);*} İslâm dini açısından organ bağışı ve nakli-3
  • 23 Kasım 2014, Pazar 0:00
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

İslâm dini açısından organ bağışı ve nakli-3

Geçen hafta kaldığımız yerden devam edeceğiz.İnşaallah.

İslâm âlimleri, henüz yaygın bir uygulamanın bulunmadığı dönemlerden itibaren, bu konuyu gündeme getirmişlerdir. Asırlarca önce yazılmış kılasik fıkıh ve fetva kitaplarında, hayvanlardan insana kemik nakli ile ilgili hükümler yer almaktadır.

Ezher Üniversitesi’nin yayın organı olan “Mecelletü’l-Ezher’in 1930’lu yıllardaki bir sayısında Şeyh Yusuf Bedevi’nin Bu konuda geniş bir inceleme yazısı vardır. Mısır eski müftülerinden Şeyh Hasaneyn Mahlüf, “Fetavai Şeriyye” adlı eserinde, keza Ezher Üniversitesi öğretim üyelerinden Ahmet Şerbesinin  “Yeselüneke Ani’d-dini ve’l hayat” adlı 7 ciltlik külliyatında otopsi, kan ve organ nakli konularında ayrı ayrı ve geniş gerekçeli fetvalar bulunmaktadır. Asrımız alimlerinden Ezher fetva kurulu başkanı M.Abdullatif es-Sübki,  Ezher eski Rektörü Ali Cadül-Hak, Mısır eski müftülerinden M. Seyyid Tantavi, Bağdat Üniversitesi Öğretim Üyesi Vehbe Zuhayli ve Mekke Ümmül-Kura Üniversitesi Öğretim Üyesi A.Fehmi Ebu Sünne... gibi bilginler çeşitli eser ve makalelerinde bu konuda müspet görüş beyan etmişlerdir. Kuveyt “Evkaf ve Din İşleri Bakanlığı Fetva Heyeti nin İslâm birliği Genel Sekreterliği’ne bağlı “İslâm Fıkıh Konseyi” (Mecmeul-FıKhı’l İslâm) nin çeşitli toplantılarda otopsi, organ ve doku nakli, organ bağışı konuları tartışılmış, müspet kararlar alınmıştır. Ürdün’de münteşir “Hedyü’l-İslâm” adlı derginin 1399/1970 tarihli 9 ve 10’uncu sayısında yayınlanan ”Ürdün Fetva Komisyonu fetvasında konu Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 3 Mart 1980 tarih ve 13 sayılı kararına benzer şeklide ele alınmış ve aynı şartlardan söz edilmiştir. Son yıllarda çeşitli İslam ülkelerinde yayınlanmakta olan İslami Araştırma dergilerinde de konuya sıkça yer verildiği görülmektedir.

Bütün bunlardan, zaruret halinde, belli şartlara uyularak, organ ve doku naklinin ve organ bağışının dinen yasak olmayıp, aksine caiz, hatta gerekli olduğu ifade olunmaktadır.

Bunları özetlemek gerekirse:

1.Uygulamada insan sağlığını zedeleyen davranışlardan kaçınılmalıdır.

a)İnsan uzvu maddi çıkar ve menfaate âlet edilmemelidir.

b)Ancak ihtiyaç duyulan organın, gerektiği kadar kısmı, sağ insana gösterilmesi gereken itina ile alınarak, herhangi bir sebeple kullanılamayan organ veya parçanın, ne kadar küçük olursa olsun gelişi güzel bir yere atılmayıp, insan saygınlığına uygun şekilde defni sağlanmalıdır. “Zaruretler, memnu olan şeyleri mübah kılar.” (Mecelle, Madde: 21)Ancak, “Zaruretler, kendi miktarlarınca takdir olunur”. (Mecelle, Madde 22)

2.Kan ve deri gibi, zamanla kendiliğinden yenilenen doku ve organlar dışında, zaruret olmadıkça (ölüden temini mümkünse) sağ kişiden organ alınmamalıdır. Kalp, beyin, akciğer gibi, kişinin hayatının devamı için kaçınılmaz olan veya göz, el, dil gibi sağ kalması için kaçınılmaz olmasa bile, vücudun temel görevlerini tamamen veya kısmen aksatacak olan organların sağ kişilerden alınması, zaruret sebebiyle de olsa caiz değildir. Çünkü zarar izale olunur (Mecelle, Madde:20). Ancak bir “zarar, kendi misliyle izale olunamaz.” (Mecelle, Madde:25)

 

3) Ölüden organ alınabilmesi için, artık hayata dönmesinin mümkün olmadığının, yüzde yüz kesinlikle tıbben tespit edilmiş olması gerekir.

 

Görüldüğü üzere, organ ve doku nakli için, İslâm hukukçularının ileri sürdüğü şartlar, tıp bilginlerinin söylediklerinden farklı değildir. Dinimizde, tedavi maksadıyla kan, doku ve organ nakli ve bunların bağışlanması caizdir. Fakat bu konuda halkımız yeterince aydınlatılmadığı için, bunların temininde güçlüklerle karşılaşılmakta ve büyük paralar sarf edilerek, yabancı ülkelerden organ teminine çalışılmaktadır. O halde, bu konuda el birliği ile halkımızı aydınlatmamız gerekmektedir.

Halkımızın organ nakli ve bağışı konusunda en çok tereddüt ettiği konuların başında cismani haşr inancı, organların sorumluluğu ve kıyamet günü şahitliği meseleleri gelmektedir. Bu hususlara da kısaca temas edelim.

İslâm bilginlerinin ve kelamcıların çoğunluğu, ahirette haşrin cismani olacağı, insanın ruh ve bedeniyle birlikte diriltilip böylece haşrolacağı, hesaba çekileceği, ceza veya mükâfata muhatap olacağı görüşündedir. Kur’an-ı Kerim âyetleri de bunu doğrular mahiyettedir. (bkz. Tâhâ, 20/55); Hac, 22/5–7; Yâsin,36/78–79; Kıyàme, 75/3–4)

Âhirette haşrin cismani (bedeni) olacağı inancının, organ naklinin tereddütle karşılanmasında kısmen de olsa etkisi vardır. Ancak konu yakından incelendiğinde organ naklinin cismani haşir inancını zedeleyen bir yönü bulunmadığı, nakledilecek organın, tekrar asıl sahibine döneceği ifade edilebilir. Nitekim organların toprakta çürümesi, yanıp kül olması, hayvanlar tarafından parçalanıp yenmesi de onun tekrar asıl sahibinde haşrolunmasına engel değildir. Gerçekten Kur’an-ı Kerim’de, ahirette insanın bütün organlarının en ince ayrıntıya kadar toplanacağı belirtilmektedir. (bk. Kıyàme,75/3–4) Bu ve benzeri delillerden yola çıkan İslâm bilginleri de herkesin asli parçalarının kendisiyle haşrolacağı görüşündedirler.

Takma organın yeni sahibinde sevap veya günah işleyen bir kişinin parçasını oluşturması da tamamen bu yeni sahibiyle ilgili bir konudur. Çünkü sorumlulukta aslolan iradedir. Sorumlusu da organları kullanan şahıstır.

Kıyamet gününde organların şahitliği meselesine gelince, bu husustaki ayet ve hadisler, organların ahirette lisan-ı hâl ile konuşacağı şeklinde anlaşılabileceği gibi, Allah’ın huzurunda insanın hiçbir mazeret ileri sürme ve yalan beyanda bulunma imkânının olmayacağı, her şeyin apaçık ortada olacağı anlamında da yorumlanabilir. Bu konudaki ayetler (Nûr,24/24; Fussilet,41/19,21,22) gerçek anlamında alınsa bile, yine organ nakline engel bir delil teşkil etmez. Çünkü her şey Allah’ın bilgisi dâhilindedir ve organlar her bir bedende bulundukları süre içinde olup bitene şahitlik edebilirler.

Konuya genel olarak dini sorumluluk esasları açısından bakıldığında ise, öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, duygu, düşünce, akıl, inanç gibi manevi, rûhî özellikler, organların biyolojik yapısına bağlı olmadığından, organ nakliyle kişilik transferi olmamaktadır. Diğer taraftan İslâm, dini, cinsi, milliyeti, rengi, dini, konumu ne olursa olsun her insana, insan olarak bakmış ve eşit bir yaşama hakkı tanınmıştır. Şu halde, organ veren kimsenin veya organ verilen şahsın, fâsık yahut gayri müslim olması gibi şahsî durumlarından ötürü diğer tarafın dinen sorumlu olabileceğinin ileri sürülmesi de doğru olmaz.

İslâm tedaviye önem vermiş, her insana tedavi olmada eşit haklar tanımış, bir insana hayat vermeyi bütün insanlığa hayat verme mesabesinde görmüştür. (Maide, 5/3) Buna göre, organ nakli açısından müslüman ile gayr-i müslim, dindar ile fâsık ayırımı yapılması doğru olmaz. Kaldı ki, doğruya hidayet eden de, eceli takdir eden de Allah’(c.c.)tır. Sorumlulukta herkesin kendi hür iradesi esastır. Bu sebeple, müslüman veya dindar olmayana organ vermenin, onun günah işlemesine yardımcı olmak veya ömrünü uzatmak olarak değerlendirilmesi İslâm’ın bu konudaki genel esasları ile bağdaşmaz.

Yüce Allah(c.c.) Kur’an-ı Kerim’de:

   “Kim bir kişiyi ölümden kurtarırsa sanki bütün insanları kurtarmış gibi sevap kazanır.” (Maide,5/32) buyurmuştur. Sevgili Peygamberimiz(s.a.v.) de bir hadis-i şeriflerinde:

“Allah katında amellerin en üstünü, bir mü’minin gönlüne sürur vermek, onu sevindirmektir”([1]) buyurmaktadır.

Bildiğiniz gibi, günümüzde bazı hastalar ancak kan, doku ve organ nakli ile tedavi edilebilmekte; aksi halde bunlar ya hayatlarını kaybetmekte veya sıkıntı içinde ömürlerinin sonunu beklemektedirler. Böyle bir kişinin sağlığını kurtarmak, ona yeniden hayat kazandırmak büyük bir sevaptır. Ölümünü beklerken, yeniden hayata dönen bir insanın, sevincine ve kurtuluşuna vesile olan kişiye duyduğu sonsuz minneti ve duaları, elde edilebilecek en büyük mutluluktur.

Dipnot:

[1]Suyûti, el-Câmus-sağir, (Şerhi Feyzul-Kadir ile birlikte) 1/167,Hadis No: 200, Mısır, 1356/1938

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık