• 03 Mayıs 2015, Pazar 0:00
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

Dinin fert ve toplum hayatındaki yeri-1

İnsan ruhunda kendini ilk belli eden faktör duygudur. Bir tarife göre duygu, ruhî güçlerin, güdülerin ve davranışların açığa çıkmasıdır. Bir başka deyişle duygu, şuur altından şuura çıkarak kendini belli eden sestir. Bu duyguların en derin ve köklülerinden biri de din duygusudur. Bu kavram Din Psikolojisinde, türlü dinî objeler karşısında beliren birçok dinî duyguların ortak adı olarak kullanılmakta ve "dinî duygu" bir realite olarak kabul edilmektedir.

Bu realiteden hareketle psikologların çocuk psikolojisi üzerinde yaptıkları bilimsel araştırmalara göre şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır: "Dinî inancın tohumları hiç şüphesiz insan ruhunda bulunmaktadır", "Büyük bir ihtimalle her çocuk Tanrı'nın varlığına inanmak için hazır durumdadır", "Dinî duygu insiyakî bir temayüldür."

Batı dünyasındaki ilmî araştırmalarda ulaşılan bu sonuç konusunda İslâm'ın beyanı daha açık ve kesindir. Buna göre insanda din duygusu fıtridir. Yani insan bu duyguya doğuştan sahiptir; Allah tarafından bu duygu üzere yaratılmıştır. Fıtrî demek, bütün insanlarda, insan olmalarından dolayı yaratılıştan ortak olarak bulunan genel özellikler demektir.

 İste din duygusu da beşerin yaratılıştan sahip olduğu bu ortak özelliklerindendir. Nitekim bir ayet-i kerimede şöyle buyrulmuştur: "Ey Muhammed! Hakka yönelerek kendini Allah'ın insanlara yaratılışta verdiği dine ver. Zira Allah'ın yaratışında değişme yoktur; işte dosdoğru din budur, fakat insanların çoğu bilmezler.”([1])

Hz. Peygamberin aşağıdaki hadis-i şerifi de çocuğun İslâm inancını kabule elverişli olarak temiz dinî duygu üzere doğduğunu açıkça belirtmektedir: "Her doğan çocuk İslam fıtratı üzere doğar. Sonra ebeveyni onu yahudî, hıristiyan veya mecusileştirir".([2])

İnsan madde ve manadan, bir başka deyişle beden ile ruhtan meydana gelmiş bir bütündür. Bu bütünü oluşturan maddî ve manevî unsurların her birinin kendine göre istek ve ihtiyaçları vardır. İnsanın sağlıklı bir biçimde büyüyüp yetişmesi için bu ihtiyaçların hiçbirisinin ihmâl edilmeden dengeli bir biçimde karşılanması gerekir. Yemek, içmek, teneffüs etmek, uyumak gibi biyolojik ihtiyaçların karşılanması bedenin sağlığı ve gelişmesi için ne kadar zaruri ise, inanmak, güvenmek, sevmek, sevilmek, sığınmak, tapınmak, öğrenmek, haz duymak, mutlu olmak gibi manevi ihtiyaçların karşılanması da ruhun sağlığı ve gelişmesi bakımından o kadar zaruridir.

Ruhun ihtiyaçlarını karşılayacak ve onu yüceltecek en önemli, güvenli ve sağlıklı kaynak dindir. Çünkü insanı, yalnızlığında, topluluk içinde, her zaman, her yerde ve her şart altında denetim ve gözetim altında tutan, ona yerine göre güç, yerine göre korku veren, onu cesaretlendiren, teşvik eden veya frenleyen en yakın ve en güçlü duygu din duygusu, iman duygusudur.

Duygu Psikolojisinin tespitlerine göre duyguların yüzeysel olanları vardır, derin olanları vardır. Duygunun derinliği, onun değerini, tesirini ve sürekliliğini de gösterir. Bu bakımdan kişiliği oluşturan ve onu yansıtan da bu derin duygulardır. Din duygusu, kişiliği oluşturan bu derin duyguların basında yer alır.

Kişi, ruhunun derinliklerinde hissettiği din duygusunu sıhhatli bir şekilde geliştirmedikçe, ruhî ihtiyaçlarını samimi ve doğru bir inançla karşılamadıkça, maddî ihtiyaçları ne kadar karşılanırsa karşılansın, huzur ve mutluluğa kavuşamaz. Nitekim davranış psikolojisinin son psikiyatri denemeleri, inançsız insanın bir boşlukta olduğunu göstermiştir.

Modern Psikolojinin yeni tesbit ettiği gerçek, Kur'an-ı Kerim'de gayet açık bir şekilde şöyle dile getirilir: "Kendisine ortak koşmaksızın, Allah’ın olun. Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki o gökten düşüyor da kendini kuşlar kapıyor veya rüzgâr uzak bir yere sürüklüyor gibidir."([3])

İnsanı bu boşlukta savrulmaktan kurtarıp onun sarsılmaz bir şekilde yere sağlam basmasını sağlayacak olan imandır. Allah'a inanma ve O'na sığınma, insanı güçlendirir; yüceltir; olgunlaştırır; fazilete sevkeder.

İnsanın korkup kaçtığı en büyük duygu, yok olma duygusudur, insanı ölümden korkutan da bu duygudur. Bu duygunun tek tedavi yolu dinin âhiret inancıdır. Ahiret inancı, mükâfat veya ceza yeri olmaktan öte, insanın yok olma duygusunu ortadan kaldırdığı ve hep var olma isteğine cevap verdiği için önemlidir.([4])

Din aslında, Allah'ın yarattığı bütün iyi ve temiz şeylerden, israfa düşmeden tamamıyla istifadeyi tavsiye eder. Ve aynı zamanda herkesin üzerine inanç ve ibâdet olarak bir takım vazifeler yükler ki, temel hedefi insan ve tabiat ahengini korumaktır. İnsan ile eşya arasındaki ilişkiyi, fertlerin ve bütün insanlığın faydasına uygun olarak tanzim etmek ister. Bu noktada şunlar düşünülebilir; kendi faydasına olan, ruh ve beden sağlığına uygun düsen bir yola bütün insanların koşarak girmesi beklenir. Akıllı bir varlık olan insanın, her-şeyden önce kendi hayatını iyi ve doğru bir şekilde tanzim etmesi gerekir.([5])

Dipnotlar:

1-Rum Suresi, 30

2-Buhari, Cenaiz, 80

3-Hac Suresi, 31

4-Yrd. Doc. Dr. Ahmet GÜRTAŞ, Atatürk ve Din Eğitimi (Basılmamış Doktora Tezi) Konya 1993. S: 9, 10, 11. 12.

5- Doç. Dr. Hâlis AYHAN, Din Eğitimi ve Öğretimi, D.İ.B. Yayınları, Ankara 1985, S: 24.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık