);*} Hz. Mevlâna ve insan sevgisi-1
  • 14 Aralık 2014, Pazar 0:00
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

Hz. Mevlâna ve insan sevgisi-1

Hayatı:

İslâm tasavvufunun  mümessillerinden büyük Türk mütefekkiri ve şâiri, Mevlevî Tarikatının Pîri  Mevlâna Celâleddin Rumî, 30 Eylül 1207’de İslâm kültür ve medeniyet tarihinde önemli bir yere  sahip olan Belh’te dünyaya  gelmiştir.

Babası  “Sulltânü’l-ulemâ lâkabıyla  tanınan Muhammed Bahaüddîn Veled’tir. Annesi Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mü’mine Hatun’dur. Bahâüddin Veled, Moğol tehlikesini sezmiş olacak ki, ailesiyle Belh’ten göç etmeye karar verir. 1212  de başlayan bu yolculuk, Bağdat, Kûfe  yolundan Mekke’ye, dönüşte Şam, Malatya, Ercincan-Akşehir ve nihayet Lârende (Karaman)’ye kadar uzanır. Bu sırada Mevlâna henüz beş yaşındadır.

1226 yılında Karaman’da  Gevher Hatun’la evlenir. Bu evlilikten 2 oğlu (Sultan Veled ve Alaaddin) dünyaya gelir. Daha sonra eşi  Gevher Hatun’u  kaybeden Mevlâna Kerrâ Hatun ile evlenir. Bu evlilikten de 2 oğlu  ve bir kızı (Muzaffereddin, Emir Âlim Çelebi ve Melîke Hatun) dünyaya gelir.

1228 yılında, Mevlânâ’nın babası Bahaüddin Veled’i, Selçuklu Sultanı 1. Alaaddin Keykubad Konya’ya dâvet eder. Âile bundan sonra Konya’ya yerleşir. Bahaüddin Veled 1231’de Konya’da vefat eder.

Mevlâna, ilk derslerini ve tasavvufî terbiyesini babası Bahaüdin’den  alır. Babasının vefatından sonra ise, Seyyid Burhaneddin’den, Halep’te Kemaleddin b. Adim’den ders almış, Şam da Muhyiddin İbnü’l-Arabi, Saadeddin el-Hamevî, Şeyh Osman Rûmi Evhadüddin Kirmânî ve Sadreddin Konevî ile sohbetlerde bulunmuştur.

Mevlana uzun yıllar süren eğitimi neticesinde tefsir, hadis, fıkıh, lügat, Arapça gibi  ilimleri tahsil etmiş, asrının önde gelen bilginlerinden olmuştur. Mevlâna’nın 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile buluşması onun maneviyatı üzerinde derin ve değiştirici bir tesir icrâ etmiştir. Her bakımdan coşmaya hazır bir ruh hâleti  içinde bulunan Mevlânâ, bu bulaşma ile yanardağ gibi coşmuştur.

 

Mesnevî, Divân-ı Kebir, Fîh-i Mâfih, Mecâlis-i Seb’a, Mektubat… gibi önemli eserler bırakan Mevlânâ; yalnız müntesip olduğu Türk milleti için değil, bütün insanlık için bir şeref âlemi bir kültür cihânı olarak, Yunus Emre, Âşık Paşa, Nesimî, Fuzûlî, Nef’î, Nâbî…. gibi pek çok büyük şâirlere ve  mütefekkirlere ilham kaynağı olmuştur.

Mevlânâ 17 Aralık 1273 günü bu âlemden göçerek Hakk’a kavuşmuştur.([1])

 

Şahsiyeti ve İnsan Sevgisi:

Mavlâna medresede âlim, câmide vâiz, evde iyi bir eş ve örnek bir baba, altmış bin beytin üzerindeki manzum eserleriyle büyük bir şâir, mutasavvıf, mânâ eri ve gönüller sultanıdır.

Bütün eserlerde insanlara fazilet ve meziyet yollarını öğreten; güzel huyları methedip, kötülükleri yeren Mevlânâ, bütün bu öğütleri öncelikle kendi yaşayışında tatbik etmiş, Hz. Peygamber’in ahlâkı onun için örnek olmuş, düşünce ve davranışları bu çizgide şekillenmiştir.([2]) Kendisinin iki kaynaktan (Kur’an ve Hadis’ten) ilham aldığını  bir dörtlüğünde şöyle ifade eder:

“Camın bedenimde oldukça Kur’an’ın kuluyum,

Seçilmiş Muhammed’in yolunun toprağıyım.

Birisi, sözlerimden bundan başka bir söz naklederse;

Ondan da şikayetçiyim ben, bu sözden de şikayetçiyim.”([3])

Mevlânâ eserlerinde insanı yüce bir varlık olarak görür. Zira insan yalnızca su ve topraktan yaratılan et, kemik ve kandan ibâret bir yaratık değildir. İnsan: Allah’ın emânetini  -dini- yüklenmiş, meleklerden daha üstün olan ve Cenab-ı Hakk’ın  tecellisine ayna olarak yaratılan ulvî bir varlıktır. Allah(c.c.) kendi ruhundan ruh üfürerek insana can vermiş,([4]) melekler insana secde etmişlerdir.([5]) Fakat insan, yaratılışındaki yüksek gayeyi ve kendisindeki cevheri sezdiği zaman insan olur. Yoksa bu dünyadaki diğer canlılardan farkı kalmaz. Mevlânâ’nın Mesnevi’si ve diğer eserlerinde anlatılanların özü bu gerçeklerdir.

Mevlânâ; kadın-erkek, çocuk-yaşlı, hasta-sağlıklı, Müslüman-Hıristiyan, iyi-kötü, zengin-fakir, sultan-kul demeden; her insanı Hak nûrundan bir parça olarak görür. İnsanlığa bu gözle bakan Mevlânâ’nın, insanlara davranışlarında hep hoşgörü ve sevgi buluruz.

Dipnotlar:

1- Geniş bilgi bkz. Türk Ansiklopedisi; M.E.B. Yayınları C:10, s. 106 vd.;  Mâhir İz (Merhum); Tasavvuf, İst. 1969; Mehmet ÖNDER: Gönüller Sultanı Mevlânâ, Konya 1959; Arif ETİK (Merhum) Şems ve Mevlânâ, Konya 1982, s. 9 Vd.; Kâmil YAYLALI- Mevlânâ’da İnanç Sistemi, İst.1975, s. 92 vd; Dr. Hasan ÖZÜNDER; Konya Velileri, Konya 1980 s. 41 Vd; Yrd.Doç.Dr.Emine YENİTERZİ Mevlânâ  Celâleddin Rûmi, Ankara 1995 s. 1-17

2- Yrd. Doç. Dr. Emine YENİTERZİ Mevlânâ Celâleddin Rûmi, T.D.V. Yayınları, Ankara 1995, s. X111, 19

3- Muhammed Veled (İzbudak) Efendi; Rubâîyyât-ı Mevlânâ, İst.1312, s. 252

4- Bkz.Secde Sûresi; Ayet: 9; Sâd Sûresi; Âyet: 72

5- Bkz.Secde Sûresi; Âyet: 73


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık