• 06 Eylül 2018, Perşembe 8:31
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

KARDEŞLİK

Kişinin onuru, şeref ve haysiyeti gibi manevi haklarının korunması gayesiyle; iftira etmek,(1) alay etmek, kötülemek, kötü zan beslemek, kötü lakap takmak, başkalarının ayıp ve kusurunu araştırmak,(2) zina isnadında bulunmak,(3) gibi fiiller yasaklanmış; gıybet, kibir ve gurur(4) gibi kötü ahlâk ve davranışlar da haram kılınmıştır.

Sevgili Peygamberimiz, hem sözlü hem de uygulama olarak insanların maddi ve manevi haklarının korunmasına çok önem vermiştir. Prensip olarak; Müslümanı Müslümanın kardeşi ilân etmiş ve şöyle buyurmuşlardır:

“Müslüman, Müslümanın dilinden ve elinden emin olduğu kimsedir.”(5)   “Müslümanların kanları, malları, namusları ve şerefleri kendi aralarında kutsal Mekke kadar, hac ayları kadar saygındır ve dokunulmazdır.”(6)

Başka bir hadiste ise Peygamberimiz, kul hakkını ihlâl edenleri “müflis” olarak nitelendirmiştir. Buna göre o kişi ahirette; namaz, oruç, zekât gibi ibadetlerini yerine getirmiş olarak Allah’ın huzuruna gelir. Bununla birlikte öyle günah ve haksızlıklarla gelir ki, kiminin kanını akıtmış, kiminin malını yemiş, kimine de iftira etmiştir. Bu durum karşısında, onun ibadetlerinden elde ettiği sevaplardan alınıp hak sahiplerine verilir.

Eğer ibadetleri ve iyilikleri bu hakları ödemeye yeterli olmaz ise, hak sahiplerinin günahlarından alınıp, hakka tecavüz edenin günahlarına eklenir. Böylece sevapları elinden gitmiş, günahları ise, daha da artmış olur. Dolayısıyla müflis durumuna düşmüş olan bu kişi cehenneme atılmayı hak eder.” (7)  

Yine Peygamberimiz, diğer bir hadislerinde şöyle buyururlar: “Bir kimse, kardeşinin haysiyetine, yahut malına haksız olarak taarruz etmiş ise, altın ve gümüş bulunmayan günden (kıyametten) evvel onunla helâlleşsin. Aksi takdirde yaptığı zulüm nispetinde, onun iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyililiği yoksa, hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kişiye yüklenir.”(8) 

Hz. Peygamber, vefatından birkaç gün önce Hz. Ali ve Fazl İbn-i Abbas’ın kolları arasında Mescide çıktı, minbere oturdu. Allah’a hamd ve sena ettikten sonra:

“- Ey insanlar! Her kimin sırtına vurmuş isem, işte sırtım gelsin vursun. Kimin bende alacağı varsa, işte malım, gelsin alsın. Benim yanımda en sevgiliniz, üzerimde hakkı varsa onu bu dünyada isteyen veya helâl edendir. Böylece Rabbime yüz akıyla kavuşurum,” buyurdu.

Sonra öğle namazını kıldırdı. Namazdan sonra tekrar minberde göründü, aynı sözleri tekrarladı. Cemaatten biri, üç dirhem alacaklı olduğunu söyledi. Bu zat Rasul-i Ekrem adına bir fakire sadaka vermişti. Rasülüllah borcunu hemen ödedi. Sonra şöyle buyurdu:

“Ey İnsanlar! Kimin üzerinde başkasına ait bir hak varsa ayıplanmaktan çekinmesin, sahibine ödesin. Burada ayıplanmak ahirette mahcup olmaktan hayırlıdır.”(9)

Dipnotlar:

1-Nisa, 4/112

2-Hucurât, 49/11-12

3-Nur, 24/4, 6-9

4-Hucurât, 49/12; İsra, 17/37; Lokman, 31/18

5-Buhari, İman, 4-5; Müslim, İman, 64-65

6-Buhari, Hac, 132.

7-Müslim, Birr, 59.

8-Buhari, Mezalim, 10; Tirmizi Kıyame, 2.

9-İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, fi’t-Tarih III, 319, 320


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık