• 20 Mart 2019, Çarşamba 9:08
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

BATI TERÖR İSRAİL İHANET

İslam ve Batı konusunda değerlendirmelerde bulunan hatta bu konuda uzmanlık alanına giren kapsamda birde kitap yayını gerçekleştiren Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın İbrahim KALIN; İslam ve Batıyı ele alırken önsözde şu değerlendirmelerde bulunur.”Tarih insanlığın ortak hafızasıdır. Fakat bu hafızayı tarih yapıcıları kadar tarih yazıcıları da belirler. Bugün İstanbul’dan Newyork’a, Bağdat’tan Pekin’e herkesin gündemini işgal eden İslam –Batı ilişkileri, bu ortak hafızayı kullanmamız ve paylaşmamız gerektiği konusunda önemli ipuçları sağlayan bir uygulama alanıdır. İslam ve Batı toplumları arasındaki etkileşim alanları, rekabet hissi, çatışma alanları ve uzlaşma zeminleri hangi dinamiklerden besleniyor? Bu süreçte din, tarih, siyaset, etnik kimlikler ne kadar rol oynuyor? Bu tarihi sadece savaşlar ve çatışmalar tarihi olarak okumak ne kadar doğru? Bu iki kültür be medeniyet havzası birbirlerini bundan sonra nasıl görecek ya da görmeli?

Sayın İbrahim KALIN Bey’in İSAM tarafından yayınlanan ve 2007 yılı Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Fikir Ödülüne layık görülen eserini siz kıymetli okuyuculara tavsiye ederken her okunan bir kitabın eksik kalan bir duvarın tuğla inşasını tamamlayan bir nesne olduğunu belirtmek isterim.Aslında okunan/yazılan  bütün kitaplar tek bir kitabı anlamaya yöneliktir.O kitap’da Yüce Kitabımız Kur’anı Kerim’dir.Rabbim okuyan anlayan yaşayan idrak eden kullarından eylesin.Amin.

Bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı Yeni Zelanda cami katliamından doğdu.Gözü dönmüş batı formasyonlu bir cani tamda Cuma namazında arkadaşlarıyla birlikte namazlarını eda eden Müslümanları hedef alıp      doğrudan Hilal-Haç mücadelesinin devam ettiğini kanıtlayarak,kinlerini nefretlerini düşmanlık ve bağnazlıklarını sundular.Bu sadece üç beş kişinin bir araya gelip planladıkları bir durum değildir.Bu cinayet şebekesi bilinçli bir şekilde tarihin sürecinden gelen Kabil zihniyetinin  temsilcileri,şeytanın aktörleri ve kötülüğün temsilcileridir.İslam kin ve öfkelerini toplu katliamlarla süsleyen bu kanı bozuk güruh,Anadolu’ya gelen Haçlı sürülerinin bugünkü yaşayan versiyonlarıdır.Bunlar basit islamafobi takıntılı olaylar değil,bilinçli bir haçlı saldırı organizasyonudur.Savaş devam etmektedir. Ve savaş dünyanın herhangi bir yerinde hatta hiç tahmin bile edilemeyecek bir yerinde islamafobi maskesi altında   sunuldu.Bakış açılarımız ortak bir kanaat tablo olarak bu saldırıyı netlikle görebilmeyi amaçlamalı.Yani anlamalıyız ki bu saldırı tamamen geçmişten gelen haçlı zihniyetinin islamı yeryüzünden kaldırmaya yönelik  Hilalin varlığına tahammül edemeyen  bir  saldırı yüklü tezgahıdır.Bu tezgahın içini dolduranlar kimler diye soracak olursak?Elbette bunun arka planını vermek ve doğru tespitte bulunmak gerekir.

Türkiye’nin Osmanlı misyonunu içine sindiren bir anlayışla tekrar kendini tarih sahnesine sürmesiyle bu saldırılar daha da arttı.Başarılı kılan etkenleri ve değer yargılarını keşfeden Türkiye adım adım koyduğu hedeflere yaklaşırken Batı’nın tahammülsüzlük ve sömürücü keyfiliği bu tabloyu kıskanma ve asla yoluna çıkmamamsı gereken bir engel  olarak gördüğünden  islamın en güçlü kalesi olma yolunda ilerleyen bir varlığı asla kabule yanaşmayacak olan Haçlı zihniyeti iki yüzlü batının güçlü sömürücüleri ile bunu engelleme yolunda akla hayale gelmedik dümenler çevirmeye başladılar.Dizginleri eline almaya ve kontrol etmeye yönelik bu tavırlar istekleri olmayınca çılgınca işlere yöneldi.Her atılan adım aslında güçlü bir Türkiye’yi frenlemekten ibaretti.Dikkat ederseniz o cami katliamını gerçekleştiren gavur dölleri sürekli olarak Türkiye,Erdoğan vb.konular üzerinde gergin yazılar yayınlamaya tehditkar davranışlar sergilemeye çok önceden ve birikimli olarak başlamışlar.Tabi bu dış güçler tarafından yani Haçlıların güçlü temsilcileri ve Siyonizm tarafından da desteklendi.

Araştırın aslını neslini bu kirli ve pespaye cinayet şebekesini besleyenlerin arkasında  CİA,MOSSAD ve diğer ekipler çıkacaktır.Türkiye’nin başarısını içerde istemeyen bir muhalefetle dışarıda takoz olan bir Haçlı güruhu Keçeci zade Fuat paşanın tespitini doğrulamaktadır.İhanet şebekeleri her türlü kirli oyunu yerli işbirlikçileriyle sahneye koymaya devam edecekler,asıl önemli olan içerdeki aymazların bunlara nasıl oluyor da çanak tutmaları.İşte benim anlamadığım bu.

Meselenin gerçek ve iç yüzünü anlamak istemeyen hatta bazı kesimlerce İslamafobi kılıfıyla sunulmak istenen bir art ekran görüntüsü vermelerini yadırgıyorum. İnsanlar nasıl bu kadar gaflet ve delalet içerisinde olabiliyorlar?Ve ben önce kendi içimizdeki bazı beyinsizlerin nasıl oluyor da bu batı denilen Kızılmaskeli Haçlı güruhuna meze oluyorlar onu ele almaya çalışacağım.Bundan dolayı bu yazı biraz uzayabilir sizlere sabırlar dileyerek okumanızı acizane tavsiye ediyorum.

10 Aralık 1997’de Milliyet Gazetesinde bir generalin demeci şöyleydi:”Türkiye İsrail ile geniş kapsamlı ilişki kurmakta belki de geç kaldı. Bu ilişkileri bölgede yalnız kalan iki adamın birbirini bulmasının öyküsü olarak da yorumlayabiliriz” şeklinde sarf edilen sözleri ile Türkiye ve İsrail’in birbirine muhtaç iki devlet konumunda olduğunu fikren beyan ediyordu.

Aslında bu sözlerde şaşılacak bir durum görmemek gerek. ABD’nin fren rot ve balans ayarı yaptığı Ülkelerde bu tür karşı düşüncelerin topluma rağmen serdedilmesi ve kendi halkının istek ve görüşlerine muhalif bir tutum sergilenmesi gayet normal, olağandışı bir şey olmayan ve kolaylıkla iki dudak arasında telaffuz edilebilen sıradan ifadelerdir. Her ne kadar halkımız nezdinde bu ifadeler surat astırsa da sonuç da  “devleti yönetenler iyi bilir bunda da bi hikmet vardır” kanısı bizde ağır aksak yürüse de neticede istenildiği gibi demeçler verilerek her şey halka rağmen yapılıyor denilir ve bunu yapanlar da, bir takım gerekçelerle tıpkı bir eski politikacımızın tabiriyle kendim için istiyorsam namerdim havasından esintili süslü püslü ve bir o kadarda aslında puslu ve karanlık demeçlerle sadece  “ halk içindir, devletin âli menfaatleri içindir”  diyerekten kendilerini haklı kefede tutmaya çalışırlar. 

O tarihler aralığında Ülkemiz yönetiminde gayet etkin bir konumda bulunan ve Cumhuriyetin Korunma ve Kollama yetkisinin kendileri dâhilinde olduğunu defaatle belirten bazı yetkinler İsrail’le olan ilişkilerde de olaya hiçbir zaman toplumun ruhunda bulunan İslam kardeşliği sevdasını ve gönül bağını görmezden gelerek hatta hiçe sayarak bakış oluşturdukları gibi, bölgede açık bir şekilde terör estiren, PKK’yı destekleyen, çete mafya ilişkilerinde başrol oynayan ve Ülkemizin kangreni haline gelen gizli örgütleri destekleme, onları madden ve manen besleme, her türlü yer altı gizli ilişkileri koordine etme, tetikçilik yaptırma gibi, ÜLKELERİ İÇTEN ÇÖKERTMEYE VE TOPLUMSAL BUHRANLARA SÜRÜKLEMEYE YÖNELİK İLLEGAL ÖRGÜTLERİ DESTEKLEYEREK sözde hem bizimle yaptığı anlaşmalara uymuş gibi görünüyor hem de terörün kıskacında bizi vurmaya çalışıyor olması ne yazık ki hala anlaşılamayan ve kabul edilmemesi gereken genel gerçekler olmasına rağmen ısrarla bu coğrafyada bela olan bu ilişkilerin dondurulmuş gibi hava estirilmiş haline büründürülerek yine sürdürülüyor olması bu şer devletin bir ağ edasıyla dünyaya kendini kabul ettirdiğini göstermektedir. (devam edecek)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık