);*} İSLÂM’DA AİLE HAYATI (2)
  • 22 Şubat 2018, Perşembe 7:30
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

İSLÂM’DA AİLE HAYATI (2)

Çocuğu dünyaya getirmekle ailenin işlevi tamamlanmış olmaz. Bundan başka aile, çocukların beden, zihin ve ahlak bakımından sağlıklı ve dengeli yetişmelerinde birinci derecede rol almak suretiyle insanlığın her bakımdan gelişmesine ilk ve en önemli katkıyı sağlamaktadır. Tarihin çeşitli dönemlerinde ve çeşitli kültürlerde aile az çok değişik fonksiyonlar üstlenmişse de çocuklarla ilgili bu işlevleri kesintisiz devam etmiştir.

Çünkü diğer bütün canlılardan farklı olarak insan denilen canlı türünün fizyolojik, ruhsal, zihinsel ve ahlaki gelişmesi ancak kadın ve erkeğin sürekli birlikte yaşamaları, böylece uzun yıllar ilgiye muhtaç olarak yaratılan çocuklarını beslemeleri, her türlü tehlikeden korumaları, eğitmeleri, diğer maddi ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılamaya birlikte çalışmalarıyla mümkündür.

Bu yüzden Kur’an-ı Kerim’de çocukların yalnızca emzirilme dönemleri için iki yıllık bir süre belirlenmiş(1); ayrıca Kur’an ve Sünnetteki özel veya genel hükümlere dayanılarak fıkıh kitaplarında çocuğun doğumundan evlenip aile kurmasına kadar türlü ihtiyaçların karşılanması için anne-babaya birçok görev ve sorumluluk yüklemiştir. Bütün bu görevlerin yerine getirilmesi aile kurmakla mümkün olduğu içindir ki, Hz. Peygamber (sav): “Nikah benim sünnetimdir. Benim sünnetimden yüz çevirenler benden yüz çevirmiş olurlar” buyurmuştur.(2)

Ailenin Eğitim Sorumluluğu:

Eğitimciler aileyi ilk ve en etkili eğitim kurumu kabul ederler. Ailenin bu işlevi yalnız içe dönük bir faaliyet olmayıp genel olarak toplumsal ve ahlaki hayata da büyük bir hizmettir. Her ne kadar insanlar da öteki canlılar gibi evlenmeden çocuk dünyaya getirebilirlerse de, çocuğun uzun süren zahmetli bakımı ve din, toplum, hukuk gibi kurumların bireyden beklediklerini kazanmasını sağlamak anne tarafından tek başına yerine getirilemeyecek kadar ağır bir görevdir. Çocuğun maddi ve bedensel ihtiyaçları yanında dini, ahlaki, toplumsal ve mesleki eğitim-öğretime şiddetle ihtiyacı vardır.

Bu sebeple Kur’an-ı Kerim’deki “Ey inananlar! Kendinizi ve aile efradınızı yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun....”(3) mealindeki ayet, bütün Kur’an yorumcularına göre, aile reisini, eşi ve çocuklarının eğitim ve yaşayışından sorumlu kılmıştır. İslâm ahlak literatüründe çoğunlukla “terbiye”, “edep” ve “te’dip” kavramıyla ifade edilen bu eğitim hakkında  Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Hiçbir baba, çocuğuna güzel ve yararlı eğitimden daha değerli bir miras bırakamaz.”(4)

Şüphesiz çocuğa bu değerli mirası en iyi ailesi verir. Çünkü, çocuğun ilk tanıdığı, güvendiği, özendiği, sevdiği ve en köklü duygusal bağlarla bağlandığı kişiler ana ve babadır. Bu yüzden aile yuvasından yoksun kalan çocukların eğitim öğretiminde, hatta ahlâk ve ruh sağlığında ciddi problemlerle karşılaşıldığı bilinmektedir. Yapılan bir araştırmada ülkemizdeki hükümlü gençlerin "’sinin parçalanmış veya eksik aileden geldiği tesbit edilmiştir.(5)

Görevin ağır, yetkilerin sınırlı ve sorumlulukların devredilemez olması, aile üyelerinin çok iyi bir eğitim görmelerini, ailede eğitimin bir devlet sorumluluğu olarak yerine getirilmesini zaruri kılmaktadır.

Ailenin; kendisine, yeni nesle ve çevresine karşı çok önemli ve başkasına devredilemeyen görevlerini yapabilmesi için dinimiz, örf ve adetlerimizle kanunlarımız onu, bir çok yetkilerle donatmıştır.

Aile, öncelikle kendi üyelerine ve bu yolla da toplumun bütün üyelerine, insanlığın temel değerleri olan şu tutum ve davranışların kazandırılmaya başlandığı bir sorumluluk ortamıdır:

  1. Dini inanç ve ibadetin aşılanıp öğretilmesi;
  2. Kardeşlik duygusunun doğurduğu insan sevgisi ve paylaşma davranışının benimsetilmesi;
  3. Annenin örneklik etmesiyle şefkat, babanın tutumuyla da merhamet duygusuyla temas ve bunların uygulanması;
  4. Aile fertlerinin ilişkilerinde hakim olan hoşgörülü tavırların tanınması;
  5. Aile içindeki iş bölümü uygulamalarından görülerek kazanılan cesaretle kişilik sahibi olma;
  6. Bir aile tarafından aranan, yokluğu hissedilen kişi olarak, diğer üyelerin mensubiyet duygusundan kaynaklanan güvenlik içinde olma.

Aile, üyelerinin; birbirleriyle olan kan bağı, aynı mekânda yaşama, aynı değerleri benimseme, aynı mutluluk ve sıkıntıları paylaşma gibi biyolojik, sosyal ve psikolojik ortak yönleri, onların kendi içindeki insani duyguları doğurur ve geliştirerek pekiştirir. Bu gelişmenin istenilen seviyede sağlanabilmesinin tek şartı, aile üyelerinin birbirlerine karşı eğitim sorumluluğunu üstlenmeleridir.

Dipnotlar:

1-Bk. Bakara, 2/232; Lokman, 31/14.

2-İbn Mâce, Nikâh, 1.

3-Tahrim, 66/6.

4-Tirmizî, Birr, 33.

5-Sosyo-Kültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yayını, Ankara 1992, s. 344-345


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık