• 17 Temmuz 2016, Pazar 11:57
ŞükrüÖzbuğday

Şükrü Özbuğday

Dinimizin ilim ve ilim adamlarına verdiği önem (2)

 

  Hz. Peygamber, âlimleri peygamberlerin vârisleri kabul etmiş,([1]) öğrenenin de öğretenin de ecir ve mükâfatta eşit paylara sahip olacağını([2]) ve insanların en hayırlıları sayılacağını([3]) belirtmiştir.  Hatta başlangıçta maddî bir karşılık bekleyerek ilim öğretmek ayıplanmıştır.([4])

 

İslâm cehâlete karşı âdeta savaş açmıştır. İslâm’ın en büyük düşmanı cehâlettir. O’nun için İslâm öncesi Arap sosyal hayatına cahiliyle ismi verilmiştir.

 

İslâm, cahiliyyeye son vererek ilim ve irfan çağını açmış, ümmiliği yok etmek için mücadeleye girişmiş, okur-yazar sayısını artırmak için tedbirler almıştır. Bu cümleden olmak üzere fidye vererek hürriyetlerine kavuşamayacak durumda olan Bedir Savaşı esirleri, on müslümana okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakılmışlardır. Böylece İslâm, savaş halinde olduğu putperestlerin Müslümanlara öğretmenlik yapmalarını bile kabul etmiştir. ([5]) Ayrıca yeni Müslüman olmuş kabilelere öğretmenler gönderilmiştir.([6])

 

İlim ve fen aklî seviyeyi geliştirdiği için İslâm, ilmi bütün Müslümanlara farz kılmıştır, herkesi bununla mükellef tutmuştur. İslâm’a göre eğitim-öğretim bir mecburiyet olarak kabul edilmiştir. Cahilin sorması ve öğrenmesi; âlimin öğretmesi ve bildiğini söylemesi görevidir. İslâm’a göre bilenin ilmini esirgemesi ve cahile bildiğini söylememesi (ilmi ketmetmesi) yasaklanmıştır.([7])

 

Müslümanlar, İslam’ın bu benzeri emir ve tavsiyelerine uyarak ilme sarılmışlar, ilimlerin her dalında ilerleyerek medeniyete hizmet etmişlerdir. Zâten Kur’an-ı Kerim, birçok vesilelerle Müslümanları, akıl ve fikirlerini kullanarak, âlemdeki varlıklar ve olaylar üzerine dikkatlerini çekmektedir.

 

Yerlerden, göklerden, yıldızlardan, yağmurdan, buluttan, rüzgârdan, aydan, güneşten, bitkilerden, ağaçlardan hayvanlardan, denizlerden, karalardan ve daha nice şeylerden bahseden Kur’an-ı Kerim, bunlardan ibret almaları için insanları uyarmaktadır. Bu nedenle Müslümanlar, çevresini ve çevresindeki olayları incelemek, onlardan ibret almak hissini duymuşlar, dini ilimlerde olduğu gibi diğer ilim ve fen dallarında da değerli çalışmalar yapmışlardır. Bir Türk Şâiri her çeşit ilmin alınması gerektiğini şöyle ifade eder:

 

Ulûmun cümlesin kesbe haris ol,

Sakın bir ilimle kalma keselden.

Kamû ezhâra konmağıyla arı,

İki cevher verir şem’u aselden,

Birisi bir nurdur verir ziyayı,

Halâs eyler biri nice ilelden.

 

Yani: Bütün ilimleri öğren, tembellik gösterip biriyle yetinme. Arı, bütün çiçeklere konup bal toplar ve iki cevher verir; biri mum olup ışık saçar, biri de nice dertlere devâ olan baldır.

 

 

 

 

Dipnotlar:

1-Bkz. Buhâri, ilim, 10.

2-Bkz. İbn-i Mâce, Mukaddime, 17.

3-Bkz. Dârîmî, Muhaddime, 25.

4-Bkz. Buhârî, İcâre, 16

5-Prof. Dr. Süleyman ULUDAĞ, İslâm’da Emir ve Yasakların Hikmeti, T.D.V. Yayını, Ankara 1989, S.150,151.

6-Geniş bilgi için bkz.Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, terc. M. Said MUTLU, İst. 1966, C.1 S:100 vd.

7-Bkz. Bakâra. 146; Âl-i, İmran, 187; Nisa,37.

 

 

 

 

 

 

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
yukarı çık