);*} Hazırmıyız Sultan Geliyor?
  • 14 Haziran 2015, Pazar 0:00
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

Hazırmıyız Sultan Geliyor?

Üç ayların sonuncusu olan Ramazan ayının özellikle Türk toplum hayatında müstesnâ bir yeri vardır. Türkler, Ramazan’ı yılda bir defa gelen önemli bir misâfir olarak kabul eder ve hazırlıklarını buna göre yaparlar.

 Her yıl Ramazan ayı yaklaşırken neşe, hareket ve bir canlılık görülür. Ramazan ayı faziletlerle dolu bir aydır. Ramazan ayı, hayır ayı, yoksullara ve düşkünlere yardım ayı ve bütün anlamıyla Kur’an ayıdır.

 

            Toplum geleneğimizin canlı ve dipdiri bir tezâhürü olarak Ramazan; yıllık takvimimiz içinde hatırı sayılır bir ağırlığa sahiptir. Kendileri, aylar içinde sultanlıkla taltif edilen bir payenin sahibi olarak kandillerle karşılanıp, bayramlarla uğurlanır. İftar, sahur ve teravih gibi ibâdet neşvesinin ötesinde mânâlar taşıyan bu merasimleriyle de sultan olmanın ayrıcalıklarını yaşar.

 

Daha kendisi gelmeden, önce kandilleri gönderip; sonra kendileri teşrif eden Sultan Ay Ramazan, sosyal iklimde meydana getirdiği değişiklik ve yumuşamayla da müstesnâ bir imtiyaza sahiptir.

 

            Ramazanın diriltici özelliği, bütün insanlığı huzura ve saâdete kavuşturmak için yeryüzüne gönderilen Kur’an-ı Kerim’in bu ayda inmeye başlamasından,([1]) bin aydan, yani seksen küsür yıllık bir ömürden, daha hayırlı olan Kadir gecesinin([2]) bu ayda bulunmasından kaynaklanmaktadır.

 

 Ayrıca, İslâm’ın beş esasından biri olan oruç, bu aya tahsîs edilmiştir. Ramazan mevsiminin günâhkâr kullar için yeniden kendine gelme, canlanıp ayağa kalkma ve şeytanın vurduğu prangayı koparma fırsatı verdiği şu hadiste açıklanmaktadır: “Ramazan ayı gelince cennet kapıları ardına kadar açılır. Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar prangaya vurulur.”([3])

 

Ramazandaki en önemli ibadetimiz oruçtur. İnsan beden ve ruhtan meydana gelen bir varlıktır. Bir insan, varlığını meydana getiren bu iki unsurdan biri lehine veya aleyhine dengeyi bozacak olursa, mutlaka huzursuz olacak ve bu rahatsızlığı daima hissedecektir.

 Oruç, beden ve ruh dengesini sağlayan en kolay ve en pratik bir araç ve ibâdettir. İnsan iradesini güçlendiren faktörlerin başında oruç, önemli bir yer işgal eder. Başka zamanlarda bir saat dahi sigarayı bırakamayan sigara tiryakilerinin, Ramazanda oruç müddetince sigara içmeden durmaları, orucun insan iradesini ne derece güçlendirdiğinin en güzel örneğidir. İrade zayıflığının insanı suça ve hataya ittiği de bir gerçektir. İşte oruç, iradeyi kuvvetlendirmek için en güzel egzersizdir.

            Oruç bir esaretten kurtulma temrini, insanı hükmü altında tutan alışkanlıklar ve nefsani ihtiyaçlara karşı bir başkaldırma provasıdır. Alışkanlıkların, yeme-içme gibi faydalısı; kumar, içki gibi zararlıları vardır. Her iki çeşidiyle alışkanlıkların mahkûmu olmak, gerektiğinde onlara karşı duramamak eksikliktir, irâde zayıflığına delâlet eder, tavizlere sebep olur.

 Sabahtan akşama kadar iradesiyle aç ve susuz duran, şehvetini dizginleyen insan, en hayatî alışkanlık ve ihtiyaçlarının da esâretinden kurtulmuş demektir, gerektiğinde bunlardan fedâkârlık edebilecektir.

            Orucun heyecan ve korkulara, sinir ve şuur bozukluklarına karşı büyük ve müsbet etkileri olmakta, özellikle sert ve ağır ruhî bunalımlara karşı sinirlerin dayanma gücünü artırıcı etkisi bulunmaktadır. Böylece oruç, bir taraftan insanı ruhen ve fikren rahatlatırken, diğer taraftan da gurur ve kibir diktatörlüğünü yıkarak zararsız hale getirir, insanın ruhî ve mânevi hayatını dengeler.

            Oruç, insanı iç dünyasına döndürmektedir. İnsan, kendi düşünce ve davranışlarını ince ince tetkik etmektedir. Aşırı ve huzuru bozan ne varsa onu terk etmektedir. Bu iç dünyada geçmişle hesaplaşma vardır. İyi olarak neler yapılmıştır, iyi olmayan neler vardır? Oruçlu iyi olanı, kendisini ve etrafını huzura kavuşturacak olanı yapar.

            Oruç insanın Allah’a itaat ve teslimiyetle bağlandığı ve bu sayede azim ve iradesinin güçlendiği bir ibâdettir. Oruç, Allah’ın ihsan ettiği nimet ve faziletleri tercih ederek bedenî arzuları yenmek ve nefsî baskılara tahammül etmek demektir. Orucun esas gayesi, insanlara nefsî ve bedeni arzularını yendirerek irade ve şahsiyetini güçlendirmek ve böylece âhirette takdir olunan nimetlere onları ulaştırmaktır.

           

Dipnotlar:

1-Bkz. Bakara, 2/185

2-Bkz. Kadir, 97/3

3-Buhârî, Savm,5; Müslim, Sıyam,1-2


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık