• 23 Mart 2019, Cumartesi 9:07
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

BATI TERÖR İSRAİL İHANET(2)

Gücünü sadece saldırganlığından alan ve yaptıklarına karşı seyirci kalınan Yahudi dış destek sermayesi ile ayakta tutulmaya çalışılan bu saldırgana karşı yapılması gereken insanlık adına dur demek ve onu milletler dünyasından tecrit edip yalnız bırakmaktır. Mesela Müslüman toplum olarak halkının çoğunluğu bulunan yerlerde sadece Yahudi üretim mallarına boykot uygulayarak en azından ekonomik bir fatura çıkarılabilinirliğinin düşünülmesi ve uygulanması gerekirken maalesef giydiğimiz ve aldığımız ürünlerde hala bunların mallarını alarak kendimize ve inancımıza kurşun sıktırmaya devam ediyoruz. Böyle, şer bir konumda bulunan bu terör hamisi devletin dünyadan tecrit edilmesi gerekirdi. Lakin işin içinde büyük babalarının büyük desteği olunca akan sular duruyor ve hakkın yerine güçlünün dediği oluyor. İsrail’e dur diyebilecek ve Yahudi zulmünü ortadan kaldıracak barış ve huzuru ihdas edecek bir uygulama şu bağlamda olur mu olmaz mı bunu yapacak bir cesur yürek çıkar mı bugünkü konjoktürde zor görünse de diyeceğim hakikat Osmanlı sonrası Orta Doğu Coğrafyasının barış ve huzura hasret kaldığıdır. Osmanlının adı bile en zor zamanlarda dahi kendilerini insanlık namına feda eden şecaat sahibi inanalar sayesinde gerçekleştirilmekte iken, Siyonizm’in ve İngiliz Emperyalizminin müşterek davası ile misyonu tamamlattırılan Osmanlı, tarihteki yerini hüzünlü ama yürek devlet olarak tespit ile gönüllerin devleti olma güzelliğine kavuşmuştur. Aklıselim sahibi hiç birisi çıkıpta bu konuda aleyhinde bulunamaz. Çarpık zihniyetliler dışında. Tarihe mal olan ve bugün onun külleri üzerinde bulunanlar bir Osmanlının Siyonizm’e karşı siyaseten tavır takınmasını kendileri açısından ön görmedikleri gibi stratejik konumlarını bir nevi İsrail’in bölgedeki konumu ile özdeşleştirme garabetinde bulunup, Kültürel Mirası inkâr ve red gibi kabulü mümkün olmayan işlere kalkışarak adeta kendi değer yargılarımızı ve kültürel dinamizmimizi hiçe sayarak, kendisiyle kavgalı hale gelmiş/getirilmiştir.

 14 Mayıs 1948’de Abdülhamit’in asla vermeye yanaşmadığı İslam topraklarında kurdurulan bu terör ve Siyonist devleti maalesef Ülkemiz 9 Mart 1950 yılında tanımış ve halkı Müslüman olarak tanıyan ilk ülke olarak tarihe geçmiştir. Bu kadar acelecilik neydi ki, hızla karar verildi ve tanınması sağlandı. Onun bölgede estirdiği terörü destekleyen Ülkelere bakınız, hepside batılı ve bize gerçekte düşman olan devletlerdir. Fakat kapitalizmin büyük oyunu hem nalına hem de mıhına göre hareket kabiliyeti geliştirip sadece menfaat temini olduğundan ve de İsrail’in bölgedeki varlığının düşmanı olarak radikal İslami guruplar ya da düşünceler olarak görüldüğünden, sırf bu kanaat bizde de yeni kurulan rejimin varlığına düşman olarak Kürt ve İslami guruplar ile radikal sol söylem olarak algılandığından dolayı, ABD emperyali özellikle halkının kahir ekserisi Müslüman olan coğrafyalarda kendine danışılan bir anlayış ve yönetimin iş başına gelmesini yeğleyip, kendi halkına silah çekmekten çekinmeyen örgüt ve düzenlemelerin yasalar nezdinde güç kazanmasına yardımcı olmuş ve küçük yavrusu ile ilişkilerin özelde kendi ekseninde yürütülmesi planını hep canlı tutmuş, onu kollayıp korumuş ve gerek  fiziken gerek askeri alanda, teknolojik alanda, tarımda sanayide kısaca her alanda gelişip güçlenmesini isteyerek  büyümesini sağlamış ve yılan bugün ejderhaya dönüştürülmüştür. İsrail tek başına dünyaya meydan okurken ve istediği yere bomba atıp yakıp yıkarken alışılagelen söylemleri hep bölgedeki varlığının korunması ve radikal İslami gurupların kendi varlığına düşman olarak algılanması gelmiştir. Ancak şu da bilinmelidir ki İsrail’i koruyan sadece ABD sermayesi yada yönetimi değil dünyada etkin olan ve Yahudi lobisinin her rejimde büyümeyi ve yönetimde bulunmayı ilk amaç edinen Siyonizm felsefesidir asıl gerideki gücü. Bu gücü ABD’de bulabilirsiniz, Rusya’da Çin’de, Hindistan’da bulabilirsiniz. Hatta İslam toplumunun yöneticileri içerisinde de onlara sahip çıkan zihniyet fukaralarını bile bulabilirsiniz, en küçük örnekle söylersem bugün Gazze Yönetimi ile Batı Şeria yönetimi arasında bile anlayış ve birliktelik aykırılıkları var. Biri bağımsızlığı ve bütünleşmeyi öngörürken, Batı Şeria Yönetimi İsrail eksenli düşünmeye devam etmektedir. Demek ki Gazze tek başına kalan bir küçük toplumsal birlikteliktir. Bu şuna benziyor. Üç büyüklerin sıradan Anadolu takımlarıyla maç yapması gibi. Velhasıl Gazze bugün kaderiyle baş başadır. Bu kadar halkı Müslüman olan Arap Dünyası var, Türkiye var, diğer Müslüman olan devletler ama hiçbiri biraz Türkiye hariç, israil’in karşısına çıkıp iki laf etmeye cesaret edemiyor. Mesela İran. Öyle bir yönetim zihniyeti var ki bu İran utanıp sıkılmadan terör örgütüne destek verip, bizi zor durumda bırakmak istiyor, o da olmadı Suriye içerinde ki kargaşada hem kendi halkına kurşun sıkan yönetime destek veriyor ve onların izlediği politikayı açıktan destekleyerek, Esad’ın yanında ve çizgisinde olduğu mesajını veriyor. Bu acem politikası ve zihniyetinin inancında samimi olmadığına bir işaret olduğu gibi, Müslüman toplumlarında neden bir araya gelemediklerini ve aynı telden çalamadıklarını da gösteren en önemli bir delildir. Bu kafa yapısı ve anlayışla onların ve de Müslüman toplumların bir araya gelerek büyük bir birlik oluşturmaları hayalden de öte artık kafalarda düşünülmesine bile izin verilmeyen tehlikeli olarak lanse edilen durum ve davranışlardır. Ancak Yüce Rabbim iz’inde bir hesabı olduğu hiçbir zaman unutulmasın. Şer güçler elbette bir gün belalarını bulacaklardır.

Demek ki bu bağlam da İsrail’e dur demek veya onu tecrit edecek fiil ve davranışlarda bulunmak kolay kolay göze alınacak davranışlardan olmasa gerek. Yani şu anda onu içinde bulunduğu terörizm tutumundan, destekçiliğinden vazgeçirip caydırıcı olacak ve ona güç yetirecek bir devlet ya da örgüt bulunmamaktadır. Öyle görünüyor gibi. Bu İsrail’e bugün ki konjonktürde kafa tutmak, kafa tutmaya çalışmak dişini göstermek ya da buna benzer bir teşebbüste bulunmak hakikaten cesaret işidir. Yürek gerektirir. O yürekte ne yazık ki bugünün politikacılarında bulunan değerler olarak pek görülmeyen özelliklerdendir. Herkes kendi derdinin içerisinde yüzmeye çalışmakta ve başkalarının derdini digergamlık olarak görmemektedir. Bundan dolayı borusu öten ABD ile ilişkiler hep onların istediği eksende yürütülmeye çalışılırken, hem de yavru İsrail’in de menfaatleri korunup gözetilerek sürdürülmeye çalışılır, buna uymayan yönetimlerde kendi içerisinde malum usullerle işbaşından uzaklaştırılarak yine rot balans ayarını istedikleri gibi yapmaya da devam ederler. O halde ABD ekseninde yürütülen ilişkiler gibi İsrail ile de aynı eksende ilişkiler yürütülerek birbirine denklik ve paralel bir yapı gösterilmesi artık elzem hale gelmiştir. Bunun da en basit anlamı Yahudi Şeriatına dayalı terör devletinin mevcut gücünü ve politik etkinliğinin ne kadar güçlü olduğunu gözler önüne seren ve dünya siyasetine yön veren bir işleyişin topyekûn uygulamasına dayalı bir birliktelik olarak görüldüğünün gerçeğinden başka bir şey değildir. Ve şimdilik bu devran böyle sürüp gitmektedir.     

(devam edecek)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık