• 06 Nisan 2019, Cumartesi 10:11
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

BAZILARI İNANMADILAR LAKİN

Her seçimin ya da milletimizin geleceği ile ilgili her alınması gereken tarihi kararın bir beka meselesi olduğunu hala anlamayanlar oldu. Bu coğrafyanın mazlumları batılın pençesinde inim inim inletilirken bir misyonun tarihi sorumluluğunun bizde olduğunu anlamamazlıktan gelen soğan patates dinliler çıktı aramızdan ve farklı yorumlarla işi başka mecralara kaydırmak istediler.

Hala batıl bir hareketin kölesi olmayı içine sindiren batılı haçlı emperyalizmin takdir ettiğinden fazla bir umudu olmayan aymazlar türediler aramızdan ve insanlar arasına durmadan nifak sokmak istediler. Çünkü onlar varlığını köle olmaya reva buldukları birkaç kovboy bozuntusunun iradesinde buluyorlardı kendilerini, menfaatlerini, hatta hayatta kalma mücadelelerini…

Oysa biz Oğuz soyunun kimliğini taşıyorduk. Bizim sığır çobanlarının takdirine rıza göstermememiz gerektiğini bilmeleri gerekirdi. O sığır çobanları ki insan öldürmekten zevk alır, hayat hakkı nedir bilmez, tanımaz, gücün kendilerinde olduğunu ve takdirin kendi hakları olduğunu savunur ve kendi menfaatinden başkaca bir şey düşünmez, taş kalpli hissiyatsız yaratıklardı.

Siyonizm ve evangelizm dünya coğrafyasından birleşik bir güç meydana getirirken İslam dünyasından ne yazık ki Türkiye’nin dışında gelen sesler hep cılız kalıyordu. Niye cılızdı? Yöneticileri batılılar tayin ediyordu da ondan. Efendilerine bağlı kalan ve sözde halkı Müslüman olan bağımlı devletler başlarındaki ezik kralın baskısı ile sesini çıkaramazken ülkenin kaynakları kendi tahtları için peşkeş çekiliyordu elin gâvuruna.

Şeytanın tuzağını kuranlar ile bu tuzağa menfaat sihirbazlığı içinde bağlı olanlar kendi halklarına reva görürken fakirliği kendileri debdebeli yalaklarının başında doymak bilmeyen nefislerini tatmine çalışıyorlardı.

Çıkarcılık işte! Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur derler ya hani bu glikoz develeri de menfaat ilişkileri içersinde tahtlarında kalma adına kendi halkını ezmekten geçiyordu. Sesleri kesilmiş korkuları yığınlaşmış halk sadece kıt kanaat geçim derdinde zorluklarla mücadele ediyordu. Oysa devletin öz kaynakları adil kullanılsa sömürüye karşı savaşılsa dik durulsa kısaca ve hakiki bir duruş sergilense emperyalizmin pençesinde kıvranmayacaklardı.

Bizim ülkemizde de at oynatmak izin epey bir süre fırsat bulan bu haçlı Siyonist evangelist yapı şimdilerde deşifre olmanın korkusuyla saldırganlıklarını artırdılar. Nasıl mı? Bakın şöyle izah edeyim.     Bizler mesela Cumhuriyet dönemine ait arşivleri şimdiye kadar öğrenme konusunda ne yaptık diyelim? Belki bizler sen ben hiç ilgimizi çekmedi ama bu ülkede Yahudi Siyonistler ve dönmeler epey    mesafe almışlar. Bize anlatılan resmi tarihin gerçek bir tarihi hakikat olduğunu vicdanen ben söyleyemem. Eğer doğrular yazılsaydı eminim hiçbir Türk genci, imanlı vatan evladı bu yapılanları asla kabul etmezdi.

Biliyorsunuz 1934 yılında soyadı kanunu çıkarıldı. Resmi tarihte anlatılan herkesin bir soyadına sahip olduğu açıklanır. İşte şimdi bu arşivler yani Başbakanlık Arşivleri Sayın Cumhurbaşkanımızla beraber dijital ortama aktarılmıştı. Bu hamle soyu bozuk sanalları oldukça rahatsız etmiştir. Bu çakmalar niye rahatsız oldu biliyor musunuz? Hani bir zamanlar Yusuf Halaçoğlu’da TTK Başkanı iken bazı açıklamalarda bulunmuştu da bayağı bir tepki gösterilmişti belli kesimlerden. Hatta bazı mütedeyyin kesim bile mırın kırın etmişti. Oysa gerçeği anlayınca durum değişecekti. Şöyleki Cumhuriyetin ilanı ile  başta Yunanistan olmak üzere Avrupa’da yaşayan 100.000’lerce vatansız yahudiyi Türkiye’ye getirdiler. Bunların isimleri Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma oldu. Bunlar bizlerden biri imiş gibi kamufle edildiler. Sonra İstanbul, İzmir olmak üzere tüm batı illerine dağıldılar. Kısaca bizden biri gibi bizim ülkemizde ağalar paşalar gibi yaşamaya başladılar. Bunların Fatih dönemindeki Cenevizli, Venedikli tacirlerden farkı yoktu. Ticaret bunların elinde ve kontrolüne verildi.

Türk sanayisini en verimli toprak alanlarını şehirlerin en güzellerini bunlara peşkeş çektiler. Bu sanayi ekibi hep karşılarında milli bir hamle olmasını istemediler. Tüsiad denilen örgütlenme ile hem ekonomiyi yönlendirdiler hem de siyasi iktidarlar üzerinde batılı dostlarının eli oldular. Devletin gücünü maksatlı bir şekilde elinde tutan bu yiyiciler takımı yeri geldi devlete bile kafa tutmaya başladılar. Çünkü istiyorlardı ki kontrol ve mekanizma hep kendilerinde olsun.

Bilhassa açılan özel üniversiteler ve bilhassa medya hep bunların borazanı oldu. İstedikleri yere üniversite açıp ormanlarımızı bile yok etmekten çekinmediler. Hemde bunu şaşaalı bir şekilde yaparak Sarıyer deki ormanlık alanların nasıl yerleşkeye dönüştürüldüğünü düşünün. Verdimse ben verdim diyenlerin zamanındaki laf ebeliklerini düşünün.

Şimdi arşivler açılınca ne oldu? Kripto Yahudiler açığa çıktı tahmin ettiğiniz gibi. Bunların iki göbek evveliyatı açığa çıktı ve Yahudi oldukları öğrenildi. Düşünün gezi olaylarında, adamlar hiç gocunmadan otellerinde tuttular, açıktan yemek getirttiler, oraya o alana toplanması için zihni bulanıklara para vs verip oralarda kalabalık olmasını sağladılar. Bunların hepsini basın yazdı yayınladı. İşte bu güruh artık açıktan meydan okuma işine girişti. Hatırlarsanız şu anda sanayi kuruluşlarının temsilcisi bir Yahudi değil mi?

Şimdi ülkemizdeki sinsice oynanan oyunu bilmeden patates soğan ikliminde dolaşanlar, işi bir şekilde anlamamazlıktan gelenler, tuzu kurular senin milli servetine konanları kaale alır mı? Almaz. Kurulan tuzakları hafife almak ülkemizin irtifa kaybı demektir. Kanını ve özünü emenler sadece sanayi değil, bugüne kadar milli eğitimi de yönettiler. Bugüne kadar eğitimin içindelerdi. Hatta yine içindeler şu anda bile. Nasıl mı? Hala aramızda onları savunan zihniyet temsilcileri yok mu? Var tabi’i ki. Ama olsun artık gerçekler gün ışığında yansımalarını herkes görüyor.

Sayın Başkanımızın medyayı bunların ellerinden alması, milli sanayi hamlesini oluşturması, bu arşivleri güvenilen siyasilerle paylaşması Türkiye’de Cumhur ittifakını ortaya çıkardı ve güçlendirdi. Hele birde başkanlık sistemine geçilipte ülkenin ses telleri akort yapılınca artık eskisinden daha fazla gür çıkar oldu sesimiz. Ve bu ses katerinayı, deli petroyu, sam amcayı, deli etti. Yahudi ve çömezleri acılarını Gazzelilerden çıkarmaya, daha fazla İslam toprağı sömürmeye ve daha fazla Müslüman öldürmeye başladılar. İslamafobi aldı başını gidiyor. Ama biz kısık sesliler olmayacağız bundan sonra. Ve mazlumun sesi sözü ve savunucusu olacağız. İslam toplumlarının gür sesi olacağız. İnsanlığın sesi olacağız. Hak ve hukukun sesi, özü, gözü olacağız. Yine haykırıyoruz gür sesle; Bu mesele bizim için bir beka meselesidir. Var mı anlamayan içimizde?O beğenmediğiniz Suriyeliler bile anladı gerçeği.Ya siz?


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık