• 26 Aralık 2018, Çarşamba 9:11
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

BATININ AÇMAZI VE İKİYÜZLÜLÜĞÜ

İnsan sürekli bir arayışın çığırında. Hatta sürekli bir çırpınışta diyebiliriz. Çırpınış, ya batmakla nihayetlenecek ya da kendini bir şekilde kurtuluş reçetesi olarak kıyıya vuracak. İnsan kendi aklına bağımsız bir çerçeveden yüklendiğinde nefsin neon ışıkları eşliğinde göz kamaştırıcı idollere saplantı şeklinde bağlı kalarak doyuma ve hazza ulaşma/erişme perdesini aralamaya ve bunu sonuna kadar zorlamaya çaba sarf eder. Yani gözünü bürüyen hırs fırtınası her istediğini elde edebilme gayesiyle yıkmak ve elde etmek peşinde artık önüne ne gelirse bunu zorlamayı ve bir türlü doyuma ulaşamamanın getirdiği ateşle kavrulup amaç olarak edindiği hazzını yakalamayı şiar edinir.

Tarihin izlerine bakıldığında; insan-hedef-yaşama-gerçek hayat ekseninde çok çetrefilli yollarda yürüyen insanın kulak verdiği sese verdiği önem ve dikkate değer olarak alma çabasına baktığımızda hangi izlerin peşinde koştuğu onu anlamlı hale getirir. Vahye kulak tıkayanlarla vahyin yolunda iz sürenler ve yaşayanlar arasında temel gayelik farkı vardır. Yaratılış gayesine uygun bir hayat çerçevesi resmedenlerin varacağı yer ile bu çerçeve dışında kalanların hayat standart anlayışları ve sonuçları da elbette farklıdır.

Eğer ki insan; modernizmin mübalağalı ve kendini beğenmiş aklın şahlığında akıl –lider-nefsi emareye dayalı meydan okumalarını birazcık akledip vahyin ışığında düşünmüş olsaydı belki kendi dünyasını mamur hale getirecek ve sonu zindan olan bir hükme gitmeyecekti. Ama şuur olmayınca kabına sığmayan nefis her nefsi emelin peşinden sürüklenerek kendi kendinin sonunu hem de kötü bir senaryosuyla hazırlayıp kendiyle uygulamaya koyduğundan beri azgınlığına mani olamayarak içini kemiren kendi kurdunu yaratmıştır.

Kendini cahiliyenin pençesinden kurtaramayarak insanlığı da bu cendereye sokan devletler vardır yeryüzünde. Bunlardan birisi de Büyük Şeytan ABD’dir. İnsan emeği katili ve hırsızlığını modernizm kılıfıyla süsleyen bu Cüce Dev aslında içi kof bir bataklık gemisidir. Güç olarak kendini ve tekniğini gören ve akıl fikir fukarası yankiler olası bir ihtimalle de yerine göre; eli kanlı bir holigan, kan emici bir vampir, sorumsuz bir soytarı ve insanlığını kaybeden bir şahsiyetsizdir. Her boyaya rahatlıkla bürünen bir bukalemun rahatlığı ile şimdilik keyfini çıkardığı varlığının bir gün kendi sonu olabileceğini düşünmeden şuursuz bir akıl endeksiyle insani ölçü diyebileceğimiz her şeyin dışına taşarak bugün atmosferi bile kirletmekte yaşadığımız coğrafyanın baş katili sıfatını hak etmektedir.

Bilim ve teknoloji üreten akıl ne yazık ki kendi içindeki insanı da şuursuzca öldürmekte. Kendi genleriyle bile oynamayı düşünen azılı varlık şeytana pabucu ters giydiren öğretisini kurtuluş reçetesi diye neon ışıkları gibi süsleyerek sunsa da kendisi bile çaresizliğin girdabında ölümü bekleyen pençeleri sökük aslan halindedir. Dünyayı esenlik yurdu haline getirmesi beklenirken nasıl bir medeniyet ki huzur yerine kan akıtıyor, can alıyor, bebek ve masumların katili olabiliyor? Kendi genlerine hovardalık yaparak kötü sona evrilen bir akıl acaba dünyayı kurtara bilir mi? bu macera aptallığında. Hiç sanmıyorum zaten olmaz da. Kan kin nefret ve ölüm basamakları hiç değişmeden insanın geçmesi gereken yerlerdir. Hele de masum yavrular sabiler bu gölün acımasız mayasını oluşturuyorlar ve kanlarıyla besliyorlar.

Antik Yunan hayat tarzı ile Barbar Roma’nın militarizmi ve tanrı tanımazlığı batının hayat merdivenleri iken bu Barbar Canon’un kendini ve İnsanlığı kurtarması zaten beklenemez. Referans olduğunu söylerken aslında insan bakış açısında insan görünümünde şeytanın akıl ve izlerini sürüklemek vardır. Kuzu kılığına bürünen kurt misali herkesi her değeri her şeyi yok ederek sonuca ulaşmayı ve bunu da menfaat havarisi olarak görmeyi akıl eden bir çizgi; sapkınlığın ve saplantının samimiyetsizliğinde eteğindeki kirlileri dökerek dünyayı da bir çıkmaza sürüklemekte maalesef bunun adına da modernizm denmektedir. Edindiği putlarına tapan ve nefsinin izinde yol süren bir anlayış ne dost kabul eder ne de insani davranır onun için her şey kan ve kin tutmak ve gözyaşı akıttırmaktır. Putlarının izinde maddeye esir olan samimiyetsiz mahlûkatlar göklerden gelen sese kulak vermediği müddetçe Lut kavminin insanları gibi pislik içerisinde savrulmalarına devam edecektir.

Peki, biz ne yaptık? Gözümüz kapalı ve perdesi halen aralanmamış bir şekilde hiçbir süzüme tabi tutulmadan alınan ve kendi özümüze dayanmayan bir medeniyet algısı bize tek kelimeyle derinden sarsan bir deprem etkisi yaptı. Sunum yaptığımız bahçe bizim değildi. Ve hiçbir zaman bizimde olamayacak.

Neden bizim olamayacak ve neden bize mal edilemez. Bunu bizim cenahtan söylesek bize asla inanmazlar, fakat isterseniz Atila İlhan buna cevap versin de bizde böyle sunalım istedik.

“ Hayır, bize bunları öğretmediler: Lisede Sophokles okuduk, klasik Türk sanat musikisine sövmeyi, Divan şiirini hor görmeyi, buna karşılık devletin yayınladığı kötü çevrilmiş Batı klasiklerine körü körüne hayranlık göstermeyi öğrendik. Sanki Sinan, Leonardo’dan önemsiz, Mevlâna Dante’den küçüktü. Itri ise Bach’ın eline su dökemezdi! Aslında kültür emperyalizmin ilmiğini kendi elimizle boynumuza geçiriyorduk.”

Buda şuna işarettir. Batı sadece menfaatine değer verir. İlmin ve öğretinin tadı yoktur. Teknolojik ilerleme üstünlük kurma sevdasıdır ve ölüm kusar adeta. Gönüllere hitap etmeyen anlayış, ruhları aydınlatamayan sahte neon ışıkları, içimizde açmayan güneş ve geceleri yansımayan ayı ışığı ve yıldızlardan yoksun göğümüzün gönül dünyası sadece bünyeye harabiyet vermekten başka ne getirir. Ruhlar sıkıntıda ve sinirler gergindir.

Bizim medeniyetimiz ahlaki değer ölçüsüne dayanır. Bizim medeniyetimizde iki dünyalı denge vardır. Önce nefsini ıslah için uğraşır. Paylaşımcılığı ve toplumculuğu esas alır. Merhamet ve şefkatlidir.    Yaratıcısına savaş açmaz O’na kulluk eder. Bilgiyi ibadet bilen anlayışla okumak onun ömrünün sonuna kadar vazgeçemeyeceği düsturdur.

Ruhu bozulan batı; savaşçı kimliğindedir. Hâlbuki kendini İslam çerçevesinde keşfeden insan barışçıdır. Gerçek aydınlanma; insanın ruhunu keşfetmesi ve teslimiyetidir. Teslimiyet ki Allah’a adanan bir hayattır.

İşte; insanın Allah’a olan sonsuz teslimiyeti onu selamete çıkaracak ve insanlığa gerçek huzuru getirecektir. İç aydınlanma budur. Reçete budur. Değilse Batılı Şeytanların göz boyamaları kendilerini bile kurtaramayacaktır. Bu da medeniyet farkıdır.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık