının bile sorgulamasından oldukça uzak keyfiyette boş gözlerle dünyaya meyletmekte.

Bütün bunlar sadece basit bir moda akımı cereyanı ile anlatılamaz geçiştirilemez meselelerdir. Çarşıya pazara çıktınız zaman senin cebinden paranı ve sıra dışı harcamalarını nasıl yaptırabilirim diyen hokkabazlar türemiştir. Her kesime hitap eden açık saçık giyinenden sözde kendi deyimleriyle kapalı giyinenlere varıncaya kadar cebindeki paraya göz dikenler her mevsime uygun Pazar alanı oluşturup ellerini ovuşturmanın keyfini çıkarıyorlar.

Hangi islamın kızı gerçekten bu uydurma giysilere karşı esir olmuyor?

Hangi islamın kızı başı örtülü olmasına rağmen, özgür üniversitenin hür yuvalarında, ana babadan uzak halleriyle, bu kendisine dinen haram olan elin oğluyla el ele omuz omuza yan yana yürüyüp yakışık almayan hal ve hareketlerde duyarsız kalabiliyor, üstelik kendilerinden küçük okul öğrencilerine ve gençliğe örnek olamıyorlar? Bu nasıl bir ahlak ve bu nasıl bir eğitim anlayışıdır? Ve biz yavrularımızı buralardan yetişen bu sev genç gençliğinin eline nasıl teslim edeceğiz?

Ne oldu bu milletin asil kültürü ve dünyaya örnek olan yaşantısı?

Ne oldu bize hani nerde asaletimiz? Hani nerde Kızıl Elma mefkûreli ülkümüz? Hani nerde Osmanlı diye haykırışımız?

Bizim halimiz nasıl böyle oldu?

Nasıl biz bozulduk, zıvanadan çıktık ve bir daha düzelmek için gayret göstermiyoruz?

Bir toplumun en önemli göstergesi ve geleceği hayatiyeti her şeyi ailedir.

Aile elimizden giderse ne kalır geriye? Sanmayın ki Lidya icadı para bile kurtaramaz o zaman seni?

Nedense her şeyimiz artık suni ve çakma hale geldi.

Ninem burnunun ucunu göstermekten bile hayâ ederken biz torunlar siyonizmin köşe başını tutan patronlarının çalgılarına meze olduk. Nasıl mı?

“Ve istemesek de; bize telkin edilen hudutsuz bir lüks hayatı, baş döndürücü moda akımlarını, çılgınca sarfiyatı teşvik edenlere buyur ettik. Makul ve basit şeylerden zevk almak hassasiyetini derece derece hayatımızın her köşesinden uzak kıldık”

Çıkın sokağa bakın şöyle karşınızdan gelenlere yanınızdan gelip geçenlere benim biraz yaşını başını almış haminnem yaşmaklı ama yanındaki kızı ya da torunu modanın her kesime hitap eden giyim tarzına gayet uygun. Nasıl olur bu? Bal gibi oluyor işte. Biz çocuklarımızı nasyonel kapitalizmin milli hamlesiyle gelecek moda akımları ve test tost ilişkileri ve dünyevi kaygıları taşısın diye yetiştirir sıra namaza gelince aman yaşlanınca nasılsa kılar diye geçiştiriyoruz da ondan bu alışkanlıklarımız!

Şimdilerde;  moda kisvesi altında kış günü bile ayağa kısa çorap giymeler ve kot pantolonların yırtılmadık hali kalmamış aksesuarları, görünen diz kapakları, ar perdemize moda yumruğunu indirmekle meşgul. Öncülerimi çevremizde, mahallemizde başta üniversite gençliği olmak üzere en değerli varlıklarımız, yani kızlarımız ve oğullarımız. Yani elimizden kayıp gitmekte olan geleceğimiz. Bir nesli nasıl mahvettiler artık bu soruyu kendimize sormayalım mı?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık