);*} Hz. Mevlânâ?ya göre hayatın anlamı (1)
  • 13 Aralık 2015, Pazar 12:38
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

Hz. Mevlânâ?ya göre hayatın anlamı (1)

 

            İnsanoğlu, yaşamak istediği hayatın anlamını kavramak, gerçek manada insan olabilmek için; Nereden geldim? Nereye gideceğim? Niçin yaratıldım? Nasıl bir hayat yaşamalıyım? Hayatı anlamlı kılmak için neler yapmalıyım? … gibi soruları kendine sormuş ve bu soruların doğru cevaplarını bulabilmiş midir?

 

 Bu sorunun “evet” ya da “hayır” tarzında tek kelimeyle cevaplandırılması mümkün değildir. Çünkü insanlık tarihi bu konuda kınanan insanlara da şahit olmuş, hayatın anlamını kavrayan dolayısıyla bu sorunun cevabını bulan erdemli insanları da tanımıştır.

 

 İşte Mevlânâ Celaleddin Rumi, bu erdemli insanlardan birisidir. Ölümünün üzerinden asırlar geçmiş olmasına rağmen, O’nun insanlığa sunduğu mesaj tazeliğini korumakta, insanlar bu mesajlarda kendini bulmakta, bu mesajlarla hayatın anlamını kavramakta, bu mesajlarla aydınlığa ve güzelliklere doğru yol bulmaktadırlar.

 

            Kur’an-ı Kerim’de “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım…”([1]) buyurulmuş, Hz. Peygamber de “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”([2]) hadisiyle, sözü edilen konuda hem yol göstermiş hem de bu yolun nasıl bir donanımla aşılabileceğine işaret etmiştir.

 

 Buna göre insanın yaratılış gayesi, kendisini yaratan mutlak gücü tanımak ve O’na karşı görevlerini yerine getirmeye çalışan iyi bir kul olabilmektir. İşte Mevlânâ kulluk bilincine ulaştığı gün, sevincinden nara atmış ve kulluk mertebesine erişme sevincini “Ben kul oldum, ben kul oldum, ben kul oldum…”  ifadeleriyle cihana duyurmuş, ancak bu beyanın boş bir slogan olmaktan öte bir anlam ifade ettiğini, “Bu can bu tende olduğu müddetçe ben Kur’an’ın kölesiyim. Ben Hz. Muhammed’in yolunun toprağıyım.”([3]) sözleriyle dile getirmiş, böylece sözü edilen kulluğun Kur’an-ı Kerim’e ve Hz. Peygamber’e uyularak gerçekleştirilebileceğini bildirmiştir.

 

            Mevlânâ’ya göre hayatın anlamını kavrayabilmek için, şekli ve sureti aşmak, Hakk’ı hakikati görmek, O’na yönelmek, nefsin parmaklarını gönül gözünün üstünden kaldırmak gerekir. O, hakikatin görülmesinin önemini ve nasıl görülebileceğini şöyle dile getirir: “Kimin kalbinde kapı açılırsa gönül semasında yüzlerce güneş görür. Fakat iki parmağını iki gözünün üstüne koy, bir şey görebilir misin? İnsaf et. Sen görmesen de dünya yok değildir. Kusur ancak şom nefsin parmağındadır. Kendine gel! Gözünden parmağını kaldır da ne istiyorsan gör.”([4])

Mevlânâ’ya göre, insanın nefsinin sultasından kurtulup, ârifâne bir nazarla hayata ve olaylara bakması, dar kalıpları aşarak gerçekleri görebilmek için hakikat ufkuna nazar etmesi gerekir. Bunun temini için ise, ilahi rızayı elde etme yolunda canla başla çalışmayı tavsiye eder.

 

            Mevlânâ, idrak edilen zamanı en ideal biçimde değerlendirmeyi, şimdiki zaman itibariyle idrak edilen ömür sermayesinin her saniyesini bilinçli olarak Allah rızasına uygun bir biçimde geçirmeyi, ilerlemenin, başarıya ulaşmanın vazgeçilmez bir şartı olarak görür. O, zaman açısından sahip olunan fırsat ve imkânları iyi kullanmanın önemini belirtir ve hangi yaşta olursa olsun bu gerçeğin değişmeyeceğini hatırlatarak şöyle der: “Yaşadığın zamanın fırsatını elden kaçırmadınsa vaktin adamı da, genci de, yaşlısı da sensin”. ([5])

 

Mevlânâ, helâl kazanç için çalışmak ve el emeği, alın teri ile yani hak ederek kazanç elde etmek ve helâl lokma yemenin maddi hayatın devamı için gerekli olduğu gibi, manevi, yönden yücelmek ve yükselebilmek için de olmazsa olmaz bir şart olarak görür. O, bu konuda şöyle der: “Nur ve kemali artıran lokma, helâl kazançtan elde edilen lokmadır. İlim ve hikmet helâl lokmadan doğar, aşk ve rikkat helâl lokmadan meydana gelir. Bir lokmadan bilgisizlik ve gaflet meydana gelirse, sen o lokmayı haram bil. Lokma tohumdur, mahsulü fikirlerdir. Lokma denizdir, incileri fikirlerdir.([6])

 

Dipnotlar:

1-Zariyat, 51/56

2-Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II/381

3-Mevlana, Rubailer II, Çev. M. Nuri GENÇOSMAN, Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara 1971, s. 44

4-Mevlana Celaleddin Rumi, Mesnevi, Çev. Veled İZBUDAK, İst. 1953, c.4, s.186

5-Mevlana, Rubailer, II/132

6-Mevlana, Mesnevi, I/132

 

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık