• 26 Nisan 2017, Çarşamba 7:46
YUSUFERDOĞAN

YUSUF ERDOĞAN

1946 SEÇİMLERİ VE REFERANDUM

Ülkemizde batıdan ithal edilen demokrasya denemeleri beraberinde birçok sancılı halleri de getirmiştir. Yaşanılan bu dönemler içerisinde benim en çok dikkatimi çeken 1946 yılında yapılan seçimlerdir. Atatürk’ten sonra Cumhurbaşkanlığına seçilmiş döneminde, Türk Lirası üzerinden Atatürk’ün fotoları yerine bizzat kendi fotoğraflarını koydurmuş ve kamu kurumlarında da kendi resmini astırmıştır.

1946 yılındaki seçimler pek çok ilklerinde yaşanıldığı dönemdir. Bu seçim çok partili ilk seçimdir. Tek derecelidir. İlk erken genel seçimdir. Hatta buna ilk baskın seçimi de denir. Bu seçimde reyler alenen açık olarak kullanılmıştır. Fakat açıktan verilen reyler her ne hikmetse gizli olarak sayılmıştır. Yani böyle bir prensip uygulaması olamaz. Ve bunun adına da hemen konuya direkt giriş yapmam gerekirse, demokrasya da denilmemesi gerekir. Ben bilerek demokrasya kullanıyorum, çünkü üstad NFK bu tabiri kullandığı için benim de tercihimdir. Üzerinde Cumhurbaşkanlığı olsa bile hiçbir zaman CHP genel başkanlığından vazgeçmemiştir. Aslında onun vasfında en etkili olan CHP’lilik ruhudur. Ve hiçbir zamanda;  anayasal olarak tarafsız olması gerekirken, bilakis hiç tarafsız kalmamıştır, kendisi değişmeyen genel başkan olarak, hem 1946 seçimlerinde, hem de 1950 yılındaki seçimlerde bizzat CHP adına mitinglerde oy istemiştir.

Bu seçimde halkın karşılaştığı ya da demokrasya literatüründe bir ilki teşkil eden bizdeki uygulama halidir.Şöyleki iktidar olma hatta daha da ilerisi için söylersek Cumhuriyeti kuran parti olma avantajı ile devleti kendisi gibi görme zihniyetinin ağır basması ki; (o dönemde Avrupa’da etkili olan siyasi rejim uygulamaları da kendilerine rol model olmuştur),bizatihi sandığın üzerinde örtülü olan bir CHP   bayrağı,jandarmaların elinde dipçik, attığın oyu gösteriyorsun herkese.(Tabi atılan oyların büyük bir kısmı iktidar partisine verilmek zorunda vatandaş böyle bir tercihe zorlanmıştır).O dönemde il sayısı    bugünkü Şanlıurfa plakamız kadardı.Ve CHP içerisinden ayrılan muhalif grup ise ancak İstanbul kadar       sayıca teşkilatlanabilmiş,ve seçimlere katılıp katılmama konusunda tereddüt yaşamışlardı. İktidar partisi bu seçimleri öne alarak gerçekte DP’nin hemen her ilde teşkilatlanmasını önlemek istemişti     bunda da korkuları şuydu.Yıllardır bu ülkeye baskın ve kişi özgürlüğüne pek rağbet etmeyen tek parti iktidarı,kendilerini her şeyin üstünde gören  seçkinciler ayrıcalığı, ve bu ülkeye her ne gelecekse biz getiririz sizin bu geleceklere,yapılacaklara  aklınız ermez diyerek,jakoben bir anlayışla,dayatmacı halleri ve  halkçı olduklarını beyan etmelerine rağmen,halka karşı acımasız ve hakaretamiz davranmalarını neyle ve nasıl izah edebiliriz bunu anlamak mümkün değil.Denilse ki o zamanın siyasi şartları bunu gerektiriyordu.!Ama bu insanları ağır vergiler altında ezmek ve onları yok saymak anlamına gelmemeliydi.Üstelik bir başka özellikte bu 1946 seçimlerindeki;açıktan verdiğin oyların gizliden sayılması idi.Ne demokrasya ama.Ne insan hakları ve özgürlük anlayışı değil mi? Eğer böyle     bir uygulamayı DP ya da günümüzde herhangi bir karşıt görüşlü CHP muhalifi bir parti yapsaydı,bugün    onların dalkavukluğunu ve tellallığını yapan yalakaları,bunu hiç gündemden düşürmezler, demokrasya tarihimizin kara bir lekesi olarak lanse ederlerdi.Peki bizim böyle bir ifadeyi/cümleyi kullanmamamız için,ya da yok sayma hükmünde olmamamız için bir neden var mı?Yok.Öyleyse açıktan herkesin gözünün önünde jandarma dipçiği korkusuyla verdirilen oylar ve böyle bir uygulama ve oyların sadece      CHP yandaşları tarafından görülüp ilanı,ne şeffaflıkla ne insan haklarıyla bağdaşır bir durum değildir.    1946 seçimini kendilerinde zafer olarak görenler iktidarı kimseyle paylaşmak istemeyen üst düzey bürokratik elitist ve batı hayranı CHP yönetimidir. Baskıncı ve dine karşı acımasız tavır ve uygulamalarıyla her türlü rağmenciliğin alasını uygulayarak halkı canından bezdirenler,1950 yılındaki seçimlerde adeta hezimete uğramış ve bu seferde Adnan menderes düşmanlığı ayyuka çıkarak, gerek ordu içerisinde gerekse elit bürokratik devlet çarkında etkili yargı ve kamu kesiminde baskın ve çoğulcu sayıları ile sayı bakımından yönetimde olmasalar da, nüfuz ve etkinlik yönüyle yine ipleri ellerinden düşürmemişlerdir.

Cumhurbaşkanı İnönü 1950 seçimlerinde de meydandadır ve yine CHP’ye halktan oy talep etmiştir.   Aslında kendi demokrasya sayfasına baktığında CHP yönetiminin hiçbir şekilde başkalarını eleştirme    ya da karalama hakları olmadığını görmeleri gerekir. Şöyle ki; Bugün neyi ve kimi eleştiri konusu yapmışlarsa kendileri ya sayfalarını görmezden geliyorlar ya da inkâr edip işin kolayına kaçıyorlar. Peki böyle bir tarz onları eleştirmekten kurtarır mı? Hayır. Çünkü daha alasını kendileri yapmışlardır. Batının bize hediyesi olan bugünkü parlamenter sistemin artık uygulanmayacağına 16 Nisan 2017’de karar veren halkımız, zor da olsa bir tabu duvarını daha geçmeyi/yıkmayı başarmıştır. Günümüz modern devletlerde daha çok uygulama alanı bulan ve Ordu-Millet-Devlet anlayışına ve çağın gereklerine en uygun olan dahası bize özgü damarlarımızın heyecanını yansıtan ve ruhun bağımlılık zincirlerini kıracak olan Lidere bağlı güçlü yönetimler her zaman bizde başarılı olmuşlardır. Burada iki şeyi dikkatinize sunarım. Açıklamalarımda Ordu derken tabiî ki devletine bağlı kendi konum ve sınırlarını bilen, iç ve dış düşmanlara karşı her zaman teyakkuzda olan ve sivil yönetimden emir alan Ordu’dan bahsediyorum. Bulduğu her fırsatta yönetime isyan eden durumdan/ihtilalcilerden değil, bir başka açıklama yapmam gereken husus ise; bizim tarihi şerefle dolu gerek siyasi gerekse kültürel dinamizmimiz içerisinde, halkına liderlik eden devlet adamlarının öz verili çalışma ve gayretleri bizim devlete olan güven ve sadakatimizi daha da artırmıştır. Halkın nabzını tutan, onun diliyle konuşan ve canını ortay koyan her kim olmuşsa o halktan teveccüh görmüş ve halkımız bunu unutmamıştır. Mesela rahmetli Adnan Menderes ve Rahmetli Özal sevgileri hala günlük tazeliğini korumuyor mu? Neden gönül diliyle Yunus Misali konuştukları için.

Sonuç olarak yeni bir dönemin kapılarını aralayan Türkiye’de artık batı dayatması ve halka tepeden bakan sayısal çoğunluk yerine bürokratik elit oligarşiyi doğuran ve halkın seçimden seçime hatırlandığı parlamenter sistem yerine Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmiştir. Bunu hazımsızlık sayıp sağa sola şikâyet veya Türkiye düşmanlarıyla işbirliği ve ağız birliğine götürmeye varan basitliklerden kaçınmak ve yeni sisteme göre kendini yenilemek gerekir. Herkesin önüne bir şans kondu. Kendine güveniyorsan buyur er meydanı Kırkpınar senindir. Koy adaylığını kabul ettir halka kendini ve seçil. Kendi iradesine dayalı halkın/milletin seçtiği kararı yok saymak mümkün mü? Üstelik partinde umde olarak kabul etmişken. Kabul etmiyorsan çıkar onu ilkelerinden( programından). Kabul ediyorsan da o zaman milletin kararına saygı duy. Mesele budur.Bu kadar NET:


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık