• 30 Kasım -1, Pazartesi 0:00
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

Eşitliğin ve Fedakârlığın Sembolü HAC ve KURBAN-1

 

 

Hac, İslam’ın beş esasından birisidir. Hem mali ve hem de bedeni bir ibadettir.

Hac, hicretin 9. yılında farz kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü, Kur’an-ı Kerim ve sünnette bildirilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de; “…Yolculuğa gücü yetenlerin  haccetmeleri, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır…”([1])  buyrulmuştur.

Sevgili Peygamberimiz de, “İslâm beş temel üzerine kurulmuştur, bunlar: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.”([2]) buyurmuşlardır.

Hac, bilindiği şekliyle Hz. İbrahim’e kadar uzanan bir ibadettir. Kur’an ve hadisler bize, Hz. İbrahim’in haccından, insanları hacca çağırmasından bahsetmekte,([3]) Kabe’nin ve hac menasikinin tarihçesine işaret etmektedir.

Dünya ve Ahiret hayatı açısından önemli bir dönüm noktası olan hac, samimi ve ihlâslı bir şekilde yerine getirildiği zaman, müslümanı günahlarından arındırır, onun Allah katındaki derecesini yükseltir, cenneti kazanmasına vesile olur, kişiyi ahlâken olgunlaştırır. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Kim Allah için hacceder de, kötü söz ve davranıştan sakınır ve günahlara sapmazsa–kul hakları hariç- annesinin onu dünyaya getirdiği günkü gibi günahlarından arınmış olarak döner.”([4])

Hacceden kimselerin Allah katındaki değerleri çok büyüktür. Bu sebeple Yüce Allah, onların içtenlikle yapacakları duaları geri çevirmez. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Haccedenler ve Umre yapanlar Allah’ın misafirleridir. Kendilerine dua ederlerse, dualarını kabul eder, bağışlanma dilerlerse onları bağışlar” ([5]) buyurmuşlardır.

Allah’ın emrettiği her şeyde şüphesiz insanlar için maddi ve manevi pek çok hikmetler vardır. Bu şaşmaz gerçeğe göre haccın da pek çok hikmetleri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:

Hac, müminin hem malı, hem bedeniyle ifâ ettiği bir ibadet şekli olup, tümüyle Allah’a teslimiyetin ifadesi, bireysel plânda da nefsî bir eğitimdir. Zorluklara, sıkıntılara göğüs germe, fedakârlık, paylaşma, yardımlaşma ve kardeşlik duygularının gelişimi ve öğretimidir. Hac, gerçek eşitlik yansımasıdır. Aynı giysiler; bunun çarpıcı sembolüdür. Hac tam anlamıyla bir yola çıkıştır; belirli bir zamanda bir noktadan bir diğerine coğrafi bir yer değiştirme  değildir. Fakat kendinden, yakın çevresinden,önceden sahip olduğu alışkanlıklarından, yerleşik toplumsal ve tarihsel yargılardan, benimsenmiş bilgilerden şuurlu bir  ayrılıştır. Diri bir arayışı mümkün kılan bu ayrılış, kesinlikle ötekiyle bağı koparmak değildir.Yani Allah’ın yüceltici çağrılarını görünen alemin sonsuz tezahürlerini bilincin yeniden kabullenişidir.

Hac, bütün İslâm dünyasından inananların dil, renk, soy ve coğrafi bölge farklılıklarına rağmen, aynı  amaç için bir araya gelmelerine ve böylece kolektif bilincin oluşumuna imkân veren evrensel bir olaydır. Bu haliyle hac, Müslümanlar arası etkileşim ve iletişim için bir fırsattır. Başlangıçta yabancı olan bu insanlar, kısa bir sürede ortak duygu, düşünce ve amacın gizemli motivasyonuyla, aynı toplumun bireyleri olduklarının bilincine vararak, tüm hayatları boyunca unutamayacakları dostluklar kurarlar. Hac menâsiki süresince bu iletişim güçlenir, hacılar, ayrı renklerin, dillerin, giyimlerin, kültürel farklılığın hikmetini anlarlar. Böylece hac, uluslar arası  barışın, birlikteliğin ve dayanışmanın da fırsatını bahşeder. Müslümanlar, kardeşlik duygularıyla birbiriyle tanışıp, karşılıklı görüş alış-verişinde bulunurlar; problemlerine, insanlığın ortak sorunlarına çözüm arayışlarına katkı sağlarlar.([6])

Kâbe, Yüce Allah’ın ibadet edilmek üzere yeryüzünde inşa edilmiş bulunan ilk mabedidir. Gerçi Allah mekândan münezzehtir, eve de muhtaç değildir, ama yine de Kâbe’ye Beytullah (Allah’ın evi) denilmiştir. Burada Kâbe’nin Allah’a izafe ve nispet edilmesi; O’nun şeref ve ehemmiyetini göstermek içindir. Kâbe, aslında bir semboldür. Kâbe’den daha çok onun temsil ettiği ve anlatmak istediği mana önemlidir. Kâbe’ye  ta’zim ve hürmet, onun sahibine ta’zim  ve hürmet manasına gelir.

Kâbe’yi  ziyaret ve hac, en eski dindarlardan ve peygamberlerden günümüze kadar sürüp gelmiş olan bir ibadet şekli ve her zaman samimi bir şekilde bağlı kalınan güzel bir hatıradır. “Haniflik” denilen bu tatlı hatırayı yaşatmak, bu gücü düne bağlaması bakımından son derece önemlidir. Her türlü menfaatten ve ihtirastan sıyrılarak kayıtsız ve şartsız Allah’a teslim olan ve samimi bir fedakârlığın en güzel numunesi bulunan Hz. İbrahim’le  Hz. İsmail’in aziz hatıralarını barındıran bölgenin, buna ilâveten İslâm’ın doğduğu ve yayıldığı yerlerin, son peygamber Hz. Muhammed’le arkadaşlarının faaliyet gösterdikleri sahaların inananlar tarafından ziyaret edilmesi gönül dünyasına çok şeyler kazandırır.

 

Dipnotlar:                                                                                                                                                                    1-Âl-i İmran, 3/97

2-Buhari, İman, 2; Müslim, İman, 5

3-bk..Hac, 22/27-28

4-Müslim, Hac, 437 (Hadis No: 1349); İbn-i Mâce, Menâsik, 3 (Hadis No: 2888)

5-İbn-i Mâce, Menasik, 5 (Hadis No: 2892)

6-Doç. Dr. Mehmet BAYYİĞİT, Türkiye'de Hac Olayı, T.D.V. Yayını, Ankara 1998, s. 18-19

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık